Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $rootPath in /home/komunar/public_html/tr/includes/settings.php on line 49
KÜRT KÜLTÜRÜNÜN YARATANI, KORUYANI, SESSİZ VE MAĞRUR TAŞIYICISI KÜRT KADINI | Komunar.NET

KÜRT KÜLTÜRÜNÜN YARATANI, KORUYANI, SESSİZ VE MAĞRUR TAŞIYICISI KÜRT KADINI

17 Gulan 2013 În

Kürt kadını neolitikten kalma en değerli mirasını, kültürel varlığını halen taşımakta olduğunu, kaybetmediğini, bu kültürü korumaya kararlı olduğunu son 35 yıllık PKK mücadelesine aktif katılarak bir kez daha göstermiştir.

Abdullah ÖCALAN Sosyal Bilimler Akademisi

İnsanın insanlaşmaya başlamasının hikâyesi incelenmeye ve aydınlatılmaya değer bir konudur. İnsanı insan yapan etmenler nelerdi, nasıl oluştu ve gelişti konularının irdelenmesi özellikle de çağımızda önemini korumaktadır. Ta baştan sorulabilir: Tüm bunların bilinmesinin günümüzün kaynağını beş bin yıldan alan kaos ve krizlerini çözümlemede ne gibi katkıları olabilir ki! Faydası olabilir, çünkü son iki yüzyılda kapitalist modernite vahşeti insanı insan yapan değerlere saldırıp parçalamak üzerinden kâr hırsını doyurma gayretine düşmüştür. En başta hedef aldığı da kadın ve kadının yaratımlarıdır. Bu mucizevî yaratımlar bugüne kadar da insanlığı besleyen değerlerdir. Konumuzun ilerleyen bölümlerinde somut örnekleriyle bu değerleri tanıtmaya çalışacağız. Fakat en başa gitmek yani insanlaşma sürecini irdelemek sorularımıza en doğru cevapları bulmamızı sağlayabilecektir.

İnsanın diğer türlerden ayrılıp insan olmaya başlaması serüveni topluluk olmakla paralel gelişti. Zaman ve mekânın da elvermesiyle insanlaşan tür ilk toplulukları oluşturmaya başladı. Bunun için en uygun zaman buzul çağının son dönemleri olan M.Ö. 20.000’ler ve coğrafya olarak da Toros-Zagros etekleri ve iç kavisleriydi. Bugün artık bütün bilim insanları ilk toplulukların bu zaman-mekânda yerleşik yaşama geçtiklerinde hemfikirdir. Hakkâri ve Gever’in yüksek kesimlerinde bulunan mağara resimleri ve Zagros eteklerindeki hem kalıntılar hem de halen devam etmekte olan yaşam tarzı bu belirlemenin en somut nişaneleri arasındadır.

Ana Kadın Tarih Sahnesinde

Tarihsel toplum, öncesinde de kadının doğurganlığıyla tür soyunu sürdürür. Anlayacağımız yine ana kadın vardı da neden ancak bu zaman ve mekânda topluluk oluşturmaya başladılar ve yerleşik yaşama geçtiler? Zaman ve mekânın uygunluğuna vurgu yapmıştık. İnsanlaşmaya başlayan tür Homo Sapiens, dünyanın farklı mekânlarına dağıldı ama sadece bu mekânlarda, Toros-Zagroslarda yerleşik yaşamı kurabildi. “Bu topraklar Homo Sapiens devrimine, neolitik tarım devrimine, kent uygarlık devrimine beşiklik yapıp yaratılan değerler Batı Avrupa sanayi devrimine kadar büyütülerek taşınmıştır.”

Toros-Zagros coğrafyasındaki doğal bolluk ve bereket müthiş yaratım imkânları verir. O zamana kadar dağınık bir şekilde dolaşan topluluklar bambaşka bir yaşamla karşılaşırlar. Coğrafyanın sunduğu bütün imkânları değerlendiren ana kadın bütün üretkenliğiyle etrafında yaşamı örgütlemeye başlar. Her bir yaratım bir mucizedir artık. İlk toplumsallaşma kadın eliyle gelişir. Çocuğu doğurup bakan, büyüten ana kadın kendi etrafında toplumsallığı geliştirmeye başlar. Yontma taş devrinden çok çok gelişkin aletler yapılmaya başlanır. Bu aletlerle yerleşik yaşam şartları oluşturulur, tarım yapılır. İlk defa hayvan evcilleştirilir ve hayvansal ürünlerden faydalanılır. Yani kısacası insanlık kültürü oluşturulmaya başlanır.

