Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $rootPath in /home/komunar/public_html/tr/includes/settings.php on line 49
SANATÇI ARİF’TİR... | Komunar.NET

SANATÇI ARİF’TİR...

12 Nîsan 2013 În

Sanat kendi diliyle özeldir ve kültürün öz birikimini yansıtır.

Ekîn RONÎ
Demokratik toplum için sanat yapmak isteyenler, anlamlı bir yorum veya üslup geliştirmek için toplumsal anlamak ve tanımak durumundadırlar. Bu toplumsal yaklaşımı taşıyan sanat ve sanatçılar, toplumsal-kültürel kimliklerin varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlamada her zaman ciddi bir katkı sunarlar. Toplumsal kalkış, kıyam ve direnişlerde önemli bir rol oynayabilirler. Toplumu anlayarak ve tanıyarak yapılan sanat, daha anlamlı bir sanat olur. Bu konuda özenle belirtmek gerekir ki, toplumu tanıyarak yapılan sanat, tanınan ve farkına varılan toplumun gelişimine de büyük bir katılım sağlar. Toplumsal çözümleme olmadan, anlamsız bir şekilde yapılacak sanatın da paradoks bir durum olarak, toplumun gelişiminin önünde engel olacağı belirtilebilir. İçinde toplumsallığı barındıran sağlıklı bir sanat ile toplumsallıktan kopmuş-hasta bir sanat arasında önemli farklar vardır. Bu durumu kültürlü sanat ile uygarlaştırılmış kültürsüz sanat olarak da dile getirebiliriz. Demokratik bir toplum için yapılacak sanat ile elit medeniler (medeni, şehirli, burjuva) için yapılacak sanat ayrımını doğru yapmak, sanatın niteliğini de belirleyecektir.Demokratik kültürle ele alınan sanat toplumu birleştirirken, egemenlerce uygarlaştırılarakkültüründen boşaltılmış olarak sanat, toplumsallığı dağıtır bir özellik taşır. Günümüz açısından bu ikilemi, demokratik komünal sanat ile kapitalist modernite sanatı olarak değerlendirmekte mümkündür. Sağlıklı, canlı ve yaşayan sanat ile hasta, cansız ve ölü sanat ayrımını bu çerçevede yapıyorum.Sanattaki öz ve biçim, bu iki farklı yaklaşımla ele alınmalıdır.Yaşayan sanatın özü ve biçimi ile ölü bir sanatın özü ve biçimi arasında bir bakışta anlaşılır  farklar vardır. Bu farkı görmek için kamil olmak gerekmez. Sadece göz lazımdır. Hem de gönül gözü. Gönüller ve gözler kör değilse herkes tarafından bu fark çok rahat görülebilir.
   
Bazı sanatçıların kabiliyetlerini doğru temelde değerlendiremediklerinden bahsedilir. Bu doğru değerlendirememe ve sanata hakkını tam olarak verememeden kaynaklı birçok sorun yaşanıyor. Sanatta orta sınıf anlayışı ve zihniyeti ile yapılan sanat bu sorunların başında gelir. Devrimciliğin ve örgütlülüğün zayıf olduğu alanlarda, orta sınıf ya da küçük burjuva milliyetçi anlayışlar var olan ideolojik ve politik boşlukları doldurarak, toplumdan kopuk ve sıradan bir yaklaşım ile sanata tersinden bir rol oynatır, sanat bu şekilde devrimci işlevinden koparılmaktadır. Sanatçı yeteneği bu şekilde toplum hayrına olmayan bir eda ile harcanır. Sanatçılar açısından en temel sorunlardan birisi bu gibidir. Hangi sanat? Sorusuna doğru bir yanıt vermek, sanat içinde anlamlı-anlamsız yada güzel-çirkin ikileminde tarafını belli etmektir. Sanatı işlevli hale getirmek, ona anlam kazandırmak aynı zamanda sanata bir rol oynatmak ve hem sanatın hem de toplumun gelişiminin önünü açmaktır. Anlam kazanmak, devrimci içerik kazanmaktır. Anlam yitimi ise yanlış anlayışların sanatın mayasını bozması ve oportünistleştirmesi manasına gelir. Bu biçimsizlik yaratır. Yıkılan öz şekilsizlik oluştururken, yetkinleşen öz ise tam tersine manevi hissiyata bir biçim kazandırır.
   
