KADININ ÖZGÜR ÖRGÜTLENMESİ VE GÜÇ HALİNE GELMESİ
30 Nîsan 2013 Sêşem
eski erkek çözülecek, öldürülecektir. Bu temelde sevginin ve barışın önü açılacaktır. Sizin bunu kavramanız önemlidir. Kendimin de bu temelde tamamen sizin olduğunu söylüyorum. Kendimi kırk yıl buna hazırladım.
Abdullah ÖCALAN
ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI OLMAK KOLAY DEĞİLDİR
Örgüt nedir, ne kadar gereklidir? Bunun uygulama esasları, bizim için su içmek gibidir. Sizin için ise, adeta zehir içmek gibidir. Sizinle aramızdaki büyük fark buradadır. Mesela, ben çok açığım, nereye gitsem on binleri rahatlıkla ayağa kaldırırım. Yani düşmanım bile olsa, karşımda büyük heyecan duyar ve kendi arasında birleşir. Her gün karşımızdaki düşman “Birlik, birlik” diyor. Bu dönem, böyle inanılmaz sözcükleri en fazla kullandıkları bir dönemdir. Düşmanımızı birleştiriyoruz, bu açıktır. Bütün güçler, bize karşı düşmanlık anlamında birleşiyor. Tabi ki biz de kendi çapımızda birleşiyoruz. En zorda olan, halkımız olmasına rağmen, her yürüyüşümüz bir birleştirmedir. Peki, bu kişilik nasıl oluştu? Siz henüz kendinizi bile birleştiremiyorsunuz. Birleşin dediğimizde ise, aklınıza gelen tiril tiril titreyip kendini dağıtmak oluyor.
Sizin bu kölelik düzeyinize hayret ediyorum. Düşman, bir insanı sınırsız bir örgütsüzlüğe mahkûm ettiğinde, onu köleleştirir ve köle olarak kullanır. Bu çok nettir. Köle insan kendiliğinden köleliği kabul etmiş değildir. Bir insan, en ilkel haliyle bile özgür ortama bırakılsa, kendini mutlaka örgütler. Köle ise, en sıkı baskı altına alınmış ve örgütsüz bırakılmıştır. Sizdeki köleliğiniz ise daha da tehlikeli. Sadece baskı değil, kaba anlamda aç bırakılarak da değil, duyguları paramparça edilmiş, beyinsiz bırakılmıştır. Böyle bir köle Roma döneminde bile yoktu. Şu anda dünyada bizim köle gerçekliğimizi yaşayan hiç bir halk, ilkel topluluk yoktur. Fakat siz ne kadar bu gerçekliğin farkındasınız bilemiyorum, ama ben bu gerçekliğin dehşetiyle partileşmeye adım atmıştım. İnsanlarla ilişkileniyordum, değerler savaşı veriyordum. Bir de kendinize bakın, her hareketiniz bir örgütsüzleştirme hareketidir, yani bir kölenin kendini bedbahtsızlığa, güçsüzlüğe, örgütsüzlüğe bırakmasıdır. Bu örgüt içinde, Parti içinde örgütlenemiyoruz. Örgütsel yanımız zayıf derken, siz ne kadar köle olduğunuzun ister farkında olun, ister olmayın, düşmanın çok tehlikeli bir biçimde bana göre kölelikten de öteye bir provokatör kölesisiniz, yani tahrik eden, örgütü bozan bir kölesiniz. İstediğiniz kadar bu durumunuza kılıf ayarlayın, “Benim anlayışım, benim heveslerim” deyin, ama yine de sen, örgütü genelde zorladığın için köle provokatörsün, yani buna objektif ajan denilebilir. Bunun başka izahı olamaz. “Aslında ben iyi niyetliyim, görüyorsunuz hamalca çalışıyorum” gibi laflarla hiç kimseyi kandıramazsınız. Çünkü özgürlük savaşçısı böyle konuşmaz, böyle yaşamaz. O açıdan özgürlük savaşçısı olmak kolay değildir.
Birlikte Yol Almak İstiyorsanız Gerçekler Böyledir
Eğer gerçekten özgürlükle bir ilişkiniz varsa, bunu kanıtlamanız gerekiyor. Bunun da ilk adımı, ancak ‘nasıl partileştik’ biçiminde kendini gösterebilir. Partileşme derken, onun propagandacılığından tutalım, örgüt yönetiminin ustalığına kadar birçok özelliği vardır. Diliniz iki kelimeyi sağlam bir araya getiremiyor. Bir; dil gücünüzü belki yüzde bir bile kullanamıyorsunuz. İki; örgütsel ustalığa gelemiyorsunuz. Bu konuda beceriniz; örgüt yönetimi, yetkisiyle insanları sadece ya Parti’den uzaklaştırma ya da Partileşmekten alıkoymaktır. Kolektif esaslar, herkesi örgüt ölçülerinde tutma, yönetimin en temel göreviyken siz, bireyciliği derinleştirerek, işleyişi durdurarak bunun tersini yapıyorsunuz. Bütün bunlar sizin için çok normalmiş gibi geliyor, en kötüsü de ne kadar Parti dışı olduğunuz, birer provokatör olmaktan, tepki kişiliği, basit duygu kişiliği olmaktan öteye bir değerinizin olmadığı ortaya çıkıyor. Bunları ben icat etmiyorum. Yıllardır ‘Bunu önleyin, yanlıştır sonuçlarına katlanamazsınız, çarpılırsınız’ diyorum. Ama siz; ‘canım da çıksa ben böyle kalacağım ve şimdi de sizi Parti’yle karşı karşıya getiririm’ diyorsunuz. O zaman cevap verin, ağlamaktan başka elinizden ne gelir. Hem anlaşılmaz sesler çıkarıyorsunuz, hem de “Yapamadım, oyuna geldim, uzlaştım” diyorsunuz. En temel örgüt kararı, en temel örgüt yetkisini tanınmaz hale getirmekten başka bir şey yapmamışsınız ama bahaneniz de boldur. “Partiyle bir sorunum yok, şu kişi bilmem ne yaptı” gibi, en kocakarı laflarından öteye ne maharetiniz var? Sizi adam gibi karşıma almayı çok isterdim ama kendinizi doğru dürüst adam gibi bir söze sahip kılamamışsınız. Merkez olabilmeyi, yetkinin anlam ve önemi, görevin gereklerinin yerine getirilişi, karar ve uygulama esasları, bütün örgüt güçlerini doğru değerlendirmek bu işin başlangıcıdır, en önemlisi de tüm gücü çalıştırmadır. Bu gibi kavramlarla sizin ne ilişkiniz var, bütün bunları kafanız almıyor. Sizin yaptığınız; “PKK’nin imkânları var, onları nasıl kullanayım” diyerek, son derece kaba, ölçüsüz ve çoğunlukla da kaybettiren bir pratiğe girişmenizdir. Bunun dışında bir işleviniz var mı? Size göre