Proto Kürtler

İnsanın kökleri ve tarihsel süreç içerisindeki toplumsal yaşamın oluşumu gerek her insan gerekse de bilim insanları için sürekli merak konusu olmuştur. Her dini akım ve fikirlerin kendi görüşlerinin çıkarlarına hizmet eden bir yaratılış efsanesi olagelmiştir. Bunların çoğu da kaynağını neolitik dönem yaratımlarının efsanelerinden almakta olup herkes kendine göre uyarlamıştır. Erkek egemen devletçi uygarlığın ilk dönemlerinde ana tanrıçanın halen yaşamda güçlü etkilerinin hissedildiğine mitolojilerde rastlamaktayız. Günümüzün gelişen bilim ve teknoloji imkânlarıyla artık bilim insanları bu mitoloji ve efsanelere çok daha somut bir şekilde kazılardan elde ettikleri kitabe, tablet, heykel ve resimlerden ulaşabilmekteler. Yine son iki yüzyıldır daha demokratik bir içeriğe kavuşmaya başlayan sosyal bilimlerin yorumlarıyla ‘tarihsel toplumun başlangıcında neler oldu?’ sorusu gerçek cevaplarına kavuşmaya başladı. 18. yüzyıldan beri antropologlar bu sorunun cevabını aramak için daha uygarlıkla tanışmamış (belki de bozulmamış, kirlenmemiş) ve neolitik dönemdeki gibi doğal toplumu yaşayan kabileleri gözlemlemiş ve bugün elimizdeki bilgilere ulaşmışlardır. Bu bilgileri bir araya getirip egemen bilim ve tarih anlayışından uzak hatta onların bakış açılarının tam tersi bir bakış açısıyla yorumladığımızda toplumsal tarihin başlangıcında Kürt orijinlerine rastlamaktayız.     

“İnsan türünün toplumsal sıçrama yaptığı bu devrimlerin ana merkezi, coğrafi konumu gereği Toros-Zagros dağ sistemidir. Bunun nedenleri üzerinde durmuştuk. Kürt anaları ve ataları bu sistemin ana gruplarıydı.”

Proto Kürt derken elbette ki tıpatıp bugünkü gibi bir Kürt’ten ya da Kürt kültüründen bahsedemeyiz. Fakat bir Kürt orijininden bahsedebiliriz. Bunu da gerek arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulardan, gerekse de halen günümüz yaşam tarzından anlayabiliyoruz. Verimli Hilalden dünyanın dört bir yanına doğru kültürel bir yayılmanın olduğu hem genetik hem etimolojik olarak tespit edilmiştir. Proto Kürtlerin, Kürt orijininin tarihsel serüveni çok geniş tarafsız tarih araştırmalarının, sosyolojinin konusu iken biz daha çok Kürt kültürü içerisinde Kürt kadınının rolü üzerinde yoğunlaşacağız.   

Kürt Kültürünün Oluşması

Kültür bir toplumsallaşmanın ürünü olarak doğar. Bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi yaratımlarının, eserlerinin tümü o toplumun kültürüdür. Önderliğimiz kültürü; ‘insan toplumunun tarihsel süreç içinde oluşturduğu tüm yapısallıklar ve anlamlılıklar bütünü’ olarak genel bir tanımlamaya kavuşturur. Bu anlamda ilk toplumsallaşmada kadının belirgin bir şekilde öncülük rolünde olduğu aşikârdır. İnsanlığın hem maddi hem manevi kültürünün oluşması ilkin Verimli Hilal’de kadın öncülüğünde Neolitik toplum olarak gelişmiştir. Bu dönemin yaratımları 16. yüzyıla kadar insanlığı besleyen temel kaynak niteliğindedir. 

Simgesel Dilin Ortaya Çıkması

Dil bilinen en eski toplumsallaşma araçlarındandır. Toplumsallaşmada büyük rol oynamıştır. Kültürün en önemli parçası hatta kendisidir. Simgesel dil, Homo Sapiens’in insan olmasındaki en önemli aracıdır. İlk sözcük öbeklerinin oluşumu daha çok anne ile çocuk arasındaki diyalogla başlar. Zaten dili kullanma yetisi bakımından kadın beyni daha gelişkincedir, daha formeldir. İşaret dili böylece artık simgesel dile dönüşür. Bu dil düzeniyle insanlık düşünce gücünü geliştirmiş, bu da peşisıra devrimsel gelişmelere yol açmıştır. Söz, ortak yaşantıda elde edilen bilinç düzeyinin aktarım aracı olmuştur. Dilin gelişmesiyle bir zihniyet devrimi oluşur. Dilsel gelişme araçsal gelişmelerle bağlantılı olup birbirlerini sıkıca etkilerler. Bir toplumun dilinin gelişkinliği o toplumun gelişkinlik düzeyini gösterir. Ana kadın yaşamda yarattıkça kavramlaştırmaya da gider. Neolitik toplum ana kadının ellerinde, yüreğinde ve zihninde gelişir.

