İKTİDAR VE DİRENİŞ
15 Nîsan 2013 Duşem
İktidar toplumsallığı parçalayan, lime lime eden, toplumun hücrelerine varana dek sinsice sızan bir elemdir.

TEVÇAND AKADEMİSİ
Kendi yaşam kültüründe ısrar etmek, kendi doğasına ait olmayana kendini kapatmaktır direniş. Tüm olguların özünde vardır direniş, kendisi gibi kalmakta ısrardır bir yerde direnmek. Direnişin gündemleştiği zaman ve mekan ihtiyaçtan doğan değişim ve dönüşümün doğallığının aksine doğal olmayan bir durumun varlığını gösterir, yani toplumsal doğaya ve onun dokusuna aykırı bir durumun varlığı ortamında direniş gelir gündeme. Yoksa doğanın ve zamanın ihtiyaçlarına uyum göstererek dönüşmek, ilerlemek, gelişmek, farklılaşmak tüm canlılara özgü bir özelliktir ve ihtiyaçlar ölçüsünde değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır ve doğaldır. Bu yaşamın doğal gelişim seyrinin olduğu durumlar için geçerlidir. Bu tür dönemlerde toplum ayakta kalma, yaşamını sürdürme ihtiyacı doğrultusunda doğanın kendisine sunduğu nimetlerle kendi yaratıcılığını birleştirerek yaşam standartlarını yükseltir, kültürleşir. Bu durum iktidarın, dayatmanın ve zorun olmadığı bir düzlemde gerçekleşebilir. İşte direnişin gündeme geldiği zaman iktidarın ve zorun gündeme geldiği zamandır. Tıpkı eşitsizlik, adaletsizlik ortamında demokrasinin gündeme gelişi gibi. Bu anlamda iktidarın olmadığı yerde direniş de yoktur. Toplumun hayatta kalma, neslini sürdürme, ihtiyaçlarını karşılama anlamında bir çabası vardır ve kendi doğal gelişim minvalinde ilerleyen bir akışı ifade eder. Bu hal insanlığın en sağlıklı olduğu haldir. Doğal olan sağlıklı olandır. Bu anlamda doğallığın ortadan kalkması insanın doğadan kopuşuyla başlar. Doğadan kopuşla birlikte artık hastalıklar kaçınılmazdır. Hastalık bu anlamda iktidara özgü bir olgudur. İktidarın olduğu koşullarda ortaya çıkan bir durumdur elem. İktidar bu anlamda çok yönlü incelenmesi gereken bir olgudur. Kendisi başlı başına bir hastalıktır ve tüm hastalıklar onun yalnızca birer türevidir. Bu olgu tıpkı insan biyolojisinde ortaya çıkan birtakım anormalliklere benzer. İnsanın biyolojik evrimi içerisinde böylesi durumlar ender rastlanan nitelikte olup, iki kafalı, altı parmaklı doğma vb. daha birçok çeşitli biçimde kendisini gösterir. Ve buna literatürde sakatlık denir. Çünkü insan türünün bilinen biçimine aykırı, anormal bir durum söz konusudur ve bu çerçevede ortaya çıkan bu durumun sebeplerine ilişkin araştırma gereği ortaya çıkar. Böylesi durumlar şaşkınlık vericidir ve genel olmasa da kaygı vericidir. İşte iktidar dediğimiz olgu da doğa içerisinde insana özgü bir biçimde gelişen bir hastalık, bir sakatlık durumudur. İktidar toplumsallığı parçalayan, lime lime eden, toplumun hücrelerine varana dek sinsice sızan bir elemdir. İnsanın insan olma koşulu olan toplumsallığına yönelik gizli-açık bir tehdittir. Doğal olana aykırıdır. Doğanın ve insanın karakterine aykırıdır. Çünkü doğa bir aradalık ve bütünlüğün ifadesi olan eşsiz bir uyumdur. Bu uyum içerisinde farklılıklar, negatif ve pozitif