yaşam ancak böyle olur, bunun dışında farklı bir Parti yaklaşımı da olamaz! Siz bana, ‘istediğiniz kadar partileşmeyi anlatın, ama biz partileşmeyi böyle anlayacağız’ diyorsunuz. Ben de size; ‘bununla ancak düşmanınıza hizmet eder veya kendinizi kısa sürede tasfiye edersiniz’ diyorum. Her gün tasfiye olan güçlerimizin durumuna bakın ve en önemlisi de, Merkez üyelerimiz, önde gelen militanlarımız çok rahatlıkla büyük gelişme sağlanabilecek bir ortamı ne hale getirmiş. Bunun hesabını elbette soracağız. Eğer “Ben PKK’liyim” diyorsanız, ufak bir soru sormaya çalışıyorum, düşünün ki, en tecrübeli arkadaşlarımızın verdiği cevap ağlamaktır, gücü yok, bir zavallıdır. Sizin cevabınız ise, nasıl ucuz kaybettirdiğinize dairdir. ‘Bana örgütün adını bile sorma’ diyorsunuz. Bu hangi kuralla, hangi ölçüyle, hangi uygulamayla bağdaşır? Bu da partileşmeyen kişiliğin, daha da ötesi, çok çarpık -belki de kendinin bile farkında olmadığı- kişiliğinin göstergeleridir. Biz bunun, anadan doğma böyle olduğunu kabul ederek kendimizi kandıramayız. Bu düşmanın işidir, köleliği çok yönlü yaşamanın bir sonucudur. Bu kişiliği bana başka türlü izah edemezsiniz.
Partileşmek istiyorsunuz ama bütün bu hazırlıklarımıza rağmen yaklaşımlarınız fazla iddialı değil. Eğer anlamak istiyorsanız, size zaman da verdik, gerçekten imkânlar da el veriyor. Fakat bakıyorum ki, bundan rahatsızlık duyuyorsunuz. Anlayışlarınız, Parti kişiliği nasıl olunur değil de, Parti’nin imkânlarıyla Parti’nin başına bela olan kişilik nasıl olabilir biçimindedir. Benim için bütün bunlar tek kelimeyle değersizdir. Kendimi size dayatmak istemiyorum, buna tenezzül de etmem ama benimle birlikte yol almak istiyorsanız gerçekler böyledir. Hatta bunlar gerçekliğin ipuçlarıdır, gerçekliğin kendisi çok daha yakıcıdır. Biraz daha kendinizi örtbas ederseniz, bu defa daha farklı yöntemler kullanmak zorunda kalırım ve ne mal olduğunuz ortaya çıkar. ‘Heval neyi örtbas ediyorsun’, diyeceğim. Çünkü ben hayatla biraz uğraşan adamım. Benim için yaşam, sizinki gibi uykuda geçmiyor. Bu konuda da size bir şeyler anlatıyorum ama anlamazlıktan geliyorsunuz. Ben daha çocuk yaşlarında bile, en vurulmaması gerekeni vurdum ve en savaşılmaması gerekenlerle savaştım. Böyle bir özelliğim var. ‘Bizi dövmez’ diyebilirsiniz. Dövmenin nasıl olduğunu anlamaya çalışmalısınız. Belki sizin dövmekten anladığınız gibi kaba bir tokat yemiyorsunuz, ama bundan bin bir kat daha etkili olan yöntemlerimiz var. ‘Biz arsız, duyarsız insanlarız’ diyeceksiniz, bunun farkındayız ve onu da göz önüne getirerek bir plan uyguluyoruz.
Devrimcilik, Her Şeyden Önce Beyin, Yürek, Ruh Olayıdır
Mesela, bırakalım örgütlenmeyi, partileşmeyi, yaşama gelmemek en çok bayıldığınız özelliğinizdir. Bu özelliğiniz, yaşamı bir alaydan ibaret görmeye, anlamsızlaştırmaya, sığlaştırmaya ve boşa çıkarmaya yol açıyor. Çocukça davranıyorsunuz, ama bizim de çocukken yaptığımız işler vardı. Herhalde sizi en az düşman kadar sıradan, basit de olsa bir yaşam ipine bağlayabiliriz. Bunun farkındayım, sizi sürükleyen bütün duyguları, maddi etmenleri göz önüne getiriyorum. En az düşman kadar bir yaklaşım ve hatta ondan daha da ötesi var. Yani yönetim ustalığımızı acaba anlıyor musunuz? Yönetim kavramı size fazla geliyor, çünkü siz daha örgütlenme gereğine bile karar verememişsiniz. Bu yürüyüşte yer almak isteyenler, bunun örgütsel esaslarına bir türlü gelememiştir. Bundan kaynaklanan kaçırtmalar benim için zaten bir suç, anlaşılması bile imkânsız bir sonuçtur, ama size göre normal bir yaşamdır. Bu nedenle, sadece Parti’ye karşı bir isyan topluluğu gibisiniz. Tüm bunlara rağmen, acaba haklı, özgür bir kişilik olma iddianız var mı? Eğer bu iddianız varsa ve doğruysa, o zaman onun en vazgeçilmez kıldığı özelliklere ulaşmanız gerekir. Düşman karşısında yenilmiş özelliklerle değil, düşmana karşı güç toplama, yani örgütsel olma özelliğini yakaladınız mı? Bunun gereğine kendinizi inandırdınız mı? Yönetici, komutan olmak istiyor musunuz? Yöneticinin, komutanın temel özelliği en büyük birleştirme kişiliğini temsil etmesidir. Komutanın parçalama kişiliği, parçalama yetkisi olmadığını, şimdiye kadarki davranışlarınızın kocaman birer suçtan ibaret olduğunu anladınız mı? Bu yaşamın ciddi bir yaşam olduğunu kabul ediyoruz. Benim anlayabildiğim kadarıyla bu tip örgütsel bir yaşamı siz, bir an önce atılması gereken bir moda elbisesi gibi görüyorsunuz. Ama önderlik yürüyüşünde ise en kalıcı elbisedir. Sizin için atılması gereken elbise, Önderlikte elbise de değil, yaşamın ta kendisidir. Bu değerlendirmeyle partileşmeyi dayatmaya çalışıyoruz. Belki biraz kavrayışınız gelişmiştir, belki bir gelişmeyi daha hızlı yaşayabilirsiniz. Vaktinizi, gençlik gücünüzü böyle kullanabilirsiniz. Devrimcilik sadece düşmanın karşısında silah patlatmak değildir, bir kaç kelimeyi ezbere söylemek de değildir. Devrimcilik, her şeyden önce beyin, yürek, ruh olayıdır. Büyük direnişi önce kendi nefsinize karşı vereceksiniz. Bu savaşım olmadan örgütsel gelişmeniz de mümkün değildir. Bu noktada hepiniz boğuluyorsunuz. İnsan bunları bir çırpıda ortadan kaldırabilir, ama sizin zayıf kişiliğiniz sizi düşürüyor.