Dilin ilk heceleri incelendiğinde büyük oranda dişil öğeler taşıdığı görülmektedir. Kadının yaratımlarıyla paraleldir. Tarımla ve hayvan evcilleştirmeyle bağlantılıdır. Doğadan yansıyan seslerden oluşan kulak dolgunluğu anlamlandırılarak düzenli iletişim seslerine, konuşma diline dönüştürülür. Kadın doğayı kendine göre değil kendini doğaya göre uyarlar. Bu yüzden dil şiirseldir. Tıpkı bir su gibi akıcı, kuş cıvıltıları gibi şen, meltem esintisi gibi yumuşaktır. Sümerlerin ilk dönemlerinden kalan yazılı tabletlerde dilin halen böyle şiirsel olduğu görülmektedir.

İlk simgesel dilin ve dillerin geliştiği coğrafyanın sakinlerinden olan Kürt kadınları Kürt dilinin gelişmesinde başat rolü oynar. Çocuğu ilk eğiten ana olduğuna göre dilin ilk elden aktarımı ana kadın üzerinden çocuğa doğru gelişir. Daha bebekken ananın çocuğun kulağına mırıldadığı ninniler çocukta bir bilinçaltı oluşturur. Hangi birimiz annemizin ninnilerini (lorin, lorik) unutabiliriz ki. Bu yönden Kürt dili oldukça zengindir. Ana ninnilerinin Kürt kültüründeki yeri çok önemlidir. Kürt kadını çocuğuna ilk eğitimini ninnileri yoluyla kendi diliyle verir. Bu kültür binyıllardan günümüze değin süregelir.

Kürt dilinde kelimeler dişil ve eril ekler alır. Kurmanci, Dımılki (Zazaki) ve Hewrami lehçelerinde bu ekler oldukça fazladır. Bu lehçelerde maddi üretimlerin kavramlaştırması yani yeni kelimeler hep dişil ekler alır. Bu gerçeklikten hareketle de olsa Kürt dili ve kültürünün oluşum, gelişim ve korunmasında Kürt kadınının aktif rolünü görebiliyoruz.

Sınıflı uygarlık tarihi boyunca daha çok coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı Kürtlerin ana yurdu olan Verimli Hilal toprakları sürekli saldırılara maruz kalmıştır. Özgürlüğüne fazlasıyla bağlı olan Kürt kabile ve aşiretleri bu saldırılara boyun eğmeyip sürekli direniş halinde olmuşlardır. Güç getiremedikleri zamanlarda yüksek dağların doruklarına çekilip varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Böylece aynı zamanda kendi kök kültürlerini ve dilini de koruyabilmişlerdir. “Dağ Kürtleri denilen kesim esas olarak bu hat üzerinde yaklaşık beş bin yıl boyunca yaşayan Hurri kökenli kabilelerdir. Hurrice bazı kelimelerin kökeniyle Zazaca ve Hewramca’nın birçok kelimesinin çakışması bu gerçekliği yeterince izah etmektedir.” Fakat ovalardaki Kürtler asimilasyona maruz kalmış, hâkim ve elit kesimler gönüllü olarak işgalcilerin dil ve kültürünü benimsemişlerdir.

Kürt dilinin en eski formuna Zend Avesta’da rastlamaktayız. Günümüzde kullanılan Kürt dilinin ilk formundan tabi ki bahsedemeyiz. Birçok değişime uğramış, komşu dillerden kelimeler alıp vermiş, coğrafi şartlara ve yaşamdaki gelişmelerle bağlantılı olarak daha da genişleyip zenginleşmiştir. Dımılki lehçesi Kürt dilinin ilk formu olarak kabul edilir. Dımılki konuşan Kürtler çoğunlukla dağlarda yaşamlarını sürdürmektedirler. Yine Hewrami lehçesi de Dımılki lehçesiyle büyük oranda benzerlikler taşımaktadır ve Hewrami lehçesini konuşan Kürtler dağlık bölgelerde yaşarlar. Her iki lehçede de dişil ekler alan kelimeler daha fazladır.

Kürt kadınları ninnileriyle, masal, destan, tekerleme, bilmece-bulmaca, ağıt, stran ve müzikleriyle halen de Kürt sözlü edebiyatının nesilden nesile taşıyıcısı durumundadırlar.

Kürt Kadınının Yurtseverlik Kültürü

Verimli Hilal coğrafyasında tarımsal üretim ilk defa Kürt analarının öncülüğünde gelişir. Toprakla sürekli bir uğraş vardır, yoğun bir emek sarfedilir. İnsanlığı beslediğindendir ki toprağa yüce bir kutsallık atfedilir. Bu yüzden Kürt kadını toprağına çok bağlıdır, yurtseverlik kültürü oldukça gelişkindir. Devletli uygarlık tarihi boyunca ülkesine (welat) yönelen her türlü saldırı ve tehlikeye karşı, değerlerini korumak için direniş sergiler. At sırtında kahramanca savaşır. Onun için yurt onurdur, onurunu korumak için hiç düşünmeden canını verebilecek kadar bağlıdır değerlerine.

