FİNANS ÇAĞI KÜRESELLEŞME ÇAĞIDIR
28 Kanûn 2012 În
Gerçekte ekonomi topluma ait, toplumun yarattığı kutsal değerler bütünü iken, nasıl olurda topluma karşı, toplumu içine almayan ve hiç alakasız mekân-alan ve araçlarla ekonomiyi öz anlamından ve amaçlarından uzaklaştırıp, paranın, kâr ve sermayenin, tekellerin kurbanı haline getiririz.
Dicle Tekman
21.yüzyıla girişle birlikte dünya ekonomisin de liberalleşme politikasının öne çıkmasıyla, kapitalist sistem finans çağa giriş yapmış, sistem küreselleşmiştir. Günümüz de finans çağ; küresel finans, küresel kapitalizm, küresel sermaye, küresel ulus-devletler haline gelerek dünya ekonomisi süper güçler tarafından ( ABD, ALMANYA, FRANSA, İNGİLTERE, JAPONYA, İSRAİL, ) yönetilmektedir. Biliniyor finans! Bir şeye yatırım yapmak demektir. Örneğin; Petrol, finans çağının üzerinde en fazla prim yaptığı temel sektördür. Fakat daha fazla kâr, sermaye kazandığı faktörler de vardır, savaş gibi. Çünkü her şey sıcak PARA içindir. Finans çağının temel özelliği, para kurumunun başat duruma geçmesidir. Bu demek oluyor ki, finans çağı aynı zamanda para çağıdır. Bu süper güçler dediğimiz ülkeler, sermayenin etkin araçları olan banka, kredi, senet, borsa vb. kurum ve kuruluşlarla toplumu paraya bağlamakta, adeta parası olmayan yaşam savaşını kaybetmiş gibi toplumu bu kâğıt parçalarına muhtaç bırakmaktadır. Devletler paraya bağlıdır, bu anlamıyla Para tam bir devlettir, yani devletin devleti de paradır. Ekonomi bile paranın elinde oyuncak gibidir. Oysaki ekonomi toplumların yarattığı emek, değer olgusu ve kutsal bilinen öz yaşam kaynağıdır. Kadının kutsal mesleği olan Ekonomi, bugün finans kaynağı olan savaş makinelerinin, çevreyi yaşanmaz hale getiren termik santraller, nükleer silahlar ve temel insan ihtiyaçlarıyla hiç alakası olmayan fuzuli ürünler üreten imalathaneler, borsalar, faiz, fiyat oyunlarına çevirmiştir.
Uluslar arası Finans kaynaklarının merkezleri
Peki, bu para oyunları nasıl dönüyor, kimler tarafından dizayn ediliyor ve finans çağının gelişmesini sağlayan örgüt, kurum ve kuruluşlar hangileri oluyor bunlara kısada olsa bir göz atalım. Öncelikle, şu süper güç olarak saydığımız ülkelerin ortak yürüttükleri bir Dünya bankası var. Resmi adı, Uluslar arası imar ve kalkınma bankası. Diğer adıyla uluslar arası finansman kuruluşu. Bu bankanın fonksiyonu, az gelişmiş ülkelere ve ekonomik sıkıntı çeken devletlere kredi vererek kendisine bağlıyor. Tabii bu bazı ilkeler ve projeler üzerinden yürütülüyor. Örneğin; bir ülke doğal gaz veya Petrol satın alacaksa ya da, bu Su da olabilir ki, şüphesiz çok yakında su üzerine savaş ve ticaretler de gelişebilir, bunun için o ülke krediye bağlanarak dünya bankasına borçlanıyor. Yani kredi demek, borç olarak verilen ve faizle ödenmesi gereken paradır. Bu para hem de faizi ile birlikte elbette küresel sermayenin cebine gidiyor. Bu şekilde borçlu olan birçok ülke var ve bu ülkeler ülkesinin sosyal, siyasal, ekonomik vs. problemlerine çözüm gücü olduklarını zannederken tersine daha fazla krizlere yol açan bir konuma düşmektedir. Bir diğer banka ise, İMF (uluslar arası para fonu ) adıyla geçen ve 24 saat piyasa ve borsaları alt-üst eden uluslar arası ticaret örgütü. Bir kumarhaneyi hatırlatan bu teşkilat gayet organizeli çalışmakta, topluma bir uyuşturucu gibi alıştırılmaktadır. Bir de buna bağlı merkez bankalar var, devletin para çıkartıp para piyasasını denetleyen kredi politikalarını ve faiz oranlarını düzenleyendir. İnsanoğlu bu kâğıt parçasının adeta bir esiri gibidir. Onun için kırk takla atar, katil olur, ama bilmez ki onu ( parayı ) korumak istediği bu örgütler aslında para emicilerdir. Halkın parasını yatırım adı altında piyasa ve borsa oyunlarına sunarak her gün yükselen para değeri ve artan para halkın kesesine değil de devletin bankasına veya kasasına gidebiliyor. Peki, bu para daha sonra nereye akıyor dersiniz? Kuşkusuz savaşa. Yalnızca ortadoğu tablosuna bakalım; her gün çatışma, isyan, direniş, katliam ve yoksulluk had safhada, kadın-çocuk genç-yaşlı demeden ve gözünü kırpmadan düğmeye basan Para emiciler aynı zaman da birer Kan emicilerdir.