Kendi deneyimimi size açtım; size cesaret vermek için bundan sürekli bahsediyorum. Bu kadar çözüm kabiliyetime, hatta güç olmama rağmen, maddi ve manevi yönden soruna karşı halen çok tedbirliyim. Çok tehlikeli bir biçimde bir aşk macerasına girişmek cesaret ister. Bence aşk çözümlenmiş ve sonuca bağlanmıştır. Biz duyguları ve sevgiyi ülkeye bağladık. Bu yönüyle de aşkları geliştirdik. Fakat halen sizler kadar cesaretli değilim. Bir kişiye bağlılık sizi hain bile yapabilir. Yaşam pratiğimden en çok şu sonucu çıkardım: Hiç birimizin başka birisini fazla sevmeye hakkı yoktur. “Ölesiye, çıldırasıya seviyorum” denilir, oysa tam da bunda ihanet olabilir. Olabilir demenin de ötesinde, eğer önlenmezse bundan süper ajan çıkabilir, bu işin bir yönüdür. Duygu gücünü abartılı bir kişiye değil, vatana ve varsa bir vatan savaşımına bağlamak, halk, parti ve yoldaş sevgisine dönüştürmek gerekir. Şunu da tespit ettik: Bir ilişkiye aşırı bağlanmış biri çok gözü kara oluyor. Hemşericilikte de, ahbap çavuşlukta da bu var. En yakın arkadaşlarımda da bunu gördüm: Bir kızla veya kızsa bir erkekle aylarını müthiş yoğunluklu geçiriyor, ama en sıradan devrimci göreve yarım saat bile zamanını vermiyor.
Ben sorunları bilimsel ele alırım. Madem birisiyle bu kadar ilgileniyor, o halde neden örgütle hiç ilgilenmiyor, neden herkesi sevmiyor? Sevgisini bir puta dökmüştür. Put teorisi de böyle ortaya çıktı. Örneğin, Hz. Muhammed’in sevgisini ele alalım: Onun sembolik de olsa putları kırma çabası var. Putları kırdıktan sonra ise, “Rabbiniz göktedir” diyor. Bunun anlamı şudur: O dönemde her Arap aşiretinin bir putu var, herkes kendi putuna tapıyor ve kendi putunu yüceltiyor. Dolayısıyla birlik olmuyor. Birlik olmayınca da cehalet çağı ve çöküntü egemen oluyor. Muhammed’in büyüklüğü buradadır. Putları kırmakla aslında devrim yapıyor. “Rabbiniz göktedir” derken, bir anlamda sevgiyi soyutlaştırıp genelleştirmiştir.
Bu yaklaşımı bize nasıl uygulayabiliriz? Aslında bizde aşiretçilikten daha da geri aşırı bir bireycilik, kabilecilik ve ailecilik var. Herkes ulusal ve toplumsal değerinden koptuğu, ulus kavramının bile dışına itildiği için, kendisinin elinde biraz ailecilik ve kabilecilik kalmıştır. Hatta aile de, kabilecilik de çözülmüş, sadece birbirini kandıran iki kişi kalmıştır. Bizdeki muazzam bireyciliğin bir gerçeği veya toplumsal dayanağı böyle gelişiyor. Bir kişinin bir kişiye aşırı bağlanması; ulusal ve toplumsal gerçekliği –ki, bu aynı zamanda askeri ve siyasal gerçekliği de bağrında bulundurur- bir tarafa itip bütün gücüyle birisini sevmesi, birisine hizmet etmesi ve onun emrine girmesidir, hem de sınırsızca onun emrine girmesidir. Bireysel tutkuların ne anlama geldiği, ne kadar haince, ne kadar seviyesizce, ne kadar çılgınca bir durumu ortaya çıkardığı daha iyi anlaşılıyor. Birisine bağlanmak biraz tehlikeli olmaz mı? Sadece birine bağlanacağına, bütün arkadaşlarına bağlan. Ananı ve babanı çok düşüneceğine, diğer analar ve babaları da biraz düşün. Akrabalarını çok düşüneceğine, diğer insanları da düşün. Daha sonra bunu geliştirdiğinde ulusu, sınıfı ve hatta tüm insanlığı düşün. Bizdeki ise sıradan köylüdür ve hemen tıkalı kadın-erkek ilişkisine bağlanır. O ilişkilerin içinde bir siyasallık ve toplumsallık yoktur, hele ulusal düzeyden hiç bahsedilemez. Aşiret de çözülmüş, geriye kadın ve erkek kalmıştır. Bunların ise çok kaba bir cinsel ilişkileri vardır. Kabalık şuradadır: İlişkinin ciddi bir siyasal ve sosyal atmosferi yoktur. Bu atmosferden koptukça, birbirlerine girdikçe ağır sorunlar, sorunlarla birlikte çok kaba cinsellik ve içinden çıkılmaz aile gerçeği ortaya çıkar. Önce birbirlerine çok kara sevdalıdırlar. Bu yönlü cinayetler işlerler. Fakat evlenmelerinin ikinci günü birbirlerini vururlar. Çünkü uydurma ilişkiler, tükenmişlik ilişkisi söz konusudur. İlişkinin ulusal, siyasal ve sosyal içeriği yoktur. Çok kaba bir cinsel tutkuyla, olsa olsa bir kaç ay aşk meşk yapabilirler; sonra da çok ağır bir aile sorunu, çocuk sorunu, ekonomik sorun, sağlık sorunları ortaya çıkar. Ondan sonra da birbirlerine girerler; her gün kavgalı bir yaşam başlar.