yükler vardır, fakat esas olan birlik ilkesidir. Bir aradalık ve bütünlüğe dayalıdır evrenin karakteri, dolayısıyla evrenin bir parçası olan insanın da var olma biçimidir bir arada oluş ve bütünlük. İnsanın geçmişten bu güne varlık olarak anlam bulması bu evrensel ilkeye dayanır ve toplumsallık olarak somutluk kazanmıştır bu ilke insan yaşamında. Bu evrensel ilkeye, birlik ilkesine dayalı gelişmiştir kültür ve toplumsallık. Yani insanın ilk zihniyet hali bu ilkeye göre biçimlenmiştir. Her şey iç içedir ve bir bütünlük arz eder evrende, çeşitlilik, farklılık, uyum temel karakteridir hayatın. Birbirine benzemezlik, karşıtlık bir uyumsuzluk değil tersinden uyumu ortaya çıkaran temel koşuldur. İnsan doğanın parçası olan bir varlık olarak bu bütünü algıladığı, sezdiği, hissettiği ve anladığı oranda yorumlama yetisine sahip bir varlıktır. İşte iktidar bu bütünlük algısının koptuğu yerde başlamıştır. Algının koptuğu yer, düşünmenin, sezmenin, anlamanın aracı olan zihindir. Düşünme, sezme, kaydetme, algılama insan beyninde gerçekleşen süreçlerdir. Anlam arayışı insanın bu temel yetilerinden doğmuş, yaratıcılığa yol açan da budur. Anlam arayışı felsefedir. Felsefik arayışla biçimlenmiştir insan yaşamı. Hayata bakış ve yorumlayış hali, anlam gücüdür felsefe. İnsanın bilebildiği kadardır onun bu bütünlüğe katılımındaki uyum. İnsanın felsefesi neyse, yaşamı da oldur. İnsanın ilk gelişim evrelerinde bu bütünlüğü algılamada öncel olan yanı sezgiselliğidir. İnsanın bilmesinde temel yeti sezgiselliktir. Sistematik tarzda düşünme, hesaplama ve çıkarsamalar yapma yetisi sonradan gelişir ve bu öncülün doğurduğu bir sonuçtur. İnsanda buna yol açan temel mekanizmalardan biri beynin bir özelliği olan hafızadır. Hafıza insanın eylemlerinin, yaşam deneyimlerinin kaydını mümkün kılan bir oluşumdur. İnsan hafıza sayesinde hatırlayan bir canlı olma özelliği kazanmıştır. Bu kaydetme, muhafaza etme halidir muhakeme yetisine yol açan. Hafızanın olmadığını düşünelim bir anlığına. Yaşam bilebildiğimizden epeyce farklı bir şey olurdu muhakkak. Bir yaptığını bir saniye sonra unutan bir insan düşünelim örneğin. Zaman faktörü devreye giriyor burada. Her anını unutmak demek bir şeylerin olup bittiği duygu ve düşüncesinin de olmadığı bir düzleme işaret eder. Ve bu düzlemde zaman algısı yoktur. Bir şeyler geçmiş değildir. Her an bir şeyler yaşanmaktadır ve yaşanan şeylerin bir kaydı olmadığı için bir anlama, bilgiye, algıya dönüşmez. Sürekli yaşamın sunduğu milyarlarca olasılık içerisinde rasgele bir tercih ve sonuçlarından ibaret anlar toplamına dönüşürdü insanın yaşamı. Hafızaya kaydetme yetisi yanında unutma da insana özgü bir yetidir. Hafızaya rağmen unutur insan. Her şeyi hatırlaması mümkün değildir insanın. Günde bilmem kaç milyon bit bilgi işleyen insan beyninin depoladığı her bilgiyi, algıyı, anıyı kaydetme gücü yoktur. Tıpkı evren gibi insan vücudunun da ayrıştırma ve bütünleştirme gibi muazzam bir işleyişi, uyumu vardır. Neyin bir ihtiyaç, neyin öncelik, sonralık olduğuna insanın içerisinde