Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $rootPath in /home/komunar/public_html/tr/includes/settings.php on line 49
ASİMİLASYONU DOĞRU OKUMAK | Komunar.NET

ASİMİLASYONU DOĞRU OKUMAK

17 Nîsan 2013 Çarşem

Günümüzde asimilasyon ve soykırım o kadar bağlantılı ve içiçe yürütülmektedir ki insanların ruhları hissetmeden bir inkâr ve imhayı yaşamaktadır.

Asmin TAMARA
Asimilasyon; uygarlık tarihinde iktidar ve devletle kölelik statüsüne alınan toplumlar, halklar ve guruplara uygulanan özden çıkarmadır. Kendi egemenlikleri altında tuttukları bu kesimleri kültür, dil, din ve toplumsal değerler bakımından sindirme, eritme ve kendine benzeştirme politikalarıyla yokoluş sürecine koymadır amaçlanan.

Asimilasyonu tarihi olarak ele aldığımızda köklerini çok eskilere dayandırmak mümkündür. Hatta, daha neolitik toplum sürecinden ilk hiyerarşik sisteme geçişteki özden uzaklaştırma ile başlatılabilir. İlk şehir devletleri kurulduğunda yapılan ilk iş nedir? Doğal toplum kabilelerine saldırarak, kendi zihniyetlerini oturtma temelinde insanların köleleştirilmesidir. Belki de en önemlisi; aslında ilkasimilasyonun kadının düşürülmesiyle, birinci cinsel kırılmayla başlatılmasıdır. Önder Apo kadını bir cins olmanın ötesinde bir ulus olarak ele almaktadır. Kürtçe anlamıyla ‘jin, jiyan’ anlamına gelen kadın; yaşamın, doğuşun, yaratıcılığın, insanlığın gelişiminin adı olmaktadır. Bunun için kadına yapılan ilk saldırı ve ihanetle kadıntüm öz değerlerinden uzaklaştırılmaya, koparılmaya, yabancılaştırılmaya çalışılmıştır. Çünkü bir cins, bir ulus, insan toplumunun baş yaratıcısı, yapıcısı, anlamı olan kadının köleleştirilmesiyle;egemen erkek zihniyetinin hâkimiyetindedoğal toplum değerlerinin özü boşaltılarak, iradesi, gücü, rengi, anlamı, yaşamsallığı bitirilmeye çalışılmıştır. Bambaşka bir varlık olarak kullanılmak istenmiştir. Artık ana tanrıçadan geriye çaresiz, güçsüz, boyun eğen köle bir toplum bırakılmıştır.

Bu ilk asimilasyon, öyle bir zihniyet örmüştür ki; onca direnişlerin, savaşların, bedellerin verilmesine rağmen, günümüzde de hala örülmüş o kalıplar kırılamamıştır, kırılması da zor bir hal almıştır. Çünküyaşamın anlamı olan iki cinsin, kadın-erkek, karşı karşıya getirilmesine varmıştır. Bunu gerçekleştiren zihniyet, günümüzde erkeği daha beter bir duruma, bin bir kölelikten beter bir düşürmeye uğratmıştır. Düşürülmüş olan erkeği bu zihniyetle mücadeleye çekmek belki daha çok direniş, savaşve bedel gerektirmektedir. Tarihten günümüze bunun mücadeleleri hep süregelmiştir. Ancak verilen mücadele kadar, karşısında mücadele ettiği güç odaklarının gücünü ele geçirme çabası içine girme durumları da az değildir.

Asimilasyon daha çok iki yolla yürütülmektedir;