 Kültürlü sanat anlamlı ve demokratik zihniyetli sanattır.
   
Kültürleşme yolunda anlamlı bir sanat, topluma çok katkı sunar. Halkların demokratik uluslaşmasında bu rol yerine tam olarak getirilirse, toplumsal mücadelede önemli bir sıçrama da yaratılabilir. Özgürlük mücadelelerinde kültür ve sanat çalışmaları, üzerindeki baskılara rağmen bu rol kısmen oynanmıştır. Bu tamamen bilince çıkarıldığı anda hiç bir güç artık demokratik bir kültür ve sanat hareketinin önünde duramaz. Başka bir deyişle kültürel soykırım faaliyetlerininher yönüyle sonugelir. Tam tersi durumda ise anlamını yitirmiş bir estetik dünyadan bahsedilebilir.
  
 Sanat kendi diliyle özeldir ve kültürün öz birikimini yansıtır. Mantıkla değil şiirsellikle-düşsellikle yüklü olarak, manevi-kültürel duyumunu-yetkinliği ifade eder ve yoğun bir haldir. Sanat, toplumsal anlamın ve derin duyguların bilincini içinde taşır.Bunun içindir ki bir toplumda, sanat yapma amacını taşıyan insanların çoğalması, yaşamı sevenlerin çoğalması demektir. Demokratik mücadelelerin büyüdüğü ve serpildiği zamanlarda artan yaşam sevinci sanat çalışmalarını da her zaman olumlu olarak etkilemiştir.Diğer manevi değerin yanı sıra, hakiki sanatla bir araya gelen toplum; sömürgeleşmeye, asimilasyona ve soykırıma karşı kendini koruyan toplum olur.Burjuva kesimlere ve orta sınıfa dayanan ‘sahte’sanat ise, toplumdan kopuk ve uzakolduğu kadar toplum-kırıma da açık bir toplum yaratır. Bu ‘sahte’ sanat yapıcıları hangi toplum içinden çıkarsa çıksın, kendilerini ne kadar halkçı ilan ederlerse etsinler, o toplumun kimliğinin görünür kılınmasına değil, tam tersine kimliğin bozulmasına ve dağılmasına hizmet ederler. Hakiki sanatı yapmak için toplumu manevi olarak kavramak ve kurucu-birleştirici olmak gerekir. Bu olmadan hangi dille yapılırsa yapılsın, yapılan sanat özde kaybeder ve kaybettirir. Toplumsal gerçeklikten kopmak ve uzak kalmak, sanat ve sanatçı için egemenlik içinde erime ve bozulmayı gerektirdiği için bunu normal görmemek gerekir.Kapitalist Modernist bir yaklaşımla bunu normalleştirmek, toplumsallığa karşı tehlikeli bir bireyciliği körüklemek demektir. Burada Kürt halkı için diğer halklardan farklı bir durum geçerlidir. Bir Türk, modernist olmak isterse Türklüğünü terk etmek zorunda değildir. Kendisini inkar etmesi gerekmez ve istenmez de. Bir Arap içinde bu durum geçerlidir. Fakat Kürtlük söz konusu olduğunda farklı ve özgün bir gerçeklik ortaya çıkar. Kürtler için Kapitalist modernist olmak ancak Kürtlüğü terk etmek ve asimilasyona uğramakla mümkündür. Kürt sanatçılar arasında bugünlerde çok dile gelen 'ben partiler üstüyüm', 'tarafsız bir sanatçıyım' ‘kimse beni yanına çekmesin’ demek,diğer halklar için belki olabilir fakat Kürtler için pek normal değildir. ‘Kimse beni yanına çekmesin’ demek ‘ben kapitalist moderniteye yenildim, teslim oldum’ demektir. Toplumsal dağılmışlığı, kişilik parçalanmasını normal gören bu kişilikteki sanatçılar, Kürt toplumsallığının dışında kalmayı gönüllü olarak kabullendiklerinden Kürt halkı için en tehlikeli kişiliktirler.
   