"Neolitik dönemin güçlü ana tanrıça kültürü, Kürt analarında halen güçlü bir biçimde yaşanmaktadır. Kürt kadınlarının, iddiasını koruduğu oranda erkek egemenlikli dine, kültüre ve yaşam tarzına fazla bağlılığı ve saygısı özünde yoktur. Olanlarında zorunlu maddi ve manevi baskılar ve gelenekler yüzünden bu durumu kabullendikleri, fırsat bulur bulmaz isyan etmelerinden anlaşılmaktadır."

Düşmana teslim olmamak için bazen kendini kale duvarlarından, uçurumlardan atar, bazen de kendini azgın sulara bırakır. Kürt kadınının bu tür direniş örneklerine tarihte çokça rastlamaktayız. Kela Dimdim direnişinde Kürt kadınları Fars işgalcilerine teslim olmamak için kendilerini kale duvarlarından aşağı atarlar. Sason Serhıldanında Mala Eliyê Ûnis Türk işgalcilerine karşı kadınlı erkekli savaşırlar. Güzelliği ve savaşçılığıyla ünlü Rindêxan serhıldanın çok kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra düşmanın eline geçmemek için kendini Malabadi köprüsünden azgın sulara bırakır.  

Günümüzde de son otuz yıldır devam eden PKK direnişinde Kürt kadınları bu geleneğin sürdürücüsüdürler. Savaşta ele geçmemek için kendini kayalıklardan atan Bêrîtan yoldaş, bu geleneğin en güçlü temsilcilerinden olmuştur. 

Toplumsal Yaşamda Kürt Kadınının Yeri

Neolitik dönemde toplumsal yaşam kadın öncülüğünde ve onun tarzıyla oluşturulmuştur. Yani toplumsallığın harcı kadın ruhu, tarzı ve emeğidir. Kürtçede ‘jın û jiyan’ (kadın ve yaşam) kelimeleri aynı kökten gelir. Kürt toplumu neolitik dönemden beri toplumsal yaşamını kabile ve aşiret formunda yaşar. İnsanlığın temel değerlerinin yaratıcıları olduklarından tarihsel kültür çok güçlü ve köklüdür. Kabile ve aşiretlerde kendi aralarında sınıflaşma ve otoriterleşmeye kolay kolay yer verilmez. Kabile demokrasisinde ısrarlıdırlar. Bu kültür büyük oranda Kürt kadınının etkisiyle gelişir ve korunur. Çünkü Kürt kadını yaşamda duruşuyla, zekâsıyla, üretkenliğiyle doğal bir otoritedir, bu yüzden toplumu da onun rengiyle şekillenmiştir. Yaşamda her şeye güçlü anlamlar yükler, özne-nesne ayrımı yapmaz. Her şeyden önce saygı duyulan, sevilen anadır. Günümüzde halen de Kürtlerde çocuklar çoğunlukla analarının adlarıyla, unvanlarıyla anılırlar. Hatta bazı aşiret adları da kadın adıyla anılırlar.

Tarihsel toplumda manevi kültürün oluşumunda başat rolü aldığı için Kürt kadını bu karakterini güçlü yaşar. Toplumun ahlaki ölçülerinin belirlenmesi, korunması ve sürdürülmesinde kendini ilk elden sorumlu görür. Barışçıl kişiliği tarihin her döneminde rolünü oynamasını bilmiştir. En kızgın kavgalı, savaş ortamında bile savaş kazandırmadığında ve barış gerekliliği ortaya çıktığında Kürt kadını başındaki örtüyü orta yere attığında kavga durur, barış için zemin gelişir. Bu örnek Kürt toplumunda en büyük kabile, aşiret ve aile kavgalarında kadının ne kadar çözüm ve barış gücü olduğunu çok çarpıcı bir şekilde göstermeye yetmektedir.  

