Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 42

Warning: Undefined variable $sec_key in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Deprecated: preg_match(): Passing null to parameter #2 ($subject) of type string is deprecated in /home/komunar/public_html/tr/parastin.php on line 43

Warning: Undefined variable $rootPath in /home/komunar/public_html/tr/includes/settings.php on line 49
BURADA SAVAŞ VAR GREENPEACE NERDE? | Komunar.NET

BURADA SAVAŞ VAR GREENPEACE NERDE?

06 Cotmeh 2012 Şemî

Başarı ancak doğru bir temelde geliştirilecek olan bilinçle, bu bilinç doğrultusunda içine girilecek örgütlülük ve gelişen örgütlülükle yapılacak yerinde ve zamanında eylemselliklerle sağlanabilir.

Diren RONAHİ

İkinci dünya savaşının yıkıcı sonuçlarından sonra yorgun düşen dünya, bu durumun böyle gidemeyeceğinin farkına varmıştır. Savaşlardan kaynaklı insanın, toplumun ve doğanın yaşadığı fiziki tahribatın yanı sıra; ırkçılığın, milliyetçiliğin, faşizmin(Hitler vb.) gittikçe artması insanları belli bazı arayışlara yöneltmiştir. Özellikle de kullanılan kimyasal ve nükleer silahlardan kaynaklı kapitalizme ve onun yürütücü güçlerine karşı gerçek anlamda bir nefret gelişmiştir. Bu temelde birçok hareket ortaya çıkmıştır. Gençlik, kadın, doğa vb. birçok hareket var olan bu durumun bir an önce değişmesi ve olması gerekeni oluşturmak için bir çabanın içine girmiştir. Ne de olsa yaşanan tahribat, egemen güçlerin dışında toplumun her kesimini doğrudan ilgilendirmekteydi. Buna kayıtsız kalmak, bir şeyler yapmamak; aslında kendi sonunu hazırlamaktı. Yaşanan bir paradigmal değişimdi. Bu hareketleri her ne kadar Avrupa ve ABD gibi ülkelerde çıkışını yapsa da, sorunlar ortak olması itibarıyla çok kısa bir sürede tüm dünyayı etkisi altına almıştır.

Bu çerçevede yola çıkan hareketlerden bir tanesi de ekoloji ve çevre örgütleridir. Bu örgütler, yaşanan savaşlardan kaynaklı büyük bir kıyıma maruz kalan insanın yanı sıra doğanın da büyük bir katliamdan geçtiğini ve aslında insanın, toplumun kendi geleceğini kıyımdan geçirdiğini vurgulamak ve bir bilinç sağlamak açısından yola koyulmuşlardır. Sistem bir kriz içerisindeydi ve bu kriz hali toplumda, bununla bağlantılı olarak doğada da yansımasını bulmaktaydı.

Altmışlı ve yetmişli yıllar ekolojik ve çevre örgütlerinin zirve yaptığı dönemlerdir. Bunun temelinde de yukarıda belirttiğimiz sebeplerden kaynaklı tüm dünyaya yayılan devrimci ruh ve değişime olan ihtiyaç bulunmaktaydı. Ellili yıllarda insanların gündemine giren çevre krizi gün geçtikçe daha da anlamsal derinliğe ulaşmakta ve bu çerçevede bir hareketlilik gelişmekteydi. Toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde yola çıkan bu hareketlerin çoğu her ne kadar edindikleri amacın tam tersi bir konuma düşmüş olsalar da, içinden çıktıkları dönemin ruhu ve mücadelesi bizim açımızdan önem taşımaktadır.


Ancak bu onların sistem içi olmasını bize unutturamaz, unutturmamalıdır. Bugün hala birçok hareket, örgüt kendilerini o günlerin mirası üzerinden yürütmek istemektedirler. Sistemle tamamıyla bütünleşmiş, toplumsal ihtiyaçlardan çok, sistemin-bilerek ya da bilmeyerek- hizmetine girmiş bulunmaktadırlar. Ancak bu örgütlerden bazılarının hala kendini sisteme karşı mücadele yürüten hareketler olarak göstermesi üzerinde durulmayı gerekli kılıyor.


Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki; altmışlı, yetmişli yıllarda baş gösteren nice örgüt ya da hareket mücadelelerinin temeline özgürlüğü almışlardır. Bunun için de savaşların bir şekilde son bulması ve barışın hüküm sürmesi gerekirdi. Yani bir şekilde savaş karşıtı örgütlerdir. Çünkü savaş demek yıkım, katliam, açlık, yoksulluk, çevrenin bozulması, doğanın tahrip olması, insanların insan olmaktan çıkması ve daha sayılabilecek birçok olumsuz şey demekti. Bu temelde Türkçe kelime anlamı ‘yeşil barış’ olan ve dünyanın birçok yerinde bulunan şubeleriyle ve yaptıkları eylemselliklerle tanınan-bilinen Greenpeace örgütü, içinden geçtiğimiz süreç de göz önünde bulundurulduğunda ele alınmayı gerekli kılıyor.