Özgür Kadını Ve Erkeği Yaratma Uğruna Neler Yapıyoruz?
Değerlere en çok bağlı olması gereken kadınlar devrimci eğitime ve örgütlenmeye gelmiyorlar; “Yiyoruz, içiyoruz, biraz da bu parti işine ilgi duyalım” demiyorlar. Vebadan kaçar gibi bu işlerden kaçıyorlar. Geride kalan kadınlar kolay yürümüyorlar. Ben böyle olsunlar demedim, Kürt gerçeğinde bunlar var. Binlerce şehidimiz, binlerce değerimiz var; ama onlara bağlanmaya istek duymuyor, ama basit bir şeye bağlılık duyabiliyorlar. Acaba birçok kişilikte bu yok mu? Bu tepkilerinizin ve bir türlü partileşmemenizin altında bu tip duygu düzeyleriniz etkili rol oynamıyor mu? Ağlayıp sızlamalarınızın altında çok geri ve ilkel duyguların yeri yok mudur? Bir türlü partileşmemenizin, acaba bu yaşam gerçeğiyle ilgisi yok mudur? İlgisi olduğunu bu örnekte çok çarpıcı gördünüz.
Duygu çözümlemesi kolay bir iş değildir. Düşünün ki, ben biraz dayanamasaydım, acaba bugün partililikten ve Kürtlükten eser kalır mıydı? Kadın kurtuluşunda ileri yol almak ve özgürlük imkânını yaratmak kolay olmuyor. PKK içinde bu büyük savaşımla mümkündür. Bu temelde büyük çatışmalar, büyük kopmalar ve büyük ayrışmalar söz konusudur. Öyle sanıyorum ki, bazı akıllı kızlar veya erkekler, “PKK özgürdür, dolayısıyla biz de özgürüz ve hemen özgürlük ilişkisini geliştirebiliriz” diyorlar. İlişki geliştirilebilirler, ama hiç olmazsa hikâyemizi göz önüne iyi getirelim. Özgür kadını ve erkeği yaratma uğruna neler yapıyoruz? Bazıları bizi neden halen bir öcü gibi görüyor? Bizi neredeyse aşk düşmanı ilan edecekler. Aşktan ve duygudan ne anlarsınız? Bu kadar temelinizi oluşturacağız, sizi karşı karşıya getireceğiz ve sonra da benim adım ‘diktatör’e çıkacak! Peki, vicdan bunun neresinde? İnsan duygularını yaşamalı, ama hiç olmazsa gerçeğinin derin bilinciyle hareket etmesini de biraz bilmelidir. Aksi halde bu büyük aymazlık, büyük gaflet ve büyük nankörlük olur. Kaldı ki, özgürleşen kadın-erkek ilişkisinin düzeyi nedir? Ne kadar güç verir, ne kadar güç alır? Bu halen bir tartışma konusudur.
PKK olayının içinde bu yönlü olup bitenleri çok iyi kavratmak gerekiyor. Kolay ilişkiler ve kolay partileşme olmuyor, kadın ve erkek kolay özgürleşmiyor, namuslu erkeği kolayca yaratamıyoruz. Aşklarınıza hürmetim var, fakat dayandığınız erkek veya kız çoktan bitiktir. Önce onları geliştirelim, militan kadını ve erkeği ortaya çıkaralım. Bu esas olabilir. Büyük bir kişilik dönüşümünün savaşı olmadan, birbirinizin yüzüne bakamazsınız. Mevcut zayıf kişiliklerin karşı karşıya gelmesini, hatta daha düne kadar gelişen bazı ilişkilerimizin düzeyini düşünün. Bunların ne kadar yüzeysel, ne kadar düşkünce, ne kadar bireyci, ne kadar amaçtan koparıcı olduğunu bizzat kendiniz belirtiyordunuz. Biz buna duygu, aşk ilişkisi veya güçlendiren ilişki diyebilir miyiz? Hiçbiriniz bunu onaylayamazsınız. Demek ki yanlış yoldayız, demek ki yenilenmeye ihtiyacımız var. Benim de yaptığım odur. Sömürgecilik sizi bu kadar düşürmüşse, feodalizm sizi bu kadar kişilikten uzaklaştırmışsa, kadını bu kadar hiçleştirmişse, en değme kadın dediğimiz doğru dürüst yürümesini ve konuşmasını bilmiyorsa, siz bu kadınla nasıl aşk yaşayacaksınız? Sizin aşk adına yapmak istediğiniz şey çok basit bir cinselliktir. Aşk büyük dünya anlayışını, dünyaya bakış açısını, felsefi, ulusal ve ideolojik temeli ve mücadeleci yaşamı gerektirir. Bunlar olmadan aşk olmaz. Basit cinsel tatmine, basit duygulara, yüzeysel ve sakat yaklaşımlara, ‘âşık olmak ve tutulmak’ diyemezsiniz. Bunlar sömürgeciliğin ve feodalizmin aşkıdır. Bunlar düşmüşlüğe, tükenmişliğe, zaaflara ve bitmişliğe âşıklıktır. Bu aşkı reddetmeli, ona tenezzül etmemelisiniz. Cinsel olarak tükenelim, ama böylesi ucuz aşklarla kendimizi aldatmayalım. Bu temelde kendinizi çözemezseniz, özgür kadın olmaya doğru yol alamazsınız; erkeğin eşit ve özgür temeldeki yaklaşımını geliştiremezsiniz. Yol alamadığınızda da yüceleştirici, güçlendirici veya yeni toplumun amaçladığımız temelde kuruluşuna yol açıcı birliktelikleriniz olmaz.