“Zarok ya dê ye, ne ya bavê ye” (çocuk babanın değil ananındır), “dê ji bav şîrîntir e” (ana, babadan daha tatlıdır). Geleneği anlatan bu sözlerden de Kürt toplumunda ananın kıymetinin ne kadar çok olduğu görülmekte. Kürtlerde çocuk babanın ölümüyle değil annesinin ölümüyle yetim, boynu bükük kalır. Yine ananın bedduası Kürt toplumsallığında tabu gibidir. Ana çocuğuna sütünü haram ettiğinde artık o kişi ruhen ağır bir yükün altına girer. İşleri yolunda gitmediğinde ana bedduası aldığı aklına gelir. Geleneği anlatan çoğu söylemde Kürt kadını evin yapıcısı olarak bilinir: “Avahiya malê kebanî ye” (evin yapıcısı kadındır)

Tarım ve Hayvancılığın Esas Emekçileri

Neolitik dönemde tarım kadın eliyle geliştirilmiştir. Verimli Hilaldeki Kürt kadınları da bu kültürün devamını sağlamışlardır. Kürt kadınları tarih boyunca toprakla olan bağını koparmamış, kendi elinin emeğiyle yaşamını sürdürmüştür. Topraktan elde ettikleri her şeye kutsal davranmış, doğayı tahrip etmeden, doğaya bir ana gözüyle bakarak yaklaşmışlardır. Bu tarz, bir yaşam kültürüne dönüşmüştür. 

Buğday tanelerinin ilk hasadını topladıktan sonra onları iki taş arasında öğütür ve un elde eder. Zamanla geliştirdiği bu aletle artık tüm taneleri öğütmeye başlar. Ve buna ‘destar’ (el değirmeni) adını verir. Pişirme işlemi için ateşte ısıtılmış taşlara ihtiyaç vardır. Zamanla tandır ve ilk fırınlar yapılır. Sonuçta ekmek pişirilmiş ve günlük yaşamın sürdürülmesini sağlayan bir besindir artık. Buğdayın ilk ekiminden ‘ekmek’ olana değin geçen her süreçte kullanılan araç ve yapılan işlemler için onlarca kelime türetilip ekmekle birlikte insanlığın hizmetine en kutsal besin sunulur. Bu alet ve kelimeler binyıllardan beridir günümüze kadar halen birçok yörede hiç değişmeden kullanılmaktadır.

Halen de kırsal kesimlerde, köylerde yaşayan Kürt kadınlarının toprakla olan bağları çok güçlüdür. Tarımın yorulmaz, bıkmaz, sabırlı, devamlı ve sabit emekçisidir. Topraktan elde ettiği her şeyi değerlendirir, hiç bir şey boşa gitmez. Bu yüzden köylerde çöplük yoktur. Yeşile olan tutkusunu her yeri yeşertmekle gösterir. Yaşamın estetik yönünü her zaman göz önünde bulundurur. Şehirlerde, beton yığınlarının ortasında, her tarafı duvarlarla çevrili mekânlarda bile etrafından yeşillikler, çiçekler hiç eksilmez.

Hayvanı ilk evcilleştiren ana kadınların mirasçılarından olan Kürt kadınlarının hayvanlara yaklaşımı da dostanedir. Tarih boyunca avcı ve çobanlar hep erkekler olmuştur. Ama esas evcil hayvanlara bakan, temizleyen ve büyüten kadınlardır. Hayvanları sadece ürünlerinden faydalanmak için beslemez, evcil hayvanlar kadın için birer dost gibidir. Çevresinde kedi, köpek, tavuk, kuş gibi hayvanların olması kadının sabrını getirir. Tüm hayvanlarına birer isim verir ve onlarla birer insanmış gibi ilgilenir, konuşur, onları boncuklarla, rengârenk elişleriyle süsler, yaşlanmış hayvanlara emektar gözüyle bakar, çalıştırmaz. Beslediği hayvanları kolay kolay kesmez, yemez.  

Kürt toplumu yerleşik yaşama geçişten beri tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir toplum olduğundan Kürt kadınının bu kültürdeki yeri belirgindir ve korunmaktadır. Bu aynı zamanda kadının topluluğun geçimini sağlayanı, ilk ekonomisti olduğunu da göstermektedir.

Kürt Sanatı ve Müziğinde Kürt Kadınının Yeri 

Kürt sanatı, kaynağını doğal toplumdan aldığından köklü, canlı, çok zengin ve renklidir. Sürekli bir üretkenlik söz konusudur. Kürt kadını Kürt sanatının icrasında da başat rolü oynar. Yaşamda her işini sanatsal bir edayla yapar, estetik yönü her zaman göze çarpar bir şekilde ön plandadır. Giyimi konusunda oldukça zevklidir. Çok çeşitli ve canlı renklerden oluşan uzun, geniş ve parlak elbiselerinin otantik motifleri doğanın birer parçası gibidir. Giyim tarzında dini, muhafazakâr kalıplara kulak asmaz, kendine hastır. Çok ağır ve yorucu günlük işlerde dahi giysilerinin temizliğine ve bireysel bakımına özen gösterir. Göçebe yaşamındaki kıl çadırların iç döşemeleri rengârenk ve temizdir. Kürt kadınlarının eli hiç bir zaman boş durmaz, her fırsatta elişleriyle yaşamın her alanını nakışlar, figürlerle süsler. Dağların doruklarından ovalara kadar bulunduğu her alanda dokuduğu her biri bir renk cümbüşü olan kilimler birer sanat eseri değerindedir. Dokumalarının her bir motifi ayrı bir anlam taşır.     