2008 yılında elde edilen verilere göre; Greenpeace örgütünün tüm dünya genelinde bulunan üye sayısı 2.86 milyon kişiymiş. Dünyanın dört bir yanına yayılan örgüt, 15 Eylül 1971 yılında Kanada’nın Vancouver şehrinde kurulmuş, şimdi merkezi Hollanda-Amsterdam’da olup ve 45 farklı ülkede toplam 28 bölge ofisi bulunmaktadır. Örgütün başlıca mücadele alanları nükleer ve kimyasal silah kullanımı, okyanusların ve ormanların korunması, küresel ısınma ve bunlarla bağlantılı olarak her türden çevreyi kirleten yaklaşımlara olup, bunlara karşı ‘Şiddetsiz Doğrudan Eylem’ tarzıyla mücadele yürütmektir. 

Greenpeace örgütünün kendine esas aldığı dört temel ilke vardır;

1-    Şiddetsiz Doğrudan Eylem
2-    Bilimsellik
3-    Bağımsızlık
4-    Tabiat Anaya Saygı

Bunun yanı sıra bu örgütün eylemlerinin merkezine aldığı başlıca çalışma alanları da şunlardır:

-Okyanuslar ve yaşlı ormanların korunması.
-İklim değişikliğini durdurabilmek için fosil yakıtların kademeli olarak sonlandırılması ve yenilenebilir enerjilerin teşvik edilmesi.
-Nükleer silahlanma ve nükleer kirliliğe son verilmesi
-Temiz ve geri dönüştürülebilir enerjinin kullanılması
-Zehirli kimyasalların ortadan kaldırılması.
-Genleri ile oynanmış organizmaların doğaya bırakılmasının önlenmesi.
-Savaşların önlenmesi.
-Küresel Isınma'nın durdurulması.
-Ticari amaçlı balina avının kontrol altına alınması.

Greenpeace örgütü hakkında yaptığımız bu kısa bilgilendirmeden sonra üzerinde durmayı gerekli gördüğümüz ilk nokta, bu örgütün de 70’li yıllarda çıkan birçok örgüt gibi sistem içi olması ve sisteme hizmet eder hale gelmesidir. Bu çerçevede  kendine esas aldığı dört temel ilkenin içinde de bulunduğu gibi bağımsız! olmalarıdır. Aslında bu tartışmalıktır. Kendilerini bir siyasal parti, sağ-sol düşünceye bağlı, şirkete ve devlete bağlı olmadıklarını belirtmekte, bunu da bu kurumlardan bağış veya sponsorluk almayarak göstermek istemektedirler. Ancak onlar kendilerini o şekilde görseler de-göstermek isteseler de, var olan gerçekliğin bu olmadığı açıktır. Gerçeklik o ki, bu örgütün de bir çok hareket gibi sistemiçi olmasıdır. Bugün eğer dünyanın dört bir yanında bu örgütün büroları var ise, yaptıkları eylemselliklere sistem mesafeli yaklaşmayıp, serbest bırakıyorsa bu bir şekilde içine girdikleri eyleselliklerlerin sistemin yararına olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim sistem herhangi bir hareketin ya da örgütün kendi çıkarlarını tehdit ettiğini gördüğü an, bu hareketi ya da örgütü bitirmek ve kendi hizmetine koymak için her türden saldırıyı geliştirmektedir. Sistemin hizmetine girmeyi ret edip, kendi belirlediği yolda yürümek isteyenlere izin vermeyip bir şekilde bitirmektedir. Ya da o hareketin eylem alanını olabildiğince daraltmakta, pasifleştirmektedir. Ama hizmetine giren, çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği hareketlere de tüm imkanlarını sunmakta, geniş alanlar açmaktadır.


Nitekim dünyanın dört bir yanına yayılan, gönüllülüğe dayanan, şiddetsiz doğrudan eylem tarzını kendilerine esas alan bu örgütün böylesine yaygın olması tesadüf olamaz. En azından biz tesadüf olarak görmüyoruz. Çünkü kendilerinin de belirttiği üzere resmi bir kuruluştur. Sistemin belirlediği bir çerçeve doğrultusunda, istekleri ve çıkarları çerçevesinde istediği gibi hareket edebilir. Bu aslında ne kadar bağımsız olduklarını çok net bir şekilde göstermektedir.