Bu mücadelede hatalı katılımlarınız düzeltilmedikçe, iflah olmanız düşünülemez. Bu temel bir sorundur. Bu sorun çözümlenmedikçe, kaderinizi tayin etmeniz mümkün değildir. Burada gerçekleşen devrimin tüm ulusal, siyasal, sosyal, sınıfsal boyutlarıyla cins boyutunun çözüme gitmesinde belirleyici bir yeri vardır. Onu yakalayıp çözmedikçe, ömür boyu çarpılmanız ve bu anlamda bir kadercilikle sürüklenip gitmeniz kaçınılmazdır. Bu anlamda bütün yaşamınız olanca duygusal zayıflığı ve acı sıkıntılarıyla kaynağını burada bulur. Bunu çözemeyen biri hiçbir acıdan ve üzüntüden kurtulamayacağı gibi, mutluluğu da çok yüzeysel ve parlayıp sönen bir mutluluktan öteye gidemez. Bu devrim gereklidir ve halen insanoğlunun karşısında duran en temel devrimlerden biridir. Özellikle bu sorun bizde her ne kadar sonradan çözülecekmiş gibi düşünülse de, en etkili bir devrim olarak kişisel ilişki düzeyinde çözümlenmeden, diğer devrimsel adımları atmak da pek tutarlı ve başarılı olamaz. İçinde yaşadığımız bu büyük çirkinliği ancak bu devrimde belli bir çözüme ulaşmakla aşabilirsiniz.
Erkek -ki, onun için de çok tehlikelidir- kendi lehine kullandığı o kötü alışkanlıklarıyla, belli bir ölçüde belki kendini yaşatabilir. Kadın ise, bu ilişki bağlamında dayatılan alışkanlıklı yaşam kadar, çirkin, ikiyüzlü ve aşağılık bir yaşamın sahibi olmaktan kurtulamaz. Genelde olduğu gibi bizde de, kadın gerçeğinde çok daha katmerli olan derin ilgisizlik ve güçsüzlük siyasal bir olay olduğu gibi, bu ancak bütün gücüyle devrimsel faaliyete katılmakla çözüme kavuşabilir. Bu silahı ne kadar iyi kullanırsanız, ancak o kadar yaşam adımlarına sahip olabilirsiniz. Son dönem çalışmalarımız kadını bencillik konusu olmaktan çıkarmış, onu adeta harmanlamış, bir havuz birikimi haline getirip onu yeniden akıtmanın nasılına ilişkin bir tartışmaya da yol açmıştır. Derin bir bencillik konusu olmaktan çıkarılışınız, sizin adınıza büyük bir gelişmeyi ifade eder. Aleyhinizdeki bu bencilliği aşmadıkça, herhangi bir irade gelişiminden bahsetmenizin mümkün olmadığını anlamaya başlıyorsunuz.
Bunun Adına Da Duygu Ve Aşk Diyemeyiz
Benim şaştığım bir nokta, şu çirkinliğin kendini zaman zaman göstermesidir. Yaşamda ve ilişki boyutlarında sanki biz bir baskı uyguluyormuşuz, sanki böyle çok değerli ilişkiler kurmaları mümkünmüş, sanki fırsatını bulup bunu bizden çalmak marifetmiş, sanki hasreti giderilecekmiş ve duygularıyla yaşayacakmış, sanki bu çok önemli bir hakmış, sanki bu parti olmazsa ne kadar güzel yaşanacakmış da biz bütün bunların önünde bir engelmiş gibi bir yaklaşım var. Böyle rezil ve utanç verici bir yaklaşımın zaman zaman şu veya bu kişilikte ifade edildiğini, hatta partiye dayatıldığını görüyoruz. Bu hem çok yanlış, hem de haksız ve ters olan bir yaklaşımdır. Bunlar gericiliğin büyük savunuculuğunu bu kelimelerin altında dile getirmek istiyorlar. Oysa öyle bir durum yoktur, ama iç gericilik kendini böyle adlandırmaktan adeta zevk alıyor ve bu da karşı devrimci bir duruştur. Her şeyden önce kimse bunların duygularına karşı değildir. Bizim karşısında olduğumuz şeyler, bunların muazzam karşı devrimcilikleri ve duygu düşmanlıklarıdır; gelişen insana özgü ve derin anlamlı duygulara düşmanlıklarıdır. Bizim karşı olduğumuz budur. Bunu bu kadar çarpıtmalarına ve buna cesaret göstermelerine öfkeleniyoruz. Yoksa bizim çarpık ilişki tarzına fazla itibar gösteremeyeceğimiz çok açıktır. Biz bunlara duygu ve ilişki bile demeyiz. Biz kendi cinsimize ve soyumuza layık bir diyalog, bir anlayış, bir duygudaşlık geliştirmek istiyoruz. İradeli, anlamlı ve amaçlı bir yaşam gücü haline gelmek istiyoruz. Bunun anlaşılamaması ve bunun yerine sürekli iğrenç çarpıtmaların dayatılması, tam bir karşı devrimci dayatmayla bağlantılıdır. Giderek bu çarpık ilişki tarzını teşhir edeceğiz. Bu biçimiyle istedikleri kadar dayatmalarını süslü laflar altında sergilemek istesinler, bu gerçeklik değişmez.
Burada hiçbir örgütsel deyime başvurmadan, en geri olanı, hatta geriden de öteye maymunlaşma sınırındakini böyle koyabilmeliyiz. Özellikle saflarımızdaki erkek ve kadın bu noktada ne denilmek istendiğini mutlaka bilmelidir. Ben hiçbir zaman güzel duyguların gelişimine ve hayat bulmasına karşı değilim. Tam tersine, bütün çabalarımız buna yol açmak içindir. Ama buna anlam veremeyenin sözüm ona ilişki dayatması kadar iğrenç ve alaya alınacak başka bir ilişki biçiminin olmadığını da belirtebilirim. Eğer bu konuda PKK'nin bir ilkesi varsa, onun böyle hayat bulacağını herkesin peşinen bilmesi ve kendi devrimciliğini bu kritere bağlaması hayatidir. İlişkileri kör güdülerin gidişatına göre götürmek kadar alçakça ve karşı devrimci bir tarz düşünülemez. Biz soyumuza bu çirkinliği yakıştıramayız. Cinsimize ve cinslere bu kadar geriliğin, giderek her türlü çarpıtmanın ve ikiyüzlülüğün boy vereceği güdülerin kendiliğindenliğine teslim olamayız. Bunun adına da duygu ve aşk diyemeyiz. Bunlar bizim düşüşümüzün, tüm yaşamı kaybetmemizin en düşmanca tarzı olduğu kadar, eğer bir çıkış yapacaksak, bu çıkışın bunun aşılmasıyla bağlantısı olduğunu bir an bile göz ardı edemeyiz.
