KÜRDİSTAN'DA ESTETİK YİTİMİ VE ESTETİĞİN YENİDEN İNŞASI

06 Mayıs 2014 Salı

Kürdistan' da güzelliğin yitirilişini, ortadan kaldırılışını kavradığımızda aynı güzelliği yeniden inşa edebileceğimizi fark edeceğiz

Ekin KIZILIRMAK

Kürdistan'da estetiğin yeniden inşasını değerlendirmeden önce, Kürt insanı estetiğini nasıl ve nerede yitirdi, farkına varmak ve anlamak gerekir diye düşündüm. Güzellik felsefesi, yaşamın hikmetinin vazgeçilmezi olan estetiği kavramak ilk önce yapılması gereken, yoksa neyi yitirdiğimizi nasıl bilebiliriz ki... Güzelin, komiğin, trajedinin, yüce ve kutsal olanın ne olduğunun bilincine varmak, sanatsal bir yaşamın estetiğini kavramakla ilgili olsa gerek. Beyhude yaşamak olmaz elbette, yaşamın bir gizi-içeriği vardır. Yaşamın gizini-güzelliğini anlamakta yaşama değer vermekle orantılıdır. Yaşama değer ve anlam vermeyenler, doğal olarak güzeli-iyiyi-doğruyu da fazla bilemezler. Ya da yanlış bilirler, gerçek güzellikten, iyilikten ve doğruluktan yoksun olurlar. Bilakis arif ve bilge olmak, güçlü sezgilere sahip olmak ise yaşamın estetik değerlerini anlamaya yaklaştırır.

İnsan kendi farkına varan doğadır, denir. Farkına varıp gerçekleşmek! İnsanı tüm canlılardan ayıran, insanı kâinatın aynası yapan bir özgelik yaratır. Bir taştan, bir ottan ve diğer canlılardan insanı ayıran bu başkalıktır. Eğer bugün insan kendi doğasına yabancılaşmışsa, insan kendi farkını yitirmekle yüz yüze kalmışsa; insan yaşamı estetiğini, hikmetini yitirme tehlikesi yaşadığındandır. Bu tür bir insan manevi ve duyusal sevinçten mahrum insandır. İnsanın gönül gözünün kapanması ile fizyolojik ve geçici hazlara bağlanarak, yaşamda sıradanlığın gelişmesi, çirkinliğin normalleşmesi demek; özgürlükten yoksunluk anlamına gelir. Köleler, kölelik güzel olabilir mi? Kafeste bir kanarya misali kafese alınmış bir insan da estetik değerini yitirir. Renkleri ve zevkleri tartışamaz hale getirilir. Renkler ve zevkler tartışılmaz sloganı kendini kandırmaktan öteye gitmez. Köle özgür bir seçim yapamaz ki güzeli ve çirkini ayırt etsin. Özgür yaşamın sanatından payını alamamışların seçimi, genellikle daha önce onun için seçilenlerdir. Sinema salonuna gidip, çok güzel bir film seçtim diyen kişiler benzeri, yapılan şey daha önce seçilmiş filmlerden birini seçmektir. Elbet bu seçim gerçek bir seçim değildir. Hegel'in şu sözünü hatırlatmak yerinde sanırım; 'bütün ineklerin siyah olduğu bir geceydi' der Hegel. Karanlıkta renk seçiminin yapılamayacağını çok hoş bir şekilde ifade eder.

Kürdistan' da güzelliğin yitirilişini, ortadan kaldırılışını kavradığımızda aynı güzelliği yeniden inşa edebileceğimizi fark edeceğiz. Özgür yaşamın estetik duyumsamasını yarattığımızda, güzellikleri ortaya çıkardığımız, çirkinlikleri mahkûm ettiğimizde, kölelik düzenini de yıkmış olacağız. Hakikat hırkasının sırtımızdan ne zorla çıkarıldığını, hakikatin nasıl parça parça edilerek üzerimizden atıldığını bilince çıkardığımızda, bizi soğuk ölüm sessizliğinden uyandıracak, özgür yaşam hakikatini yeniden örmek için her işe dört elle sarılacağız. Yaşamımızın yeniden kutsallık kazanması oldukça önemlidir. Marifet kapısından geçmeden hakikat kapısına ulaşılmaz. Gönül işçisi olmadan, sırra ermeden, bir arif olarak onun edebini taşımadan, hikmet sahibi olunmadan, bencillikten vazgeçmeden, topluma karşı yüksek bir duyarlılıkla yaklaşıp toplumun vicdanı olmadan bu kutsallığın hakikatine eremeyiz.