Şimdi, karşı durdukları ve mücadele verdikleri başlıca çalışma alanlarından bir tanesi de ‘savaş’tır. Savaşların yerine barış olması, savaşın önlenmesi ve savaşsız, her kesin, doğada bir arada özgürce yaşamasını mücadelelerinde esas almaktadırlar. Ancak bu anlayışlarına denk bir hareketliliğin içerisinde olmadıklarını günümüz itibarıyla çok net bir şekilde görebilmekteyiz. Bugün kapitalist sistemin öncü güçleri olan ABD ve Avrupa kendi çıkarları doğrultusunda Ortadoğu insanının tüm yaşam haklarını ihlal ederek, onurlarını çiğneyerek, topraklarını gasp ederek, ‘özgürlük getireceğim’ adı altında çok kirli ve vahşi bir savaşa öncülük etmektedirler. Ancak Greenpeace örgütü başta olmak üzere, buna benzer örgütlerin hiçbiri kalkıp da bir gün sıcak savaşın yaşandığı bu topraklara ayak basmış değillerdir. Bırakalım bu topraklara gelmeyi, bulundukları alanlarda bile yaşanılan bu durumlara karşı bir duruş sergilememektedirler. Bu topraklarda yaşayan insanların ruh halini, nasıl uyuduklarını, ne yiyip içtiklerini sormamışlardır. Her gün bombalar altında paramparça olan, barut ve yangınlardan kaynaklı güçten düşen topraklar için bir gün bile bir pankart açmamışlardır. Hemen hemen her gün egemen güçler çıkarlarını daha fazla sağlamlaştırmak için onlarca, hatta yüzlerce insan ölüyor, öldürülüyor. Buna ne zaman dur dediniz? Biz duymadık. Ne Suriye’ye, ne Libya’ya, ne Irak’a ne de on yıllardır Kürdistan’da süren savaşın son bulması için bir pratiğin içine girmiş değillerdir. Onları herhangi bir fabrikanın, binanın, geminin ya da ağacın üzerinde pankart asmış, slogan atarken görebilirsiniz. Ancak bir tanka, savaş uçağına, panzere, ya da silah patlatan askere karşı dururken görememişsinizdir. Çünkü onlar şiddetsiz doğrudan eylemi kendilerine esas alıyorlar. Sistemin ayakları altında ezilen, şiddetine maruz kalan halkları, insanları, çocukları göz önüne getirdiğimizde aslında bu eylem yönteminin de ne kadar sistemsel bir eylem tarzı olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Sistem pasifleşen, refleksiz, tepkisiz bir toplum oluşturmak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Ki bu noktada belli düzeyde bir başarı elde ettiği de kabul edilmelidir. Her ne kadar hala Ortadoğu toplumları belli düzeyde var olan hakim sistemin saldırılarına cevap oluyorsa da, genel dünya açısından değerlendirdiğimizde aslında toplumun ne kadar refleksiz bırakıldığı görülmektedir. İşte Greenpeace örgütünün de kendisine esas aldığı eylem tarzı sistemi daraltmaktan, köşeye sıkıştırmaktan, felç etmekten çok, sisteme güç vermekte, sistemin daha yaygın alanlarda kendisini işlevsel kılmasına olanak sağlamaktadır.