Kürt sanatında edebiyat ve müzik en önemli yeri tutar. Edebiyat daha çok sözlüdür. Kürt dilinin kendine has şiirsel bir ahengi vardır. Kürt tarihinde birçok ünlü kadın şair yetişmiştir. Kadın şairlerin şiirlerinde özellikle doğa betimlemeleri geniş yer tutar. Sözlü edebiyat çok zengindir ve bu büyük oranda kadın duygusuyla, diliyle nesilden nesile aktarılır. Yaşlı Kürt kadınları uzun kış gecelerinde çocuklarına ve tüm aile üyelerine uzun masallar anlatırlar. Kürt masallarında müthiş zengin bir hayal dünyası vardır. Ortadoğu’da yaşayan birçok halkın kültüründe bu masalların farklı versiyonları görülmektedir. Kökeni incelendiğinde çoğunluğunun kaynağını bu zengin kültürden aldığını görmek hiç de zor değildir.

Kürt toplumunda eğitim alanında tarih boyunca pek de düzenli okul sistemine rastlanmaz. Fakat çocuklar anneleri, nineleri tarafından bilmece, tekerleme, fabl türü hikâyeler, çok çeşitli oyunlarla eğitilip yaşama hazırlanır. Böylece edebiyat sözlü bir şekilde nesilden nesile geçme imkânı bulur.

Kürt sanatının en güçlü ve büyük parçası müziğidir. Kürt müziğine baktığımızda Kürt toplumunun kültürünü; bütün sosyal yaşamını, sevinçlerini, acılarını, değer yargılarını, üretim tarzlarını, toplumsal ilişkilerini çok çeşitli şekillerde görürüz. Kürt kadınının doğayla ve insanla olan bağları onda müthiş bir duygu yoğunluğu geliştirmiştir. Bu duygu yoğunluğuyla yapılan müzik de müthiş renkli, çok çeşitli ve zengindir. Kürt kadınının kendini ifade tarzı daha çok müzikle, nağmelerledir. Müzikte zurna ve davul dışında pek fazla çalgı kullanılmaz. Daha çok ses ağırlıklıdır. Her Kürt kadını doğal bir ses sanatçısı, dengbêjdir. Her Kürt anası çocuğunu ninniyle uyutur, büyütür. Bütün istemlerini, dertlerini, acılarını, öfke ve neşesini, özlemlerini müzik yoluyla ifade eder. Her işini müzikle yapar. Yaptığı işe göre uyarladığı, günümüz deyimiyle bestelediği nağmeler eşliğinde çalışır. Ekin biçerken, tarla sürerken, ot toplarken, çamaşır yıkarken, süt sağarken, çocuk uyuturken ahenkle nağmeler mırıldanır, stranlar söyler. Genç ya da yaşlı olduğuna bakmaksızın düğün, bayram, kutsal ve özel günlerde halayların başını çeker. Bir de Kürt kadını tilîlîsiyle meşhurdur. Daha çok sevinç gösterisi olarak, bazen de duyulan tepkiyi ifade etmek için uzun ve ahenkli bir şekilde, doğanın en güzel seslerine benzer bir şekilde tilîlî çekerler. Kadınlar hele de hep beraber tilîlîyi çığırdıklarında insanın kendini tarihin başlangıcında sanması işten bile değil. 

Ölülerinin arkasından yakılan, söylenen ağıtlar da Kürt gelenek ve göreneklerinde önemli bir yere sahiptir. Kadınlara özgüdür, erkekler ağıt yakmazlar. Ağıtlar uzun hava şeklinde, acıklı bir ses tonuyla ve ölüye dizilen methiyeler gibi söylenir. Daha çok ölenin annesinden başlayıp kızkardeşleri, akrabaları, dost ve arkadaşları saatlerce, günlerce ağıt yakar. Çok dokunaklı ve etkileyicidir. Kürt kadınlarının uzun yıllardır sürdürdükleri bir gelenekleri de cuma akşamları ölüleri için yemek yapıp dağıtmalarıdır. Bu gelenekle de ölülerine ne kadar saygılı ve bağlı olduklarını, onları hiç unutmadıklarını ve anılarını hep yaşatacaklarını gösterirler.