Anadolu ve Mezopotamya'da sanatın silahlaştırılmasıyla vurulan halkların, katledilmiş gerçekliğinin bugün yeniden sanat ve edebiyat yoluyla açığa çıkarılması tarihi bir öneme sahiptir. Normalleşme, normal bir insan olma bunu gerekli kılar. Hakikat kapısından geçen her sanatçı ve edebiyatçı gerçeklerin üstünün örtülmesine en büyük engeldir. Resmi devlet ideolojisi olan milliyetçiliğin aşılmasında sanat, halklara ve kendisine vurulan darbenin intikamını almalıdır. Bu da ancak demokratik ulus sanat anlayışıyla mümkün olabilir. Resmi ideolojik sınırları koruyan sanat, 'sanat koruculuğunu' aşamaz. Demokratik esasa dayalı olmayan bir cumhuriyetin yaşam tarzı, hangi formuyla olursa olsun, halkların katliamı üzerine kendini yatırmış olacağı için, milliyetçilikten kopmamadan kaynaklı halklara her zaman zarar verir. Demokratik ulus yaşamının sanatını yapacaklar bilmelidir ki, oldukça zorlu ve çaba gerektiren bir çalışmaya soyunuyorlar. Bu sanatçılaröncelikle beşikten bu yana maruz kaldıkları çağdaş-modernist egemen anlayışı ve onun sanat alanındaki kalıplarını, dünya alışkanlıklarını aşarak, hangi kültür ve tarih gerçekliğine sahip olduklarını öğrenmek ihtiyacındadırlar.
   
    Kültür uygarlığa karşı direnmektedir.
  
 Devletleşme, sınıflaşma ve şehirli olma gerçeği sanatçılarda ciddi bir tek-düzeliğe neden olmaktadır. Uygarlık ve uygarlığın sanat tarihini, tarihin kendisi olarak görmek yetersiz bir bakış açısını beraberinde getirir. Uygarlığın toplumu nasıl böldüğünü görmeden, yaşamı nasıl parçalandığını anlamadan sanat yapmak, gerçek toplumu ve toplumsallığı görmeden sanat yapmaktır. Parçayı hakikat görerek yapılacak sanat yarım sanat olur. Yarım olan,  hiç bir zaman bütün değildir ve gerçeğin tamamını ifadeye kavuşturmaz. Bu yarım zihniyetle yapılan sanat köleler, marabalar, işçiler kimin adına yapılırsa yapılsın hep yarımdır. Çünkü uygarlık oluşumu içinde bulunduğu kültürü eriterek, var olmaktadır. Kültürü öğüttüğü oranda yükselir. Kültür de buna tepki olarak içinde bulunduğu uygarlığı değişime zorlar. Uygarlık tarihi bunun somut kanıtlarıyla doludur. Kültür uygarlığa karşı  direnmektedir. Sanat ancak bu kültürel direnişle birleştikçe kalıcılaşabilir. Aksi takdirde, sömürücü ve egemen politikaları meşrulaştıran, daha da kötüsü devletli yaşamın verdiği acılar karşısında toplumu uyutur bir pozisyona düşendir.
   
Günümüzde sanat ve iktidar ilişkisini çözmek de çok önemlidir. Özü itibarıyla sanat ile iktidar birbirlerine tezat bir anlam ve yapıya sahip olsalar da,  günümüzde iktidarın her yere sızması, ekonomik sömürü ve güç itibarıyla hem maddi hem de manevi alanda bir egemenlik yaratması söz konusudur. Eğer alternatif bir yaşamı yaratamamışsa,bu egemenlik içinde kalan sanat, hem ideoloji hem de mal satımında kapitalist moderniteye hizmet etmekten kendini alı koyamaz.İktidarın en yoğun haliyle yaşandığı toplumlarda özgürlük de uzak bir olgudur. Tersi anlamda, iktidarı beslemeyen ondan uzak duran sanat özgürlüğü besleyen sanattır.Sadece ondan uzak durmakta yetmez, o egemenliğe karşı toplumu savunmak, egemenliğin insan beyninde yarattığı sömürgeci duvarları yıkmakla da sorumludur.
  