İlk olarak;fiziki soyla, iktidar tekelleri halk ve toplum kesimlerini kendi egemenliğine almak ve buna göre yöneltmek istemektedir. Bunu kabul etmeyen toplumsal kesimler en uzak bir başkaldırı yada isyanda, soykırımlardan geçirilerek fiziki yokoluş sürecine alınmaktadır. Adeta diğer toplumlara gözdağı verilmekte ve insanlar bununla ehlileştirilmektedir. İnsanlar için yaşamınanlamı sadece fiziki var olmaya sıkıştırılmıştır. Bunugören insan ve topluluklardan da bir kesim, fiziki yok olma pahasına direnir, savaşır, belki de yeryüzünden ve tarihten silinir. Ancak bir kısmında gelişenise yok olmamak içinbu asimilasyonu kabullenme durumudur. Tarihten günümüze bir yandan çok cılız da olsa kendi varlık değerlerini, dillerini, kültürlerini koruma mücadeleleri gelişirken, bir yandan da sırf bir fiziki var oluş uğruna tüm özünden, değerlerinden taviz veren, insanlığından kopan ve vazgeçen halklar olmuştur. Tarihte buna benzer birçok örnek vardır. Bazen de toplumun bazı kesimleri düşmanlarından daha acımasız bir şekilde içinde yaşadığı toplumun diğer kesimlerine karşı ahlaksızca saldırarak, sistemin yapamadığını kendileri yapmak istemektedir. Çünkü asimile oldukları için karşılığında düşmanın verdiklerini o kadar benimsemiş ve içselleştirmişlerdir ki düşmandan daha düşman,  egemenlerden daha egemen olup çıkmışlardır. Bu şekilde toplumun başına bela olmuşlardır.

İkinci bir asimile yöntemi de; insanları aç, işsiz bırakıp kendine muhtaç hale getirerek köle ve hizmetçilerin yaratılması yöntemidir. Yok eğer; kölesi olmayı ret ediyorsa, elinde bulundurduğu iple boğazını sıkarak ölümlerle tehdit etmekte, kimisini öldürerek ibret olsun diye dünya aleme göstermektedir. Böylece insanlar asimilasyona mecbur bırakılır. Tarihten günümüze inşa edilen zihniyet bunu gerektirmektedir. Çünkü bu zihniyetle sistemler kendilerini toplumların kılcal damarlarına kadar yerleştirmişlerdir. Onlar soylu, yüce, her şeyi bilen ve yaratanlardır!Onlar egemenler ve yukarıda olanlarken, toplum ise; tüm tarihi, toplumsal değer ve zenginliklerine rağmen değersiz, beş para etmez ve sisteme muhtaç olandır! Zihniyet insanlara öyle içerilmiştir ki asimilasyon onlar için adeta bir gereklilik ve normal bir şey olarak görülmektedir. Bazı kesimler sırf bu sistem içinde yer edinebilmek için gönüllü bir teslimiyet yaşamaktadır. İşte düşmandan daha düşman, halkını ve toplumunu bitiren asimilasyon kişiliği ve kadrosu da bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Önder Apo’nun“Ölümü gösterip sıtmaya razı etme” sözü durumu çok daha net açıklamaktadır.

Egemen sistemin iktidar tekelleri, oluşturdukları bu zihniyet kalıplarıyla; geriye adına yaşam bile denilemeyen, yaşanılması çok zor ve anlamsız, hastalıklı toplum ve halklar ortalıklara bırakılmıştır. Böyle bir zihniyet şekillendirildikten sonra asimilasyonun gerçekleştirilmesi daha da kolaylaşmaktadır. Tarihte gelişen asimilasyon türlerinin(kadına yönelik geliştirilen başta olmak üzere) gelişimine en çok belki de devletler, iktidarlaşan dinler, müthiş şovenizm ve milliyetçilik, tekellerin elinde bulundurduğu ekonomi, ulus-devletin her bir kurumu yönlendiren olmuştur.

Egemen sistemin tüm kirli araç ve yöntemleriyle insanlar asimile edilirken buna gelmeyen birçok kesim de sistem dışına atılarak özellikle de kırsal alan ve dağlara çekilerek kendi varlıklarını ve değerlerini korumak için büyük direnişler sergilemiştir.

Tarihin her döneminde sistem geliştikçe, kendisine karşı gelişendireniş, düşünce ve ideolojilere karşı da hep bir savaş içerisinde ve yok etme girişiminde olmuştur.  Bunu da öyle ustalıkla gerçekleştirip başarılı olmuşlardır ki bu direniş hareketlerinin bir süre sonra iktidar güçlerinin çıkarları temelinde hareket eder hale gelmekten kendilerini kurtaramamışlardır. Öyle bir kurnazlık ve sinsilikle hareket etmektedir ki; karşıt hareket ve direnişlerin içine bile sızarak yer edinmiş ve zamanla bunların düşünce ve ideolojilerini de kendi çıkarlarına hizmet eder hale getirmektedir. Bunu yaparlarken toplumun ruhu bile hissetmemektedir. Zaten egemen sistemin uzman olduğu bir yön de karşıt şeyi bile hizmetine sokabilme durumudur. Toplumu buna inandırarak ve ikna ederek yapmaktadır. Çünkü zihniyet; binlerce yıldır inşa edilen egemenlik, kölelik zihniyetidir. Peki,toplumlar hiç direnmiyor mu? Elbette evet ama bu sisteme güç getiremediklerinde her şeyi oluruna bırakmaktadırlar. Her şeyleriyle kendi bireyselliklerinde sıkıştırılmaktadırlar. Belki sadece kendi içlerinde varlıklarını ve değerlerini korumakla, kısmen de olsa, sınırlı kalmışlardır. Ama bunu yaşayan on binlerce gurup, topluluk ve halk vardır.