bulunduğu gerçeklikten doğan ihtiyaçlarının yarattığı düşünce durumu karar verir. Her doğal durum bir ihtiyaçtan doğan durumdur. Yaşamı devam ettirme gereksinimidir ihtiyaç. İnsanın yaşamını devam ettirebilmesi için onca imkan sunan mucizevi nitelikteki doğa içerisinde öldürmeden, çalmadan, tecavüz etmeden, zarar vermeden ihtiyaçlarını karşılaması mümkündür. Bir toplumun ayakta kalabilmesi için bir başka toplumu ortadan kaldırmak gibi bir gerekliliği yoktur. Bir insanın karnının doyurmak için başka bir insanın ekmeğini çalmasına gerek yoktur. O insanın yaptığını kendisi de yapabilecek güçtedir. İşte iktidar bunun mümkün olmadığı algısından doğan zihinsel bir hastalıktır, sapmadır. İktidarın olduğu yerde talanın, sömürünün, tecavüzün, yalanın, dolanın, hilenin olması bundandır. İktidar önce bir fikir olarak insan zihninde tasavvur etmiştir. Bu fikre yol açan da temelde insanın güdüleridir. Salt güdüleriyle hareket eden insan yıkıcı ve hayvanidir ki ona insan demek de mümkün değildir. İnsan güdüler toplamından öte bir varlıktır. Düşünen, planlayan, hafızaya kaydeden, kavrayan özellikte bir oluşumdur. İnsanın insan olmaya başladığı nokta, güdülerini denetim altına alma gücünü ortaya çıkardığı alan olan toplumsallıktır. Ahlak, kültür, düşüncenin gelişimi toplumsallıkla başlar. Toplumsallık dediğimiz düzlemde güdülerden önce, bir aradalığı mümkün kılan fikirler, davranışlar hakimdir. Bu durum insanın evriminde çok görkemli bir aşamadır, bir zihniyet durumudur. İktidar insan olmanın koşulu olan bu zihniyet durumuna karşı direnen bir dayatmadır. Emek vermeden, çaba harcamadan, hazıra konma fikrine dayalı açlığını giderme tarzıdır. Güdülerini denetim altına almamış, toplumsallaşmamış ve dolayısıyla insanlaşmamış yaratığın, insana karşı geliştirdiği bir saldırı halidir. Saldırganlık bir davranış biçimi olarak aynı zamanda bir zihniyet durumundan doğar. Zihniyet durumu beynin gelişmişlik ölçüsüyle paraleldir. İlk beyinsel gelişim evresi sürüngenlere özgü beyin yapısıdır. Sürüngenlik bir biyolojik olgudur doğada. Ve sürüngenlerin davranış biçimleri gözlemlendiğinde genelde saldırganlık ve savunma yönü ön plandadır. Fakat bu doğanın bir parçası olarak doğada yıkıma neden olmayan bir negatif yönü ifade eder. Hiçbir sürüngen türü diğer canlıların tümden yok edilmesine yol açacak bir davranış sergilemez, tersine doğada bir denge unsuru olarak vardır. Bu anlamda her bir sürüngen kendi içgüdüsel kodları doğrultusunda hareket eder. dinozor, timsah, yılan vb. bunlara birer örnektir. Bugün ulaşılan bilimsel düzey hala doğa içerisinde dinozor neslinin nasıl ortadan kalktığı konusunda tatmin edici bir açıklama ortaya koyamamaktadır. Bu dev cüsseli hayvanların akibeti düşündürücüdür. Evrim süreci içerisinde giderek kertenkele boyutunda canlılara dönüşümlerini doğanın kendi içerisinde bir savunma mekanizması olarak algılamak mümkündür. Ve bugün doğada dinozor ebadın da bir canlı türü yoktur. Belki de bir zamana kadar tabiatın bütünlüğüne uygun davranışlar sergilemiş, sonrasında da