 Kürdistan ve Anadolu'da halklar üzerinde kurulu iktidarı çözümlemek, kültürler üzerindeki baskıyı kaldırmak, diğer yerlerdekine oranla bir farkı da bağrında taşır. Diğer birçok klasik sömürgecilikte kültürel serbestlik vardır. Oryantalist sömürgecilik, Ortadoğu'da dil ve kültürü katletmiş, paramparça etmiştir. Toplumsallığı darbelemiştir. Müziğe, edebiyata, tiyatroya kendi dil ve kültüründe izin yoktur. Egemen kültür ve dil dışında her şey yasaktır. Filistin'de, Afrika ülkelerinde vb yerlerde işgal altında olan topraklarda hiç bir zaman bu kadar ağır baskı ve ideolojik işkenceler olmamıştır. Bu gerçek ışığında Anadolu ve Mezopotamya'da sanat yapacak insan kesinlikle toplumsal bir bütünlüğe kendini kavuşturmalı ve sanatı kültürden bağımsız ele almamalıdır. Zaten coğrafyamızda yaşayan sanatçıların temel sorunu kültürsüz, kültürü öğütülmüş sanat yapmalarıdır. Anlamlı bir sanat ancak komple bir kişilikle, kültürel, siyasal, sosyal vb. bir yaklaşımla daha mümkün ve güçlü olacaktır. Bu olmazsa var olan iktidar yaklaşımı aşılamadığı gibi, var olan egemen sistemin dışında bir yaşamda kolay kolay yaşanamaz. Toptan kaybetmiş bir toplumun sanatı komple bir kişilikle yapılabilir. Sanat ve siyaset aynı değildir ama ayrıda değildir. Sanat ve savaş aynı değildir ama ayrıda değildir. Bu yaklaşımımızı tüm toplumsal mücadele alanlarına uyarlayabiliriz. Birbirini etkileyen, tetikleyen bir güçlenme söz konusu olur. Siyaset sanatın önünü kapatır yanılgısı aşılarak, tam tersine demokratik siyasetin sanatın önünü aştığı bilincine ulaşılmalıdır. Devrim ve devrimcilik, demokrasi ve özgürlük mücadelesi sanatın gerçek havzası ve vahasıdır.
   
Bu çerçevede belirtebiliriz ki, demokratik yönetimlerin olduğu yerde ve demokratik yönetimlerle beraber yürüyen sanatta büyük gelişme olur. Bu sanat, sömürgeci ve egemen anlayışa da karşıdır. Öz itibarıyla katliama karşıdır. Eğer buna yok öyle değil deniyorsa, burada bir sömürgeci etkiden, parçalanmış kişilikten bahsetmek mümkündür. Orada bir efendi-köle, ağa-maraba ve işçi-patron ilişkisi vardır.
   
 Sanat ve sanatçı politiktir.
   
İktidar ve demokratik yönetim olgularını birbirinden ayırmak, sanatçıya doğru bir bakış açısı kazandıracaktır. Kültür gibi demokratik yönetimde, hakiki sanat için vazgeçilmezdir. İktidarı yabancı yönetim, demokratik yönetimi ise öz yönetim olarak tanımlanır. Demokratik yönetim, demokratik toplumun aklıdır.Kapitalist modernist dünyanın anlamsızlığında yabancı yönetim ise toplumun beynine yerleşmiş bir virüstür.Toplumu ele geçirmeyi hedefler. Anti-demokratiktir. Sömürgeci ve asimilasyoncudur. Sanat ve sanatçı yabancı egemenliğinde en önce kendi yerelliğini, öz yönetimini terk etmek zorun kalır. Demokratik yönetimde ise tam tersine sanatçı öz yönetimin bir bütünleyicisidir. Demokratik yönetimlerde sanat ve sanatçının farklı bir etkisi de söz konusudur. Yabancı yönetimler yerli ve öz yönetimin içini boşaltmak istediklerinde, eğer sanat hakiki rolünde ise, toplumun içinin boşaltılmasında ve içeriğinin zayıflatılıp, koflaştırılmasında ciddi bir direnç noktası olur. Toplumun diğer mücadele alanlarıyla birleşmiş ve güçlü bağlar kurmuşsa, hatta öz yönetime canı gönülden katılmışsa sanat ve sanatçı toplumun en kutsal değerlerinden olur. Tersi durumda ise egemenlerle beraber hareket edildiğinde, yabancı yönetimler elinde bir hançer olarak toplumun yüreğine saplanır ve onulmaz yaralar açar.
   