Bu bir türlü anlaşılmak istenmiyor. Sanki partinin bir sözü ve ilkesi yokmuş gibi, kör güdünün bencilliğine kendini kaptırıp gitmeyi bir marifet saymak kadar alçaltıcı bir izah olamaz. Biz iddia ediyoruz ki, nasıl büyük devrimci düşünüş ve çalışmayla bağlantılı olarak maddi zenginlik elde ediliyorsa, güdülerin düşürücü gücüne karşı onun dönüştürücü ve yüceltici gücünü ortaya koymakla, en büyük duygulara ve sağlıklı yaşama ulaşılabilir. PKK, bu konuda bir arayış, bir tartışma, bir özgürleşmeye başlangıcın adıdır, onun platformudur. Eğer mutlaka birileri adım atmak istiyorsa, arayışını ve tartışmasını doğru yapmalıdır.
Bugün bu ülkede ve bu halkın içinde en özgün bir yaklaşım gücüne ulaştığımı da belirtebilirim. Ama bu neyle bağlantılı gelişti? Bu, kendimi bu boyutlu yaşam bağına karşı sımsıkı korumakla, yıllardır dayatılan ilkelliği ve ajanlığı göğüslemekle, en önemlisi de büyük bir siyasallığı, büyük bir devrim imkânını ve onun her düzeydeki faaliyetini başarıyla yürütmekle gelişti. Yani özgür kadın ve özgür ilişki gerçekleşmesi, tüm bu çalışmaların belli bir düzeye başarıyla taşırılmasından sonra anlam bulabilmiştir. Ciddi bir siyasal başarısı, çok ciddi bir siyasal faaliyeti ve amaca büyük kilitlenmesi olmayanların, kadın sorununa veya erkek sorununa cinsi anlamda her el atışı bitiştir. Nitekim yenilgiden sonra çarpık ve yoz ilişkiler gelişiyor.
Bir de başarı tarzıyla bağlantılı olan gelişmeler vardır ki, onu da ben temsil ediyorum. Bu çok nettir. Yenilgi değil yengi, düşüş değil yükseliş, siyasal kopuş değil siyasallıkta yoğunlaşma ve hatta askeri çizgiden kopma değil ona yüklenmeyle birlikte kadını büyük sürükleyişim gerçekleşmiştir. Bunun en doruk ifadesi de Zilan kimliğindeki gerçekleşmedir; bunun binlerce örneğinin gerçekleşmesidir. Hiç kimsenin bunu göz ardı etmemesi gerekiyor. Bu bir yaratılma olayıdır. Bu, sadece bireysel düzeyde bir yaratılma değil, ulusal ve sosyal düzeyde bir yaratılma olayıdır. Büyük siyasal gelişme ve ardından yenilmeyen askeri gerçekleştirme kadın ve duygular boyutuna yansıdığında, büyük bir sürükleyişe, yüceltilişe ve dönüşüme yol açmıştır. Bunu artık görmek, kriterlere vurmak ve denektaşına koymak gerekir. PKK'de çarpıcı olarak gerçekleşen budur.
Bize Ne Çok Anlamsız Hayallerle, Ne De Çok Ulaşılmazmışız Gibi Yaklaşın
Daha ne idüğü belirsiz, başarıyı bir yana bırakalım, hiçbir doğru tarza gözünü dikmemiş, tüm ciddi siyasal, askeri, örgütsel ve ideolojik sorunlara ve bunların çözümüne kendini kapatmış, hatta iddiası bile olmayan birisinin aşkı ve duygusu olamaz. Tam tersine, onun kuracağı her ilişki objektif olarak ajan ilişkisidir. Ayrıca ilişkinin kaba biçiminden de bahsetmiyoruz. Bu konuda köylüler gibi kendimizi kandırmayalım. Duyguların özenle geliştirilmesi gereken tam bir sanatsal yanı vardır. Kaba değil, sanatsaldır. Estetik yanı, yani onun sanatla yeniden yaratılması sağlanmadıkça, yaşam güzel kılınmadıkça, kesinlikle anlamlı duygular ve yaşamlar gelişemez. Bütün bu konularda az çok çabası olanlar saygıdeğer bir adıma sahip olabilirler. Ama bizim karşımıza çıkan örnekler, tüm bunlara kendilerini kapatmış, sadece yenilmiş de değil, aynı zamanda tam bir karşı-devrimci tip durumundalar. Kördüğüm olmuş tipler aniden karşımıza çıkarak çarpık ilişkiyi dayatıyorlar.
İnsanlık tarihinde kadınla iddialı bir yürüyüşü gerçekleştirdik. Özgür kadına ulaşma iddianız olduğu için insan sizlere de güvenebilir, katılabilir, kendi dünyasını paylaşmak isteyebilir. Bana göre bu helal olandır; haram olan, mülkiyetin insanı çerçevelediği yerdir. Eğer bundan kurtulmayı sağlarsak, o zaman yüce duygular gelişebilir, irade ayaklanabilir, düşünce fışkırabilir. Sizleri çok mu zorladım? Ama unutmayın ki, hiç kimsenin sizinle olmadığı kadar sizinleyim. İddia edebilirim ki, en sevdiklerinizden daha fazla hem sevilenlerdenim, hem de sevenlerdenim. Kadın yoldaşlarını anlayan ve birlikte yürümeye çalışan kişi olduğum kanıtlanmıştır. Dolayısıyla çok zorlandığınızda, “Bu ne iştir başımıza gelen?” dediğinizde yadırgamayın. Onun nedeni ben değilim; nedeni yüz yıllardır kaybedilen kişiliğinizdir, kaybettiğiniz toplumsal gerçekliğinizdir, halktır, halkın özgürlüğüdür. Ben kaybettiklerinizi biraz var etmeye çalışıyorum. Bizden ne istiyorsunuz? Aşkı mı, emniyeti mi, güveni mi, düşünceyi mi istediniz de bizde bulamadınız? Biz bütün bunlarda iddialıyız. Taleplerinizi geliştirmeli, bunları bir yaklaşım gücüne kavuşmalısınız.