aşırı tüketim durumuna geldiği için hastalıklı, sakat bir hal alan bir oluşum olarak artık tabiat bu canlı türünün ihtiyaçlarını karşılayamadığından bir tükenişi yaşamıştır. Evet dinozorlar da bir dönem bu doğanın birer parçası olmuş canlılardır. Fakat tam olarak tespit edilemeyen bir nedenden dolayı yeryüzü dinozor mezarlığına dönüşmüştür. Tabiatın bir parçası olarak sürüngenler de kendi doğasına ve beynine uygun davranışlar sergilerler. Bu canlılarda hafıza gelişkin değildir. Dolayısıyla bizim duyumsadığımız bir tarzda bir zaman algısına da sahip değiller. Biyolojik evrimde beynin katmanlarından ilki işte bu sürüngen katmandır. Sonrasında canlılık çeşitlendikçe memelilere özgü beyinde yeni bir katman gelişir. Bu beynin daha gelişkin halidir. Doğal olarak yeni bir zihniyet durumunu ifade eder. bu biyolojik yelpaze içerisinde birçok hayvan ve insan bu beyin yapısına sahiptir. Hafıza da buna paralel gelişir. Bu bio varlık durumu kendi içinde bir denge ve bütünlüğü barındıran yaşam gerçeği olarak doğanın evriminin bir parçasıdır. Buraya kadar her şey normal ve doğaldır, herhangi hastalıklı bir durum, bir sakatlık durumu yoktur ortada. İnsan evrim halkasının bir parçası olarak doğa içerisinde diğer canlılardan giderek farklılaşan bir sürece girdiğinde doğaya özgü olan bu iki yönlü süreç, yani yıkıcılık ve yapıcılık doğanın bir parçası olan insanda yeni bir boyut olarak belirmeye başlamıştır. İnsanda ulaşılan evrimsel aşama iki yönlü bir gelişmenin zemini olarak ortaya çıkmıştır. Doğanın bir parçası olduğunun sezgisi ve bilinciyle hareket etme eğiliminden doğan doğal ve özgür yaşam formları yanında bu gücü gösteremeyen insan tipinde yaşanan durum. Yani doğanın insana bahşettiği zekanın, insanın güdülerinin denetiminde biçimlenerek yıkıcı bir zihniyet durumuna yol açması hali. Beynin sürüngen katmanının kodlarıyla ki bir katman olarak insan beyninde de mevcuttur, analiz etme, hafıza, çözümleme yetilerinin birleşmesinden doğan bir zihni hastalık. İktidarın mayalandığı zihinsel düzlemi böyle ifade etmek mümkün. Bir tarafta kendisine bahşedilen yetileri gelişkin zihin yapısıyla kullanarak yaratıcılık temelinde hayatta kalma becerisi gösteren toplumlar, diğer tarafta da henüz toplumsallaşma aşamasını tamamlayamamış, tıpkı iki kafalı doğan bir bebek misali ortaya çıkan, sürekli hazırla beslenme eğilimine sahip topluluklar. Bu ikincisine toplum diyemiyoruz çünkü toplumsallaşmanın koşullarını karşılayan bir tanımı karşılamıyorlar. Doğada sürgit bir hayatta kalma çabasıyla oradan oraya sürüklenen, av hayvanlarını takip ederek mekan değiştiren bir oluşumdan bahsediyoruz. Bu durum da bir yere kadar anlaşılabilirdir ve doğaldır da aslında. Topluluk hayatta kalabilmek için kendi ihtiyacı oranında doğal yaşamın sunduklarından yararlanmaktadır. Fakat bu hazırla beslenme eğilimi bir yerden sonra evrilerek insan yaratıcılığı ve zekasıyla üretmeye, emeğe dayalı bir yaşam formuna yol açmıştır. Fakat bu dönüşüm tüm topluluklarda eş zamanlı yaşanmamış, negatif ve tüketime dayalı olan