Tarihin her aşamasında birçok dini hareket de çıkmıştır. Toplum değerlerini, ahlakını, eşitliği, barışı korumaya çalışmış, çok iyi niyetle çıkmış olsalar da sonuçta içlerinde bir kesimin kendi amaç, özgürlük ve özünden saparak iktidarların, tekellerin savaş araçlarına dönüşmüşlerdir. Böylece kendi içlerinde de bir parçalanmayı yaşamışlardır. Bu kesim, iktidarı da ele geçirerek sözde karşıtı oldukları savaş ve zulmü bu sefer kendileri, içinde yaşamakta oldukları topluma uygular hale gelmiştir. Bunlar güç getiremedikleri egemenler karşısında kendilerini inkâr ederek özlerinden çıkmayı seçerler. Bunu yaparken de kendi dil, kültür ve halkının değerlerini küçük görerek ayıplar ve utanılacak bir şeymiş gibi yaklaşır. İktidar rejimleri içerisinde yer almak, soylarını bunlara dayandırmak, yücelik, kutsallık ve büyüklük olarak görülür. Kendi yalanlarına artık kendileri de inanır hale gelirler. Örneğin birçok halk kılıçtan geçirilerek İslamiyet zorla kabul ettirilmiştir. Bu yönlü İslamiyet’i kullananlar dahaçok onu özünden saptırıp iktidar aracı yapan kesimlerdir. Bununla kendi kültür, dil ve dinlerini başka halklara dayatmışlardır. İslamiyet’in de güzel ve olumlu yönleri vardır. Ancak, sistem nasıl ki dini bir araç yapıp insanları toplumları asimile etmişse dinleri de asimile etmiştir. Böylelikle birçok toplum kendisini asimilasyona yatırarak soylarını Hz. Muhammed’e, hanedanlara dayandırıp hatta kendilerini Araplaştırarak onur duyulacak bir şeymiş gibi görmüşlerdir. İslam dini, en çok da Emevi imparatorluğu döneminde tam bir iktidar aracı olmuştur. Amaç din etrafında büyük kesim ve kitleleri toplayarak kendi iktidarlarının güvencelerini sağlamlaştırmadır. Aynı zamanda hâkim devlet, devlet işleyişine farklı halklardan insanları görevlendirerek bununla onları avutarak, kendini meşrulaştırmıştır. Zaten asimile olmuş kesim de kendisine verilen bazı görev ve imkânlar karşısında kırk takla atmakta, kendini devlete, sisteme muhtaç ve minnettar hissettirmektedir. Teslimiyet artık kabul edilmiş ve sağlanmıştır. Kişi bu düzeye getirildikten sonra zaten asimilasyon kendi kendine işleyen bir sistem olarak hız kazanmıştır.

Bu zihniyetin toplum bireylerine benimsetilmesinden sonra ahlaki politik toplumun, barışın ve eşitliğin zedelemesi ve tahribe uğraması kaçınılmaz olmuştur. Aynı topraklar üzerinde yaşayan aynı kültür ve değerleri savunan halklar vardır. Örneğin; Kürtler Türklerin Anadolu’ya giriş yapmalarına yardım ederler. Amaç dostluk ve uzlaşmadır. Ama görüyoruz ki Türkler sonradan soykırımı aşanyöntemleri Kürtlere dayatmaktadırlar. Bu yüzyıllardır bu şekilde sürmektedir.