Kürt toplumunun bir özelliği de düğün ve kutlamalarda kadın erkek birlikte, kolkola, saatlerce hiç yorulmadan stranlar söyleyerek halay çekerler. Dünyanın hiç bir yerinde Kürt toplumunda olduğu gibi kalabalık sayıdaki kadınlı erkekli gruplar muntazam bir ahenkle hem stran söyleyip hem oynamazlar. Bu tarz, Kürt toplumunun toplumsallığının, birlikte, gönüllüce, ahenkle hareket edebilme istem ve kabiliyetinin bir nişanesidir. Aynı zamanda Kürt kadınının sosyal yaşamda erkekle eşit olduğunun da bir göstergesidir. 

Dengbêjlik Kürt kültür ve sanatının en köklü, eski, geniş ve günümüze kadar gelebilmiş dalıdır. Kürt dengbêjlik sanatını incelediğimizde dengbêjlerin tamamına yakınının kadınlardan oluştuğunu görmekteyiz. Bunu stranların sözlerinden çıkarabiliyoruz. Her ne kadar günümüzde artık erkekler tarafından söylense de dikkat edilirse dengbêjliğin ilk mısralarında çoğunlukla iki kadın karşılıklı birbirine söyler vaziyettedirler. Yani kadının yüreğinden, dilinden icra edilmektedir. Konuları çok çeşitlidir; toplumsal bir olayın betimlemesinden (kabile, aşiret ve aile kavgaları), ölüm, ayrılık hasreti, doğum, Newroz gibi bayramlar, hastalık, fakirlik, açlık, doğal afetler, dışarıdan kabile ya da aşirete gelen saldırılar vb. Hepsinde de Kürt kadını duygularını dengbêjliğiyle ifade eder. İsyanını hiç gizlemez, çok açık yüreklilikle ve cesaretle dile getirir. Bazen bir dengbêj parçasını dinlediğimizde yüzyıllar öncesine ait bir toplumsal olayla, bir gelenekle karşılaşabiliyoruz. Bunlardan Derwêş û Edûlê destanı en çarpıcı örneklerindendir.

“Bilindiği üzere Dewrêşê Evdê hem son Êzidilerin hem de onların şahsında asimilasyona ve imhaya karşı ayakta kalmaya çalışan Kürtlüğün Edulê şahsında dile getirilen umutsuz direnişini ifade ediyordu. Erkek ozanın dilinden söylenmesine rağmen, Edulê’nin her sözü, binlerce yıl ayakta kalan bir kültürün son nefesini verişi gibi geliyordu. Derweş Sincar Dağlarından Musul Ovasına her dalışında, aslında Müslüman Arap feodalizmine karşı bir kahramanlık direnişini sergiliyordu. Bu da binlerce yıllık bir gelenekti. Kökü Sümerlere, belki de öncesine kadar gidiyordu. Semitik çöl kabileleriyle Aryenik dağ-ova kabilelerinin çatışmasına kadar giden bir kökene sahipti. Derwêşê Evdê bu geleneğin son temsilcisiydi. Derwêş’in attan düşüşü ve yaralanması, aslında bir tarihin ve toplumsallığın düşüşü ve yaralanışıydı. Yaralı Derwêş’in yavaş yavaş ölümü Edulê’nin dilinde öyle bir söyleme dönüşmüştü ki, on bin yıllık bir tarihi ve en eski bir halk geleneğini rahatlıkla ifade etmeye yeterliydi.”

Yabancı Kültürlere Karşı Direngen Karakter

Tüm tarihleri boyunca Kürtler coğrafi şartların elverişliliği, kendi kültürlerinin insanlığın kök kültürü olup çok güçlü olması ve özgürlüklerine bağlı olmaları nedeniyle, dayatılan diğer kültürlere karşı ilk elden hep direniş halinde olmuşlardır. Kolay kolay kabul etmemişler, kendi kültürlerini yaşamışlardır. Bu tutumlarını özellikle bünyelerine çok da uymayan tektanrılı dinlere gösterdikleri tepkiden anlayabiliyoruz. Bu dinleri ya zorla kabul etmişler ya da kendi kültürlerine uyarlayarak yaşama geçirmişlerdir. Daha çok felsefi bir görüş olan ve ahlaki yanı ağır basan Zerdüştilik Kürtlerin toplumsal yaşamına yabancı olmadığından kabullenilmiştir. Bu kültür günümüze kadar da özellikle kadınlarda temsilini bulmaktadır. Çünkü bu kültürün demokratik, özgür, doğayla bütünleşmiş ve eşitlikçi özellikleri Kürt kadınının doğal özellikleriyle uyuşmaktadır. Zerdüştilikteki ‘iyi düşün, güzel söyle, iyi yap’ ilkesi Kürt kadınının yaşam duruşuyla çok benzeşmektedir. Böylelikle rahatlıkla kabul görmesine neden olmuştur. Örneğin yaşlı Kürt kadınları halen de sabahın ilk ışıklarıyla kalkar ve güneşe doğru durup dua okurlar. Doğaya olan minnet ve şükranlarını sunar, güneşten yaşamı kutsamasını diler ve güne öyle başlarlar. Bu gelenek kaynağını binyıllardan alıp hemen hiç değişmeden sürmektedir.