eğilim de bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Başlangıçta çok da zararlı bir konum arz etmeyen bu durum, giderek bir yaşam felsefesine dönüşerek, iktidar odaklı yaşam formlarına yol açma niteliğinde bir sapmaya varmıştır. Bu öyle çok yaygın ve genel bir eğilim değildir ilk başlarda. Fakat bu yönlü bir eğilim giderek doğal toplumsallık karşısında örgütlenerek büyümüş, başlangıçta küçük gibi görünen bir sapma giderek derinleşmiştir. İşte devletin ve iktidarın mayalandığı zihni ve maddi zemin budur. Her zihniyetin ve maddi düzenlenişin bir ana fikri, teması, ön kabulü vardır. İktidarcı zihniyetin ana fikri ve ön kabulü de hayatta kalmak için tüm zenginliklere el koyulabilir, öldürülebilir, tecavüz edilebilir felsefesidir. İktidar insanın hayvanla insan arasında geçiş yapmaya çalıştığı bir aşamada yaşadığı bir akıl tutulmasıdır, bir akıl hastalığıdır. Bugün iktidar ve devlet olgusu toplum üzerinde adeta doğayı sömüren ve doymak bilmeyen bir canavara dönüşmüş, aç kalmamak için çalan, ölmemek için öldüren, zorla ele geçirmeyi en meşru bir hakmış gibi, tecavüzü yaşamın tüm alanlarında olağan bir durummuş gibi dayatmaktadır. Hiçbir insani ve ahlaki değer tanımayan bir tüketici yaratıkla karşı karşıyayız. Bu kendisini sistemleştirmiş bir toplum karşıtı zihniyet olup, tamamen insanın hastalıklı, hazırcı, emeksiz vb. negatif yanlarının zirvede olduğu kendi insan tipini de yaratmıştır. Bu hastalık kapitalist sistemle zirveye ulaşmış, artık ölümcül ve dermansız halini yaşamaktadır. Giderek tüm uzuvlarıyla çürüme, yozlaşma ve aşınma belirtileriyle kıyamet alametleri senaryolarıyla, dökülmekte olan bir yapılanmayla karşı karşıyayız. Bu hastalıklı hal dikkat edilirse hem ruhsal hem de biyolojik boyutlarıyla insanlarda da yansımasını bulmakta, artık adları sayılamayacak denli çeşitli hastalıklardan oluşan bir repertuara sahip başta tıp olmak üzere, tüm bilimleriyle kendi ürettiği hastalıklara sözde çareler aranmakta ve dolayısıyla üretilen her sözde ilaç yeni bir hastalığa yol açmaktadır. Çünkü sakatlık bu zihniyetin mayasında vardır ve dolayısıyla geliştirdiğini iddia ettiği her çözüm, özünde çözümsüzlüktür. İktidarın kendisi doğanın ve insan toplumunun görmüş olduğu gelmiş geçmiş en dermansız derttir. Devletin ve uygarlığın olduğu her yerde iktidar ve buna paralel sakatlık mevcuttur. İktidarın olduğu yerde insan yoktur. İnsanımsı bir canlıdan söz edilebilir ancak. Oysa direnişin olduğu her mekan ve zamanda insan vardır. O nedenle Ortadoğu coğrafyası iktidar yapılarıyla insanlıktan düşüşün, direniş odaklarıyla da insan kalmakta ısrarın aynı anda ve iç içe yaşandığı kadim bir coğrafyadır. Bugün Ortadoğuda dökülen kanın sebebi, adına iktidar denilen hastalık olurken, artık dinozorlar gibi miadını dolduran statükolar ölümün pençesinde can çekişmektedir. Direniş de tıpkı Ortadoğunun en coşkun akan ırmakları olan Dicle, Fırat ve Nil gibi akıp giden ve sele dönüşen bir insanlık devrimiyle giderek büyümektedir
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