Kutsal sanatçı fikri, zikri ve eylemi ile birdir. Sanatçı eseriyle de konuşur. Fakat kimin adına konuşacak. Ne söyleyecek, daha da önemlisi konuşmadan önce içinde sisteme ait olanları nasıl çıkaracak? Canlı bir sanat yaratmak ve yapmak için; öncelikle canlı bir ruh ve beyin gerektiğinden, Anadolu ve Mezopotamya'da sanatçılar, milliyetçiliğin halkların üzerine attığı ölü toprağından sıyrılarak dirilişi yaşamak zorundadır. Resmi tarihi, resmi kültürü tekrarlamanın artık kimseye faydası kalmamıştır. Bunları tekrarlayan bir sanatçı hakikatten payını alamayacağı gibi etkili bir sanatçıda olamaz. Çok ilgi çekmez, halk tarafından beğenilmez. Doğal olarak sanatçı sadece beğenilmek için de değil toplumun beğeni ölçülerini yükseltmek ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak konusunda da üzerine düşeni yapmalıdır. Çok ilginçtir ki, cumhuriyet dönemindenbugüne kadar sanat yapanlar, egemen devletlerin değil, ezilen halkların öz-evlatlarıdır. Bu çok çarpıcı bir konudur. Şairinden edebiyatçısına, müzisyeninden tiyatrocusuna, ressamından sinemacısına en ünlü ve yetenekliler hep büyük acıları yaşayan, hapse giren, katliama uğrayan ve sürgünlere maruz kalanlar olmuştur. Bu kişiler, ezilen ve aşağılanan toplumların can damarlarıdırlar. Şovenizmin sanatı ezberden başka bir şey değildir.  Sanat milliyetçilik ve şovenizmde muhalif olmaz, eleştirmez. Bütün amaç milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik, bilimcilik aşılama ve asimile etmektir. Cumhuriyet tarihine ve kültürüne bakarsak çok açık olarak göreceğiz ki; eleştiren ve muhalif olanlar ya farklı kültür ve halklardan ya da ezilen alt tabaka kesimlerden oluşur. Burada kesinlikle politika ve politiklik vardır. Ciddi ve açıktan politika yürütemeyen buna fırsat verilmeyen örgütsüz toplumlarda, toplumcu sanatçılar ince ve sanatkârane bir politikayla toplumun beyinsel işlevlerini sürdürerek toplum-kırıma engel olarak, toplumu yaşatır. Gerçek dervişlik ve ozanlık, âşıklık geleneğinde bu tarz vardır.
   
Sanat ve sanatçı politiktir. Hem de politikacıların binlerce kelimeyle ifade edemediklerini bir melodi ya da şiirle bir çırpıda ifade edebilecek kapasite ve işlerliktedirler. Burada politika iktidarla bir tutulmamalıdır. Sanatçının politikası gerçek halk politikadır. Topluma ait olan ve onun için yapılan bir güzel iştir. Politikasız toplum ve politikasız sanatçı kapılarını iktidara açmış sömürüye tabi olmuş bir gerçekliği sırtında taşır. Devletlerin egemenlik ve sömürgenlik içeren yaklaşımları asla öz anlamıyla politika içermez. Çünkü politika toplum karşıtı olamaz. Devletin ki idare etme, bastırma olmaktadır. Bu anlamda politikayı da sanatı da egemenlerin elinden almak ve özgür bir ortamda yaşatmak, topluma yapılmış en büyük iyilik olacaktır.