Kürtlerdeki Aleviler, ya Sünni İslamla zıt olan bir tarzı ya da hiç islamlaşmamayı tercih etmişlerdir. Alevilikte geleneksek direnişçi kültürel varlık korunur. Asimilasyon küfür sayılır. Özellikle kadınlarında doğal toplum özellikleri çokça görülmektedir. Doğayla olan bağlarını koparmazlar, cesur yanları dikkat çekicidir. Alevilikteki Ana Fatma kültürü özellikle dağlık alanlarda halen güçlü bir şekilde yaşanmaktadır. Bu kültür aslında ana tanrıça kültürünün ta kendisidir. Alevilikte “eline, diline, beline sahip çıkmak” temel ahlaki düsturdur. Bu hukuka uymayanlar topluluk tarafından cezalandırılırlar. Yolun yasakladığını yapanlar ‘düşkün’ addedilerek topluluktan tecrit edilir. Kendi kişiliğini, duruşunu, toplumla uyum sağlamayan yönünü değiştirene kadar artık kimse onunla konuşmaz, görüşmez, onunla hiçbir şekilde toplumsal, siyasal, ekonomik vs. alışveriş yapmaz.

Devletçi Uygarlık Baskısı Altında Kürt Kadını ve Yeniden Diriliş

Son iki yüzyıla kadarki Kürt kaynaklarına baktığımızda Kürt kadınının toplumdaki yerini büyük oranda korumuş olduğunu görmekteyiz. Fakat devletçi egemen erkek uygarlığının binyıllardır kadının değerlerine saldırıp gasp etmesi, onu doğadan, üretimden koparıp çok ağır, katı din kuralları ile duvarların, peçelerin arkasına saklayıp, sesini dahi yasaklaması kadının bu özelliklerini büyük oranda kaybetmesine neden olmuştur. Hatta yer yer sistemin sürdürülmesinin bir parçası, aracı yapılmışlardır. Aslında gerçekte kültürü kaybolmamıştır, bastırılmıştır. Devletçi uygarlığın halen nüfuz etmediği özellikle dağlık alanlarda Kürt kadını binyılların mirası olan kültürünü güçlü bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Ovalarda, kentlerde dahi fırsatını bulduğunda sabır, inat ve ısrarla kültürünü yaşamaya devam ederler. Metropollere göçertilmiş Kürt kadınları beton yığınları arasında, çok katlı apartmanların tepelerine bile tandırlarını kurarak ekmeklerini pişirmeye devam ederler. Kapitalist modernitenin çarklarına kolay kapılmayıp direndiklerini bu örnekte de görebilmekteyiz. Bu özelliklerini bilen sömürgeci güçler her zaman ilk önce kadına yönelirler. Son zamanlarda Türkiye’de başlatılan ‘haydi kızlar okula’ gibi kampanyalarla binlerce yıllık kendi kök kültürünü şimdiye kadar ısrarla taşıyabilmiş, asimilasyona karşı direnmiş Kürt kadını sistemin çarklarına alınıp öğütülmek istenir.

Kürt kadını neolitikten kalma en değerli mirasını, kültürel varlığını halen taşımakta olduğunu, kaybetmediğini, bu kültürü korumaya kararlı olduğunu son 35 yıllık PKK mücadelesine aktif katılarak bir kez daha göstermiştir. Gencinden yaşlısına genlerinde taşıdıkları asi özellikleri gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Önderliğin mimarı olduğu Kadın Kurtuluş İdeolojisine canı gönülden katılıp Kürt kadınının tarihsel değerlerine sahip çıktıklarını canlarını ortaya koyarak kanıtlamışlardır. Bu yolda binlerce şehit vermiş, yerinden yurdundan sürülmüş, işkencehanelerde en insanlık dışı işkencelere maruz bırakılmış, açlığa, yoksulluğa ve yaşamın her türlü zorluğuna mahkûm edilmiş ama tüm gücüyle değerlerine sahip çıkıp onları geliştirmek için direnmiştir. Berîvanlar, Zîlanlar, Semalar, Bêrîtanlar, Mizgînler, Nûdalar, Viyanlar, Şîlanlar, Arjînler, Rojbînler, Rojînler ve Saraların insanlığın temel değerlerini korumak, yaşatmak için döktükleri kanlar, insanlığın onur tarlasında birer tohum olup kültürünü geleceğe taşımıştır.

Kaynaklar

-Abdullah Öcalan- Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak

-Cemşid Bender-  Kürt Tarihi ve Uygarlığı

-Rohat Alakom- Folklor û Jinên Kurd


Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42