Ulus devletlerin inşasıyla özellikle asimilasyon hat safhaya ulaşmıştır. Çünkü ırkçılığı, milliyetçiliği korkunç biçimde kışkırtmıştır. Bir gurup egemen öyle bir düzeye getirmiştir ki artık değil aynı topraklarda halkların dil ve kültür paylaşmaları, birbirlerine tahammülleri bile bırakılmamıştır. Toplumun en alt kesimindekilere birer asimilasyon kadrosu olma kapısı açılmıştır. Devlet hangi millete ait ise onlar üstün ırk, büyük, özenilmesi, uyulması gereken olarak gösterilir olmuştur. Günümüzde ulus-devlet bunu kapitalizmle el ele vererek gerçekleştirir. Zaten bu çağda ahlak dibe vurmuştur. Kapitalizme bir din düzeyinde tapınılmaktadır. Tamamen insanların güdülerine, hayallerine, anlamsızlığına hitap etmektedir. Günü birlikbir yaşam dayatılmaktadır. Bir taraftan bu sistemle toplum sömürülüp çaresiz bırakılmakta, sonra da çaresizliği kullanılarak onu kendine mecbur etmekte, benzetmekte, içini boşaltmakta ve asimilasyonu başarıya ulaştırmaktadır. Öyleki insanlar kendi öz iradeleriyle karar veremeyecek kadar iradesizleştrilmektedir.

Önder Apo devletin ve sistemin siyasetini şöyle tanımlamıştır; “Bir taraftan senin cebini boşaltır, diğeryandan diğer eliyle cebini doldurur.” Hem insanı sömüren ve çaresizliğe duçar eden iken hem de imdadına yetişen kurtarıcısı olmaktadır, kişiyi kendine borçlu bırakmaktadır. Toplum üzerinde bu algı yaratılmakta, sonra onu değiştirip kendine benzetmek daha da kolaylaşmaktadır. Bireyi kendinden, değerlerinden, özünden taviz vermeye iter. Bu günümüzde çok ince ve sinsi yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bunun da mekânlarını ve ideolojik rahiplerini ustalıkla inşa etmiştir. Artık eskisi gibi zorla ve şiddetle değil. Eğitim sistemiyle bireyi daha çocukken toplumundan koparıp bu şekilde şekillendirmektedir. Zihniyetini oturtmanın imge ve sembollerini de hazır hale getirir.  Bayrak, marş,antlarla bu süslenmektedir. Eğitimlerinde bir çocuğun hangi halktan olduğu, dili, dini, kültürünün aidiyetinin anlamı ve gereği yoktur. Önemli olan devletin kendi sürü toplumunu en iyi şekilde oluşturmaktır. Daha çocuk yaşta toplum bireyinde oluşturulan algı ve zihniyet budur. Kendini inkâr etme, hor görme, kendi hakikatinden utanma, küçük görme vb. bunu da topluma sözde eğitim, bilinçlendirme, aydınlanma adına vermektedir. Bu eğitim sistemiyle devlet kendi kurum ve kuruluşlarının kadrolarını yaratmayı garanti altına almaktadır. Tüm bunlardan geriye insanlığı ve maneviyatı bitirilmiş, anlamsız ve önemsiz kılınmış robot ve sürü bir toplum kalmaktadır. Hatta bu asimile o kadar vahşileşmiştir ki insanları renk ve ırk olarak da yok etmeye çabalamaktadır. Örneğin; beyazlar Aborjinlerin erkek çocuklarını öldürüp, kız çocuklarını da kamplarda toplayarak büyüttükten sonra beyazlarla evlendirip birkaç nesil sonra beyaz ırka doğru gidilmektedir. Yine İslamiyet’in yayılışında binlerce Kürt kızları Araplar tarafından el konularak Araplarla evlendirilmekte, bu yolla hem Kürt kültürünün zenginlikleri çalınıp kendi kültürlerini güçlendirmekte hem de Kürt kadını kendine yabancılaştırılmaktadır. Tarihte buna benzer örnekler çoktur. Neden kadın üzerinden yürütülmektedir? Çünkü kadın anadır, kadın toplumun, yaşamın yaratıcısı ve sürdürücüsüdür. Her ne kadar özünden uzaklaştırılmış olsa da günümüze kadar korunan değerleri vardır. Günümüzde sistem işte bu sinsiliklerle kadında kalan özgürlüğü de asimile etme çabasındadır. Şimdi Türklerin “Haydi kızlar okula” kampanyasının amacı budur. Çünkü Kürt kadını, belki de sistem okullarından geçmediği için bugüne kadar özünü korumuştur. Ve Kürt kadını olarak bunu çocuğuna ve geleceğine taşırmıştır. Bu kampanyanın temel amacı Kürt çocuklarını tümden asimilasyona uğratmaktır.