Sanat toplumsaldır ve toplumsal olan her şey ahlakidir.
   
Sanat toplum için iyi olanı yapıyorsa, sanatçı için kimi sorumluluklar ortaya çıkarır. Bu sorumluluklarda İçinden çıkılan ve kendisine bağlı olunan toplumun belirleyiciliği vardır. Toplumun dile gelmesi, söylemek isteyip de söyleyemediklerini söylemesi, genellikle sanata ve sanatçıya kalır. Anadolu’da devletleşmiş sanat ve sanatçı düşmanlık duygularının, milliyetçilik söylemlerinin etkisinde fazla kaldığı için kendini ve toplumunu tam olarak dile getirememiş, ahlaki anlamda birleştirici rolünü tam oynayamamıştır. Sanat her zaman ve her yerde, kapitalist moderniteden uzaklaşma, kopma ve çıkma yaşadıkça toplumsallığa ciddi ve mühim katkıların sahibi olur. Toplumun 'kraldan daha çok kralcı' sanatçılara değil, 'anne bak kral çıplak' diyecek devrimcilikte duruşa sahip sanatçılara gereksinimi vardır.
   
Bugün sanat ve sanatçı,öz yönetimden ve politikadan yoksun bırakılmak isteniyor. İktidarın ve devletin üstten tek taraflı hazırlanmış hukuku ve idaresiyle kuşatılarak, baskılaratabi kılınıyor.Devlet izin vermezse sanatçı kılını kıpırdatamaz, kılını kıpırdatsa kolu-kanadı kırılır. Belli kurallar içinde ve alternatifsiz bir yaşama mahkûm edilen sanat, sanatçıya yapılacak en büyük haksızlıktır. Hak adına haksızlık sanatçının çevresini sarmış, mevcut iktidar ve yabancı yönetimler dışında sanat icra etmek, mümkünsüz kılınmıştır. Her sanatçı ve sanat egemenler ve sömürgeciler içinde bir kesime kendini yama yaparak yaşatmak durumunda bırakılmıştır. İçler acısı bir durum olarak, bu gerçeklik apaçık ortadadır birçok örneği vardır. Sanata ve sanatçıya yapılan bu zulmü görmeyenler, halkın demokrasi adına yapılan bir eseri doğal olarak eleştirmesini dahi kabul edememektedirler.
   
Bütün bu tartışmalar içinde demokratik sanatçıyı devlet yüzü görmemiş sanatçı olarak yorumlamak yerinde olacaktır. Devlet bugün demokrasinin inkârı üzerine kendisini koymuşsa, demokratlık devletten ve onun anlayışından uzak durmakla olur. Devletli olmamak kadar devletleşmemekte demokratik sanatçı için gereklidir. Halk sanatçılığı ile devlet sanatçılığı arasındaki fark çok nettir. Avrupa'da kendini demokrat gösteren devlet geleneği ile devlet olmak isteyen kesimlerin demokrasisi vardır. Sanatta da bu yaklaşımlar hâkimdir. Ortadoğu toplumunda ise, temsili demokrasi yaklaşımından kaynaklı oldukça yumuşak bir ilişki tarzı vardır. Sert kıran kırana bir mücadeleden ziyade uzlaşmacı ve yozlaşmacı bir ilişki ile liberal anlayışlar sonuna kadar yaşatılır. Bu yumuşak tarz sanata da yansır. Radikal sanat suçtur. Kimse açıktan egemenleri ve devleti eleştiremez. Dediğimiz gibi bu ancak ince bir yöntemle olanaklı olur. Radikaller, sürgün, tutuklama ve bazen de ölümle yüz yüze bırakılır.
  