Finans çağında yürütülen savaşlar hem toplum içinde iç savaşlara( faşizme ) yol açarken aynı zaman da devletlerarası ulusal, bölgesel, dinsel ve mezhepsel savaşlara da yol açmaktadır. Bu savaşların temelinde sermayenin oluşumu ve paylaşım vardır. Tüm dünya bankaları bugün en fazla savaşa yatırım yapıyor ve yine en fazla bu alanda finans sağlıyor. Küresel finansın yeni sömürge politikası öyle doğrudan uygulanmıyor. Çok inceden ve çeşitli yöntemlerle toplumu ve devleti iradesiz kılıp teslim alma amaçlarıyla finans kapitalin araçlarına bağlayıp, tüm sanayi ve ticaret tekellerini kontrolü altına alarak mal ve emtia üzerinden pazarı geliştiriyor. Eğer bu gün dünyanın dört bir yanında çatışma ve savaşlar sürüyorsa finans çağ en fazla savaşa endekslenmiş gelişimini ve silah ticaretini bu yoldan sağlayarak sermayesini büyütmüştür. Hava tekniğinden tutalım en gelişmiş füze kalkanlara kadar adeta yeni savaş tanrılarını yaratmış gibidir. Gündeme Petriot füzeleri girmiş. NATOnun sözde savunma silahları: kimi kimden savunuyor ki, savunmadan çok bana saldırı silahı gibi geliyor. Devletlerin birbirini tehdit eden ve en fazla toplum üzerinde Özel ve Psikolojik savaş rolünü oynayan bir silah. Hatırlarsanız IRAK-ABD savaşında bu net görülmüştü. Finans çağın temel karakterinden bir diğeri, psikolojik savaş taktiklerini kullanarak toplum üzerinde güvensizliği yaratıp toplumu yıldıran ve sistemle bir dengede kalma pozisyonunu oluşturarak teslim almayı uygulamaktadır. Bunun temel araçları olan TV, radyo, internet ve basın-medya yoluyla yapmaktadır. Bu anlamıyla, Küresel finans aslında, küresel savaş demektir. Şunu iyi bilelim ki, finans çağını erkek egemen sistemden ayrı ele alamayız. Finans çağ uygarlık sisteminin en zirvede olan aşamasıdır.
Küreselliğin zirvesinde Para ve sömürü
Dünya coğrafyasına bir bakalım, en zengin petrol kaynaklarına sahip olan ülkeler en fazla yoksul olan ülkeler konumuna getirilmiş, Üçüncü Dünya ülkeleri dedikleri bunun bir örneğidir. Sanayi ve ticaret alanının en geniş olduğu ülkeler de halk açlık sınırında, küresel sömürge kendi çıkarı ve başarısı için yok etmeyeceği bir toplum, kurutmayacağı bir ülke veya coğrafya yoktur. Latin Amerika, Asya ve Afrika ülkelerine uyguladığı ekonomi politikasıyla borçlu devletler haline getirilmiştir. Bazıları soğuk savaş döneminden beri dünya bankasına borçludurlar. Ekonomik işgal bir toplumu düşürme, çökertme ve çözmenin en barbarca yöntemidir. Bir zamanların imparatoru olan ABD dahi dünya bankasına borçludur. Sermayenin küreselleşmesinden bu yana, dünyada ekonomik krizler ve onun doğurduğu toplumsal sorunlar daha fazla artmakta toplumlar bir çıkmaza sürüklenmektedir. Finansman kuruluşların başını çeken teknoloji, telekom ve sanal dünya yine kültür-sanat, moda ve reklam vb. araçlar bireyde veya toplum üzerinde ciddi etki yaratmaktadır. Toplum bu türden araçlara bağımlı kılınarak zihnen ve ruhen boşaltılmakta, duygusuz, ruhsuz, aynı robotumsu homojen bir toplum biçimi yaratılmaktadır. Bu toplum biçiminde açığa çıkan bireyin tek iletişim aracı kuşkusuz, teknolojidir. İnsanlar sokaklarda ellerinde telefon adeta üç maymunları oynar gibiler. Yanı başlarında adamı veya kadını öldürürler, dönüp bakma tenezzülünde bile bulunmazlar, yaşlı kadına araba çarmış hiç oralı bile olmaz, at gözlüğü gözünde yoluna devam eder. Kısacası toplumda insanlar birbirine karşı duyarsızlaştırılmış, insan değeri, sevgi, saygı denilen şey yitirilmiş teknoloji dünyası maneviyatı öldürmüştür. sanal yaşam bir nevi ayakta ölümdür. Maddiyatın öne çıktığı yerde maneviyatı aramak, samanlıkta iğne aramak gibi bir şey, İnsanın insanla, insanın toplumuyla bağı, ilişkisi kalmamış vicdan ve ahlak toplumdan koparılmıştır.