Ben bir dünyalı, Ortadoğu’lu, Kürdistan’lı, Kürt, İnsan olarak yaptığınız eylemleri samimi bulmuyorum. Bilmem hangi okyanusun neresinde kaç balina avlanmış, bilmem hangi fabrika kirli atıklarını denize döküyor. Bilmem hangi ormanın söğüt ağaçları kesiliyor. Bu eylemsellikler de anlamlıdır. Desteklenmesi ve daha da geniş alanlara yayılması gereklidir. Ancak sürece denk eylemsellikler değildir. Süreci karşılayabilecek, yaşanan vahşete, katliamlara, soykırımlara, savaşlara cevap olamamaktadır. Kapitalist sistem canavarlaşmışken, her şeyi yiyip bitiriyorken, bir an tereddüt etmeden ezip geçiyorsa insanları, kendimize bir dönüp bakmamız gerekiyor. Kendi tarzımıza, eylemlerimizin yarattığı etkiye, caydırıcılığına ve değiştirme gücüne daha derinlemesine çözümlemeler getirip, mücadelemizi sorgulamadan geçirmemiz gerekir. Ancak bunun olmaması açıkçası insanı derinden etkiliyor. Burada, bu topraklarda hemen hemen her gün insanlar ölüyor. Bedenler parçalanıyor, düşünceler işlemez hale geliyor. Kürdistan’da yıllardır süre gelen bir savaş gerçekliği var. Günahsız Kürt çocukları kendi topraklarında özgürce dolaşamıyor, soluk alamıyor. Gün gelmiyor ki, bir yerde patlayan askeri mühimmattan kaynaklı çocuklar ölmesin. Kürdistan’ın tüm işler toprakları mayınlarla döşenmiş. Anti Mayın Girişimi(HAWPAR 2002)’nin yaptığı açılamaya göre Türk ordusunun attığı misket bombaları yüzünden bölge insanları, başta çocuklar olmak üzere yaşamını yitiriyor, hayvanlar telef oluyor, toprak işlenemiyor.  ‘Güvenlik’ gerekçesiyle Kürtlere yaylaları yasaklanıyor, köyleri boşaltılıyor. Terörist, hain, eşkıya, öteki olmaktır Kürt halkının payına düşen. Ama kimse devletin Kürtler üzerinde yürüttüğü terörü görmüyor. Kürdistan toprakları her gün bombalanıyor, dumanları şimdi bile tütüyor. Yer altı zenginlikleri çalınıyor, kirli atıklar da bu topraklarda gömülüyor. Barajlar yapılıyor, barajlarla bu toprakların bedeni paramparça ediliyor vb. daha sayabileceğimiz birçok şey yaşanıyor bu topraklarda. Sistemiçi olmayan bir hareket vicdanen de olsa bu yaşananlara dur der. Bir hareketliliğin içine girer. Kürt olmasına gerek yoktur. Ne fark eder değil mi? Milleti, dili, rengi ne olursa olsun, sonuç itibarıyla aynı dünya çatısı altında hep beraber yaşıyoruz. Bu gün Kürt halkının, çocuklarının ve topraklarının başına gelenler eğer zamanında ve gereken düzeyde bir müdahalede bulunulmazsa, yarın en rahat, sorunsuz gibi görünen yerlere bile dağılacak, belki de daha kötüsü de yaşanacaktır.


Sistemin tek bir amacı vardır. O da kendi çıkarlarını korumak. Kendi çıkarları sağlam ise gerisi teferruattır onlar için. İnsanlar mı ölüyor, doğa mı tahrip oluyor, toprak mı kirleniyor, küresel ısınma mı var hiç önemli değil. İşte tam da burada devreye giren zihniyet mücadelesi olmaktadır. Amacımız birilerini teşhir etmek ya da karalamak değildir. Ama var olan gerçeklik bu. Greenpeace örgütünün bu temelde bir değişim dönüşümü kendisinde geliştirmesi gerekmektedir. Öncelikli olarak sistemiçi olmaktan kendini kurtarmalıdır. Doğru, yerinde ve zamanında verilecek mücadele ancak sistemden zihni anlamda gerçek kopuş sağlandığı an verilebilir. Her birimiz için geçerli olan ‘zihniyet devrimi’, başta Greenpeace olmak üzere kendini savaş karşıtı, doğa sever, ekolojik, insan hakları savunucusu olarak gören ya da gösteren tüm örgütler için öncelikli konu olmaktadır. Kendini zihni anlamda sistemden koparamamış bir birey, örgüt, toplum içine girişeceği her türden eylemsellikle aslında sistemi güçlendirmekten öteye gidemeyecektir. 


Niyet önemli değildir. Ama egemen sistem öyle sinsi ve vahşi ki, ne zaman nereden saldıracağı ve vuracağı belli olmamaktadır. Sisteme karşı mücadele yürütülür sanılır ancak sistemin yapay denizinde yüzdüğünün ve bir süre sonra boğulacağının farkında bile değildir. Bundan kaynaklı aslında Greenpeace başta olmak üzere buna benzer bir çok örgütün kendisine başta esas alması gereken şey sistemsel bir çıkış yapmaktır. Evet yapılan eylemsellikler anlamlı ve yapılması gereklidir. Ancak bir zihniyet oluşturulmuş. Hiyerarşik-devletçi sistemle beraber gelişen bir zihniyet. Bu zihniyet ki tüm kötülüklerin kaynağıdır. İnsanın bir tükenişe doğru gitmesi, doğanın geri dönüşümsüz bir şekilde tahribata uğraması, küresel ısınmanın önünün alınamaz bir boyuta ulaşması, suyun gittikçe azalması, kirliliklerin artması vb. birçok kötülüğün temel nedeni hiyerarşik-devletçi sistemin yürütücü gücü kapitalist sistemdir. Bundan kaynaklı yapılacak en önemli şey bu örgütlerin zihinsel anlamda bir yetkinliğe ulaşması ve zihniyet mücadelesi vermesidir. Bilincine ulaşılmayan bir şeyin mücadelesi de yarım yamalak olur. Eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanmaktan kurtulamayacaktır. Başarı ancak doğru bir temelde geliştirilecek olan bilinçle, bu bilinç doğrultusunda içine girilecek örgütlülük ve gelişen örgütlülükle yapılacak yerinde ve zamanında eylemselliklerle sağlanabilir.


Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41

Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42