Bize ne çok anlamsız hayallerle, ne de çok ulaşılmazmışız gibi yaklaşın. Önderlik bir değerler sistemidir, ulaşılabilir. Yalnız kadınlar üzerinde değil, adına hareket yürüttüğümüz bu halk üzerinde de, öncü güç kılmaya çalıştığımız bu militanlar üzerinde de elbette amansız bir güç olacağız. Çünkü devrimler başka türlü yürümez. Ama bu yürüyüş, aynı zamanda sizin en çok muhtaç olduğunuz ve hemen hemen her şeyden önde gelen kimlik, şeref ve onur yürüyüşünüzdür. Zaten bu böyle olmasaydı, bir gün bile mecal bulamazdınız, değer vermezdiniz. Demek ki doğru yoldayız. Esas olan benim aşkım ve özgürlük tutkularım oluyor. Tanrıya bağlanır gibi bu halk da, siz kadınlar da buna bağlanma zorunluluğunu duyuyorsunuz. Belki hepinizden daha amansız bu ilkeye bağlanan kişiyim. Bu hayaller kimin hayalleri, bu aşk kimin aşkıdır? Ben bir faniyim, ama duygularım ve düşüncelerim yüzyıllara doğru akıp gidecektir. Bunun bireyle alakası yoktur. Tamı tamına bir halk bireyi, değerli bir insanlık parçasıdır. Onu ifade etmeye çalıştık, bu kabul görüyor ve bana yakıştırıldığı gibi kaçmadan bunu temsil etmek istiyorum.
Özgürlük ahlâkında her şeyden önce güçlü olmak ve karşılıklı iradelerin özgür olması vardır. Özgürlük ahlâkı kölece bağlılık biçimlerini kabul etmez. İnsanlar çok zayıf olduklarından değil, güçlü olmayı istedikleri için buna bağlanırlar. Yine güdülerine çok bağlı oldukları için değil, tutkularının ve duygularının yüceliğine göre bağlı olmayı esas alırlar. Oldukça resmi ve geleneksel ahlâka göre bir yuva kurmak için, bir aile ve onun amacı olan çocuklar için bir bağlılık geliştirmeyi esas almazlar. Toplumun temel yasalarına güç katabilmek için birbirlerine katılma gereği duyarlar. İlişkilerde ağlamak ve sızlanmak olmaz; toplumsal denetim mekanizmalarına bağlanarak da ilişkilere katılım söz konusu olamaz. Bu, ahlâkın en temel özelliği, gelişmiş bir estetik duyguyu esas aldığı gibi, aynı zamanda güzelliği paylaşmaktır. Büyük zorlukları aşmak için de bu bağlılık gerekli olabilir. Herkes gibi benim de ilişkilerim olsun diye ilişki kurmam. Dikkat edilirse, bu biraz aşksal bir bağlılık kategorisine giriyor. Tanrısal düzeyi zorlayan yüce aşktır. Sizin tanrısal yüce aşklar için gücünüz yoktur, ama biz böyle olmak zorundayız.
Kadın çalışmalarına çok yüksek değer biçiyorum. Hiçbir erkek benim kadar kadın ilişkilerine, kadın çalışmalarına kendini vermemiştir. Kürtler gibi çok düşmüş, düşünceden ve duygudan uzaklaşmış bir halktan böyle kadınlar geliştirmek, bu çalışmanın büyüklüğünü göstermeye yeterdir. Erkekler ya karısıyla, ya kızıyla, ya da bir dostuyla ilgilenirler. Yani ilgilendikleri kadınlar bir elin parmak sayısını geçmez ve hiçbir erkek bunu aşamaz. Geliştirdikleri ilişkiler de çoğunlukla hâkimiyet ilişkileridir. Bir profesör sözüm ona bir erkeğin aynı anda iki kadın sevebileceğini ispatladığını söylüyor. Bunu sanki çok büyük bir buluşmuş gibi yansıtıyor. Oysa ben bütün kadınları sevmekten bahsediyorum. Profesörün görüşü, bireyciliğin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Sevilecek bütün kadınları sevmezsem, kendimi yetersiz görürüm. Düzeyim biraz böyledir.
Sizi unuttuğumuzu veya size yetersiz yaklaştığımızı düşünmemelisiniz. Aynı biçimde sizler de bizi ne çok abartılı, ne de çok yüzeysel değerlendirmelisiniz. Bu çalışmaların değerli olması için oldukça özen gösteriyorum. “Bizi anlamadı, görmedi, değerlendirmedi” gibi bir yüzeyselliğe kapılmayın. Daha iyi bir ilerlemenin imkânlarını sürekli göz önüne getiriyorum. İşler zordur, bu konuda gelişmeler adeta iğneyle kuyu kazar gibi oluyor. Gençlik enerjinizi kesinlikle yerinde kullanın. Yalnız günlük yaşam için değil, yaşamın fethedici bir gücü olmak için, ömür boyunca ve tam özgürlüğe kadar hem kendinizi buna yetkili görün, hem de mutlak başarılması gereken görevlerin sahibi olarak değerlendirin.
Size ekmek ve sudan daha fazla gerekli olan, bu özgürlük mücadelesi, onun kutsal anlamı ve savaşçılığıdır. Gerisi bana fazla anlamlı gelmiyor. Sizi birey olarak mutlu edebiliriz; sizin için iyi giyecekler, iyi yataklar, iyi yiyecekler de hazırlayabiliriz. Ama bütün bunlar bana anlamlı gelmiyor. Oldum olası bunlara itibar etmedim. Benim itibar ettiğim, kölelik düzeyinin aşılarak özgürlük düzeyinin gelişmesidir. Bu bana altından daha değerli geldiği için, bu temelde bir uğraşıyı tutkuyla sürdürmeye devam ediyorum. Bana göre ihtiyacımız en çok da bunadır. Sıcağı veya soğuğu bile vız gelir, hatta bireysel endişelerin de hiçbir anlamı olamaz. Çünkü bu, savaşların en kutsalıdır. Mutlaka bir ütopyadan bahsedilecekse, bu en değerli ütopyadır. Buna neden bağlanmayalım? Şimdiye kadar bunun ortaya çıkardığı değerlerin herkes üzerindeki ezici etkisini gördük. Ne diye bunun daha fazlasını yapmayalım? Ben bile büyük çözümü buldum. Ne diye bunu daha da genelleştirip derinleştirmeyelim? Güzel insanlarımızı yaratıyoruz; daha fazla tutkuyla sarılıp neden zaferi kesinleştirmeyelim?