Sanal dünya insan zihnine enjekte edilerek gerçek yaşamdan koparılıp, insani duygu ve düşüncelerden uzaklaştırarak agresif, şiddet, nefret, öfkeli, krizli bir kişilik yaratmıştır. Son dönemde özellikle gençlerde yaşanılan psikolojik-ruh hali onları film kahramanlığına özendirerek toplu katliamlara yol açan olayların yaşanmasına neden olmuştur. ABDde buna benzer olaylar sık sık yaşanmaktadır. Bir öğrenci eline silah alıp, elini kolunu sallayarak okula girip öğretmenini ve arkadaşlarını kurşuna dizebiliyor. Yine sokak ortasında, her kesin gözü önünde bir adam eşini, çocuklarını, kardeşini katledebiliyor. Türkiye de bu tür olayların bir kurbanı. Her gün yaşanılan cinayetler, katliam, hırsızlık, intiharlar, işsizlik ve daha binlercesi: Yaşanan bu olayların sorumlusu elbette ki küresel ulus-devletler, küresel kapitalizm ve küresel sermayedarlardır. Sistemin kendisi krizli bir sistemdir. Sürekli krizler yaratarak kendisini ayakta tutmakta kâr ve sermaye alanında Pazar ve ticaretin önünü açmaktadır. Halkın üretim ve tüketim alanlarına el atarak tekeli oluşturup mal ve emtia üzerinden kara borsayı, tefeciliği vb. geliştirerek, ticaret ve sanayi alanlarını genişletmektedir. Ticaret alanında mal stoku mal kıtlığı gibi sürekli oluşturulan krizler bilinçli bir yöntemdir. Kapitalist tekelin meta üzerinden halka uyguladığı hileli, kandıran ve bu politikalarla halkın emeğini boşa çıkaran yaklaşım özel şirketler yoluyla da sermayeyi küreselleştirir. Günümüz de PLAZA merkezleri bunun için kurulmuştur. Uluslar arası şirketler ve ticaret örgütleri toplumun emekleri üzerinden kazanç sağlayarak sermayeyi kendi cebine indirirken faizi ise dünya bankasına gitmektedir. Ekonomik alanda ne işçiye, ne esnafa, ne kadına ne de toplumun tümüne yer yoktur. Kâr ve sermaye her zaman Elit bir kesimin elindedir. Finans kapitalin ayakta kalabildiği tek güç, kuşkusuz Para gücüdür. Para kimde ise güç onda, iktidar ondadır. Peki, bu böylemi devam edecektir?
Elbette hayır! Finans çağ bugün en fazla yine ekonomi alanında sıkıntı yaşamaktadır. Dünya ülkelerinin içine girdiği toplumsal krizler finans çağını da etkilemekte ve giderek kaosa sürüklenmektedir. Yazının başlarında da belirttiğimiz gibi Ekonomi, finans çağının elinde oyuncak gibidir. Gerçekte ekonomi topluma ait, toplumun yarattığı kutsal değerler bütünü iken, nasıl olurda topluma karşı, toplumu içine almayan ve hiç alakasız mekân-alan ve araçlarla ekonomiyi öz anlamından ve amaçlarından uzaklaştırıp, paranın, kâr ve sermayenin, tekellerin kurbanı haline getiririz. Eyer ki bu toplum yaşamın tüm kutsal değerlerini ( özgürlük, eşitlik, kardeşlik, kültür, ahlak, ekonomi vb. ) kendi inşa etmişse, yeniden inşa edebilme iradesine ve potansiyeline de sahiptir.
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