Asimilasyon soykırımın bir ön aşamasıdır. Bu yolla bitirilemeyen, değiştirilemeyip dönüştürülemeyen kesimler soykırımla tümden ortadan kaldırılırlar. Özde asimilasyon ve soykırım aynı şeylerdir. Asimilasyon toplumları, halkları, dilleri, kültürleri bitirme ideolojisinin teorisi ise; soykırım bunun pratiğidir. Sonuçta insanı insan yapan onun toplumsallığı, değerlerine, kültürlerine bağlı kalmak ve anlam katmaktır. Eğer insan tüm bunlardan kopar ve yabancılaşırsa zaten ölüm yaşanmıştır. Ne yazık ki günümüz insanlarının çoğu bunun farkında bile değillerdir. Sadece bir et ve kemik yığınından ibaret bir fiziki varlığı yaşama sunmaktadır. Bunun için de ikisinin aynılığının ve tehlikesinin farkında değillerdir. Toplumda yaratılan algı şudur; ‘soykırımdan geçmeyelim, yani fiziki ölümü yaşamayalım da onların(devletlerin, egemenlerin, sistemin) dediklerine uyalım daha iyi olur’ derler. Yani soykırıma karşı asimilasyon insanlar tarafından tercih edilmektedir. Ama ruh, maneviyat ve anlamı yaratan, insanı insan yapan toplumsal değerleri değil midir? Zaten sistemler de kolayca asimile edebileceklerini, yozlaştırabilecekleri toplum ve halklara herhangi bir fiziki saldırıda bulunmaz. Ama direnen, güçlü olan kültür ve değerleri asimile edemedikleri içinfiziki olarak yok etmeye, bitirmeye çalışırlar. Önemli olan öncelikle insanda, toplumda yaratılan şu algıyı oluşturmaktır: Asimilasyon eşittir soykırımdır. Bunun için diyoruz ölümü gösterip sıtmaya razı etme vardır burada. Artık yaşam gerçek anlamı, sağlığı ve güzelliğini yitirmiştir. Adeta kör, topal ve sağır kılınmıştır. Yani hastalıklıdır artık. Ve bu hastalık tedavi edilmediğinde bedeni zaten ölüme götürecektir. Sadece bununla da kalmayıp başka bedenlere de bulaşacak, öldürmese bile süründürecektir. Soykırım ölüm ise asimilasyon uzun zamana yayılan bir ölüm, hem de bulaşıcı hastalık sonucu gelişen bir ölümdür. Bulaşıcı hastalıktır çünkü bedene yabancıdır, aykırıdır, dışarıdan bulaşmıştır ve bedenin diğer tüm sağlıklı hücrelerine bulaşmıştır. Peki, beden bunu kabul eder mi? Eğer kabulederse zaten hastalığa teslim olup ölümünü bekliyor demektir. Yok, eğer kabul etmezse o zaman onunla mücadele edip kendini tedavi edecek ve sağlığına kavuşacaktır.

Günümüzde asimilasyon ve soykırım o kadar bağlantılı ve içiçe yürütülmektedir ki insanların ruhları hissetmeden bir inkâr ve imhayı yaşamaktadır. Artık bugün varılan düzey bunların çok ötesinde bir toplum kırımıdır. Liberalizm, bireycilik o kadar kapsamlılaşmış ve içerilmiştir ki insanların varsa yoksa her şeyi kendisi için isteme ve düşünme olmuştur. Eğer sistem ve devlet seni kabul görüyorsa önemli olan bu olmuştur. İnsanlar için yanı başında aynı devlet ve sistem zulüm mü yapar, şiddet mi uygular, ölüm mü getirir umurunda değildir.