 Sanatta diğer bir konu da endüstrileşmedir. Toplumun maddi ihtiyaçlarının karşılaması anlamına gelen ekonominin manevi açıdan tamamlayıcı olması gereken sanat, hakikatinden koparılarak bir endüstri konusu haline getirilmiştir. Sanatçı fabrika işçisi, sanatta bir mamul haline getirilerek maneviyattan koparılmak istenmektedir. Bu anlayışla sanata yaklaşanlar sanatta tekelci ve azami karcı bir eğilimi yansıtmaktadırlar. Sanatta endüstriyalizmi geliştiren ulus-devletçi mantık toplumu tamamen tüketime sürükleyerek, toplumu ve sanatı bitirir. Milliyetçilik ideolojisini de tekelleşme faaliyetlerinde sonuna kadar kullanır. Ekonomi üzerine eklenerek metafizik rol oynaması gereken sanat, maddi dünyanın bir unsuru olarak kullanılır, hem de ekonomiyi yok etme amacıyla. Soykırıma uğramış toplum homojen kılınarak tam bir tüketim makinesine çevrilmek istenir. Toplum kırıma uğratılmış toplumdan, tarihsiz, kültürsüz bir şekilde önüne gelen her şeyi yemesi ve bitirmesi istenir. Düşünmemek tüketmek için tek koşuldur. Milliyetçi ol ve fazla düşünme temel slogan olmuştur. Milliyetçiliğe gelmeyenleri zorla asimile etmek, asimile olmayanları yok etmek mecburi bir kanun gibi işler. Buradaki asıl konumuz kültürel asimilasyondur. Egemene benzetme, egemen gibi olma durumu mevcuttur. Asimilasyona uğrayan toplumun kültürü sonuna kadar sömürülür ve kimsede buna sesini çıkartamaz. Ortaya çıkan insan sanattan ve genel olarak da maneviyattan yoksun bir insan gerçeğidir.Kimlik kazanma adına yaşanan kimliksizliktir. Varlığını terk ederek, yokluğa ve köleliğe koşmadır. Sivas madımak oteli katliamı bu konuda çarpıcı bir örnektir. Köleliğe koşmayan sanatçılar özgün duruşunda ısrar edenler, kimliğinde karar kılanlar fiziki yok etmelere uğramışlardır. Diğerleri ise el üstünde tutularak devlet aracı haline getirilmiştir. Asimilasyonla üstesinden gelinemeyenler ise kültürel soykırımla yüz yüze kalırlar. Bununla fiziki ve manevi yok etme beraber yürütülerek, daha uzun bir sürede ve sancılı bir biçimde soykırım gerçekleştirilir. Kapitalist modernitenin sadece fiziki emek ve değer sömürüsünden bahsedilemez, asıl sömürü kültürel alandadır. Bin yıllarca zaman aralığında oluşan halk değerleri Kapitalist Modernitede çok basit rant ve çıkarlar için bir anda yok edilebilir.
  
 Bütün bu gerçeklikler karşısında sanat ve sanatçı sosyolojinin temel kavramlarını iyi tanımlamalıdır.  Arifane bir yaklaşım olmadan, anlamlı bir sanat yapmak oldukça zor olacaktır. Toplumu, halkı tanımak da öyle kolay değildir. Hele ondan uzak yerlerde, klasik sanat ve sanatçılıkla bu hiçte olanaklı olmaz. Halkı tanımak, onun sorunlarına, acılarına, mutluluklarına ortak olmak, halkı anlamak arif olmayı, arif olmakta büyük bir birikimi gerektirir. Duyarsızlığın bu denli fazla olduğu Kapitalist Modernist bu zamanda, sanata bu açıdan her zamankinden daha büyük rol düşmektedir. Kültürü, uygarlığı, dili, iktidarı, politikayı, ahlakı, yönetim, demokrasi vb. kavramları kavramak, sanatçıyı daha yetkin kılacaktır. Hangisi halk için neyi ifade ediyor? Hangisi halk için anlamlı, hangisi anlamsızdır? Bu sorumluğun farkına varan sanatçı asimilasyon ve soykırıma karşı mücadelede daha etkin olabilir. O zaman sanatçı layık olduğu kutsallıkla anılır. Ortadoğu’nun bu kutsallıklara su ve hava kadar ihtiyacı vardır. Halk için hava ve su olmak iddiasıyla…


Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42