Pkk Hareketi Bir Özgürlük Hareketidir
Kadının özgür örgütlenmesine ve güç haline gelmesine yüksek değer biçiyoruz. Kadın ordulaşması boşuna söylenen bir laf değildir. Değer yargılarıyla, temel moral değerleriyle, örgüt gücüyle, hatta yaşam planıyla kadın ordulaşması en dönüştürücü toplumsal bir güçtür. Kadının daha şimdiden tutsaklıktan çekilmesi büyük bir gelişmedir. Özgürlük ordusunun gelişiminden, kendi kimliğini ve kendi gücünü ortaya koymasından hiç çekinmemek gerekir. Bir kadına yapılan haksız, geri yaklaşımın bütün kadınlara yapıldığı sonuna kadar anlaşılmalıdır. Her kadın militan özgür kadın kişiliği ve gücünün yetkin bir temsilcisi olmayı bilmelidir. Nasıl ki ülkesi ve halkının özgürlük mücadelesinde gerektiğinde bilerek hayatını veriyorsa, kendi özgürlüğü için de hayatını ortaya koymasını ve bu konuda da ilkeli olmasını bilmeli, bireysel kurtuluşun mümkün olmadığını görmelidir.
Hemcinsinin toptan kurtuluşunu gözetmeyen, tam tersine bundan kaçınan bir kadının, sahte ve oportünist bir kadın olduğu görülmelidir. Kadın militanlığında gözetilmesi gereken temel tutum, cinsin topyekûn kurtuluşuna gösterilen ilgi ve çabada görülmelidir. Bireysel kaçış, kurtuluş yolundaki halklar için nasıl mümkün değilse, kadın için de mümkün değildir. Bu bireycilik mutlaka aşılmalıdır. Anlayışta, pratikte ve örgütlenmede bir kadın gücünün olduğunu kesinlikle kanıtlayabilmeliyiz. Bir kadına haksız yaklaşıldığında toptan ayağa kalkmak gerektiğini düşünecek kadar sorumluluğunuzu gelişkin kılmalısınız. Temel kurtuluş değerlerini hiç kimseye çiğnetmemelisiniz. Bu konuda son derece ilkeli, uyanık ve sorumlu hareket etmelisiniz. Net düşünceleriniz kadar, yerinde ve keskin davranışlarınız, yanlışlıklar ve hatalı yaklaşımlar karşısında kendini çekinmeden göstermelidir.
Yücelişler var ve bunlar bizim için tanrısal değerdedir. Ona ulaşmayı her zaman esas alacağız. Yücelişi sürekli bir tutum olarak kendimize yakıştıracağız. Erkek de, kadın da bu konuda gerekeni yapacaktır. Biz bu devrimi yapacağız; bizim için en önemlisi de budur. PKK'de öncelikle bunun gerçekleşme biçimini bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarmalısınız. Tartışma özgürlüğü var. Hiçbir tabuya ve ayıba gerek yoktur. Geçmişte nerede, nasıl, hangi tür yanlışlıklar ve düşüşlerden gelmiş olursanız olun, PKK Hareketi bir özgürlük hareketidir; kölelerin ve düşmüşlerin ayağa kalkış hareketidir. Bireyler öyle olduğu için kimse ayıplamıyor. Ayıp olan, yücelişin ilkelerine ve kazanılmış değerlerine en aşağılık kölelerin diliyle saldırılması ve onun ifadesi olunmamasıdır. Son dönemlerdeki çalışmalarımın önemli bir yönü de budur. Sonuna kadar yücelişe, özgürlüğe ve güzelliğe evet derken, buna karşılık sonuna kadar amaçtan ve başarıdan kopuşa, özellikle onun sözüm ona müthiş bencil ve ihanete kadar götüren ilişki tarzlarına hayır diyoruz. Gerçek namus da bu konuda sonuna kadar evet ve hayır denilmesi gerekeni söyleyebilmektir.
Boyutlaşmanın olduğu yerde karşı kutbu da gelişir. Bu çılgınca gelişiyor ve herhalde doğal olanda budur. Çelişkiler böyle çözüme gidiyor. “Bu çelişkileri çözeceğim” diyenin, yarın içinizde nasıl bir karşı devrimci ses vereceğini hep beraber göreceğiz. Önderlik tarzından en iddialı olanlar, “Ölüme kadar asla düşüşe yer vermeyeceğiz, başka ilişkilere yer vermeyeceğiz” diyenler, şurada veya burada düşüşün en ince sanatını geliştiriyorlar. Kişileri bütün siyasal boyutuyla, dolaylı veya direkt düşmandan kaynaklanmış yönleriyle, bilinçli veya bilinçsiz yaklaşımlarıyla değerlendirmeliyiz. Sadece duygu çözümlenmesi yetmez. Ama bu yönüyle çözümlesek bile, bu ikiyüzlülüğü nasıl yaşıyorlar diye bir çözüm de oldukça ilginç bir biçimde gelişecektir.
Gerek bana yolladığınız, gerekse bana yollamak isteyip de yollayamadığınız duygu ve düşüncelerinizi aldım. Her satırı bana anlamlı geldi. Oldukça derinlikliydi. Olumlu buldum. Gerçekten de tarih boyunca kaybettirilen kadının şu anki düzeyi kurtuluş umudu veriyor. Gelişmenizi, derinleşmenizi, pratikleşmenizi diliyorum. Benimle ilgili dolu dolu yaklaşımlarınız var. Benim için bu cümleler değer ifade ediyor. Uygarlık tarihinin geliştirdiği erkek egemen toplumda, şımarıklaşan, zalimleşen ve sömürücüleşen erkeği iyi yakaladım. Benim kadının özgürlük arayışına verebileceğim en iyi cevap bu erkeği yakalamak, onu çözmek ve bu erkeği öldürmektir. Yani önce yakalama, sonra da öldürme. Yapmak istediğim buydu. Bunu daha da derinliğine götürmek istiyorum. Buna cesaret edebilmek büyük bir iştir. Barış kişiliği temelinde erkeği yeniden ortaya koymaya cesaret edilmiştir. Yani eski erkek çözülecek, öldürülecektir. Bu temelde sevginin ve barışın önü açılacaktır. Sizin bunu kavramanız önemlidir. Kendimin de bu temelde tamamen sizin olduğunu söylüyorum. Kendimi kırk yıl buna hazırladım. Devriminizin başarısı için her şeyi ortaya koymanızı ve özgürleşmenizi diliyorum. Mutlu olmanızı, başarılarınızı diliyorum.
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