Asimilasyonun tarihsel gelişiminde de dile getirdiğimiz gibi Kürt halkı da yeryüzündeki birçok halk gibi devlet olmamıştır. Bu sayede kendin olmayı başarmış ve süregelen bu sistem ve tarih içerisinde varlığını korumuştur. Çünkü bu sistem ancak onu kabul eden, ona uyanların varlığını korumuş ve günümüze kadar devam ettirmiştir.(ne derece var oldukları tartışmalıktır) Kürt halkı tarihinde de olduğu gibi demokratik ve özgürlükçü bir toplumu esas aldığı için özü bu olduğu için hiçbir zaman başkalarına benzeme ve başkalarının dil ve kültürleri içinde erimeyi kendisi için kabul etmemiştir ve içine sindirmemiştir. Bundan dolayı da her ne kadar barışı, eşitliği esas almış ve sağlamak istemişse de hep başka uluslar tarafından hor görülmüş, dışlanmış, bitirilmek istenmiş ve ihanete uğramıştır. Ama yinede büyük bir iradeyle direnerek kendini inkâr ve asimile etme ahlaksızlığına düşmemiştir. Elbette bunu yayan ve yaşatan gerçek Kürtlerdir. Bunun yanında işbirlikçisi, kendini satanı, kendine ihanet edeni, inkâr edeni de çıkmıştır. Ancak gerçek Kürtlüğü temsil edenler, tüm toplumsal ve tarihsel değerleriyle beraber dil ve kültürlerini her türlü sistemsel baskı ve saldırılarına rağmen, bugüne ulaşmayı başarırlar. Tarih bu yönlü direniş, başkaldırı ve isyanlarla doludur. Amaç Kürt olarak varlığını korumak ve yaşayabilmektir. Kürt kültürü çok eskilere varan bir tarihe sahiptir. Köklüdür ve asıl olandır. Bunun için kolay yok edilebilecek bir dil ve kültür değildir. Direnebilmesi, gücünü ve kendini yaşatabilmesini de bu özünden alabilmektedir. İnsanlığın doğuş mekânı olan Kürdistan topraklarında doğan en köklü, zenginliklerini tarihten alan ve hakikatin temsiliyetini her an yapan bir kültürdür. Sonradan gelen birçok kültüre kaynaklık etmiştir. Nasıl olur da kendinden ilham alarak çıkan bazı kültürler kalkıp onu kendine benzetmek, değiştirmek ve yozlaştırmak isterler? Bunun bilincinde ve farkında olan Kürtler her zaman kendilerine dayatılan asimilasyonlara karşı uyanık ve duyarlı olmuşlardır. Hiçbir zaman ne iktidar uğruna ne de sermayeler uğruna tavizler vermiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi işbirlikçi kesimi, kendini inkâr eden, yozlaşan kesimi olmamış mı? Olmuştur, halen de vardır. Ama bu kesimler hiçbir zaman gerçeği temsil edemediğinden dolayı çıkar, menfaat ve bireycilikler uğruna kültür değerlerinden vazgeçebilmişlerdir. Ve bunlar Kürt toplumundan da tecrit edilmiş, ayıplanmış, ihanetçi ilan edilmişlerdir. Kürt toplumu bu bilinç ve duyarlılıkla kendi geleceği olan çocuklarının eğitim ve yetiştirilmesini de elinden geldiğince devlet ve sistemlerin kurum ve kuruluşlarına bırakmamaya çalışmışlardır. En çok da toplum olarak dil ve kültür sahiplenilip, korunması ve geleceğe taşırılmasında rol sahibi olan ve bu fedakârlığı yapan kadın yani analar olmuştur. Bunun içindir ki sistem ısrarla Kürdistan’da kız çocuklarını okuma ve okullara teşvik etmeye çalışmaktadır. Çok silik de olsa, kendi içinde sınırlı da olsa Kürtler kendi özlerini korumanın mücadelesini, dil ve kültürlerinin asimile edilmesine karşı direnişler vermiştir. Hem de her an nerede ve ne zaman bir soykırıma, katliama uğrayacağının belli olmadığını bile bile bunu yapmıştır. Hele hele kapitalizm çağında kendiyeni nesli tarafından bile kültür ve değerleri utanılacak, hor görülecek şekilde yansıtılsa da buna karşı da mücadele içinde olmuş ve taviz vermemiştir.

PKK’nin çıkışıyla beraber bu asimilasyona karşı mücadele daha da aktif bir hal almıştır. PKK Kürt halkı için adeta yeniden doğuştur. Önderliğimizin dediği gibi; “Bir halkın kendiniküllerinden yeniden yaratmasının adıdır PKK.” PKK’nin çıkışı sadece bir farkına varış, bilinçlenme olmamış aynı zamanda Kürt halkı için bir güç olmuştur. Kürtlüğün adından bahsedilmeyecek bir dönemden Kürtlüğünü, dilini, kültürünü savunan, sahiplenen ve geliştiren bir halk gerçeğinin oluşumuna varmış bulunmaktadır. Kendi dilinden çocuğuna isim veremeyen, bir söz söyleyemeyen, bir türkü çığırmayan bir halk günümüzde insanlığın, tüm halkların özgürleşmesi ve demokratikleşmesinin öncülüğünü yapma sorumluluğunu yüklenmiştir. Elbette bugünlere geliş de o kadar kolay olmadı. Başta yüce insan ÖnderApo’nun aydınlığında başlayan bu bilinçlenme, bunun gelişimi uğrunda verilen bedeller, şehitler en büyük fedakârlık ve sorumluluğu yapmış ve başlatmıştır. Kendi renginde dilinde ve kültüründe yaşamayı bıçak ağzında güçlükle yaşayan halk gerçekliği PKK ile artık kendisini de aşarak diğer tüm ezilen halkların dili olmayı başarmıştır. Özellikle eşi görülmemiş bir çıkışı kendi özgürlük çizgisinde gerçekleştirmiştir. Önder Apo’nun dediği gibi; “Başka ulusların, toplumların köleliği pahasına kazanılmış bir yaşam ve özgürlük, özgürlük ve yaşam değildir” bilinciyle yola çıkıldığında asimilasyona karşı nasıl bir tavır sahibi olunması gerektiğini de açığa çıkarmış oluruz. Kürt halkının buna karşı mücadelesinde başarıya ulaşması için bu aşamadan sonra, şimdiki direnişten daha büyük bir direniş evrensellikle olabilir. Egemenlik ve iktidar, toplumların tüm çatlaklarına sızarak önce insanlığı parçaladı, halkları karşı karşıya getirdi, sonra bir halkın kendi içinde parçalılığını yarattı, ta ki günümüzde bunu en küçük birim olan aile içine kadar soktu. Bunun bu düzeyde başarılmasında kurum ve kuruluşları ve kadroları en ileri düzeyde rol aldılar. Böylelikle iktidarını da toplumları yönetmeyi de, asimilasyonları da, soykırımları da daha rahat gerçekleştirdi. Çünkü karşısında bir birlik, güç, irade bırakmadı.Hem Kürt halkı adına hem de insanlık adına bunu ileri düzeyde başarmak, asimilasyonu durdurmak ancak alternatifini yaratmakla olur. Egemenliğin parçalılığına karşı birliği esas almak, demokratikleşerek asimilasyon mekânlarına karşı kendi varlık ve kültürünü yaşatmak ve temsil etmek ancak kendi kurum ve kuruluşlarını yaratarak geliştirilebilir. En önemlisi de bilinçlendirme temelinde bunun örgütlülüğünü gerçekleştirerek ve var olan sistemi boşa çıkarmak için toplumu buna ikna etme, bunun inanç ve ruhunu yaşatmakla beraber, sistemi, devleti işlevsiz bırakacak politikaları geliştirmekle sağlanabilir. Önder Apo’nun dediği gibi; “Tarihi doğru okumakla doğru sonuçlara varılabilir.” Doğru okuyabilmek içinde egemenlerin tersine gitmek gerekir. Yoksa onların yürüdüğü yollardan yürümekle tersine asimilasyon ve soykırımı durduramaz ona hizmet etmiş olunur ve asimilasyon politikalarına hız verilir. Beş bin yıllık tarihin halklara kötü, olumsuz, canice, vahşi, ilkel, geri diye öğrettiği ne varsa buralardan tutup yola koyulmak ve bu şekilde yeni bir algıyı yaratmak gerekir. Onların bizlere iyi ve doğru diye tanıttıkları şeyler bizleri asimilasyon, inkar, soykırım ve katliamlardan geçirmekten başka bir şey vermedi, sadece ölüm ve yok oluşu getirdi. Bunun tersinden yola koyulursak o zaman doğru, anlamlı ve güzel yaşama ulaşmış olur ve o zaman bu sistemlerin sonu getirilebilir. PKK insanlıkta bunu yarattı. Bununla güç verdi. Bunun içindir ki günümüzde tüm egemen güçler önderliğimize ve onun fikri PKK’ye saldırmaktadır. Bunun için de PKK iyi, güzel, doğru ve anlamlı olana ulaşmanın ve bunu yaşamanın adı olmuştur. Özgürlük, güzel ahlaklı yaşamın sınırında el değmemiş anlamlı bir çiçektir.


Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42