           

            Bana okudun mu diye sormayın

            Kitap okumadım, insan okudum

            Kitabı insandan ayrı görmeyin

            İnsanı sınırsız umman okudum

            Bahçe oldum, gül açıldı dalımdan

            Toprak oldum canlar geçti yolumdan

            Dil bilenler anlamadı dilimden

            Derdimin içinde derman okudum

Şiirler toplumsal gerçekliği çok güzel ifade ederler. Gerçek aydınlanma orada gizlidir. Hakikate olan hasret, hakikati arayarak gidermek, arayış halinde olmak kadar hakikatin özgür bir yaşamda, güzelliklerde kendini göstermesinin de sebebi ve nedenidir. Hakikat güzellikte bulunur. Toplum, kültür, sanat, insan ve estetiği birlik içinde ele alarak değerlendirmek durumundayız. Toplumsal olmayan, kültürsüz olan insan ve sanat, estetikten nasibini almamıştır.  Estetikten eksik olan güzeli çirkini ayırt edemez. Hatta çirkini güzel de sanabilir... Bahtı estetikten yana açık güzelliğe yaklaşan insan ise; çirkinliği inkar etmeden, ona karşı duyarlı olan insandır.

Toplum ve estetik kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır. Toplumsal olmayan çirkindir, korkunçtur. Başkasının kölesi olan, toplumsallığı olmayan güzelliği göremez. Çünkü insanın var olma biçimi toplumsallıktır, insanın varlığına ters olan insan, kültürsüz ve çirkindir. İnsan sanatı, güzeli ve çirkini ayırt etmeyi göstererek, kötüye ve insana yakışmayana karşı insanı duyarlı kılar. Bu yüzden sanat ve edebiyat her zaman hakikati görünür kılar. Bir semah misali döne döne özgürlüğü arar.

Güzeli ve güzelliği matematik ölçülere dayandıran, itici ve tiksinti uyandıran yaklaşımlara karşı 'ben güzele güzel demem güzel toplumsal olmayınca' demek boynumuzun borcu. 'Benim olan'da bencillik, yalnızlık vardır. Güzel olan bizim olan, toplumun olandır. 'Benim olan' beni korkutur, 'bizim olansa' en alımlı, hoş ve gözde olandır. Kürt halkının toplumsal hakikatinin sözcüsü Kürt Halk Önderinin Newroz mesajında 'BİZ' demesi ne kadar anlamlı idi. Herkes o mesajda kendi gerçeğini ve hakikatini buldu. Toplumsal güzellik 'BİZ'de dile geliyordu. Kürdistan'ın toplumsal hakikati, soykırım ve asimilasyon düzeninin hakikatini zihinlerden siliyor, kendi toplumsal güzelliğini nakşediyordu.

Kürdistan'da güzellik ne zaman kaybolmuştu?  Güzelliği yeniden inşa etmek neden bu kadar sancılı idi... Bunu anlamak için, Kürdistan toplumsallığını gönüllü olarak tanımak ve bilmek zorundayız. Alevi toplumundaki toplum-dışı kalmayı yani düşkünlüğü, yine asimilasyonu ve kültürel sömürüyü gönüllü kabul edenlerin oldukça zorlanacağı bir konu... Kürdistan'da savaşan iki hakikat, iki ideoloji vardır. Güzellik, komik, trajik, ritimsel, uyumlu, simetri bu yüzden farklı algılanmalıdır, algılanıyor da... Kendine göre duyumsayanlar, halka göre duyumsayanlar olarak farklılık vardır. BİZ'im trajedi olarak gördüğümüzü, toplumsallıktan kopuk yaşayanlar komik bulabiliyor. Asimilasyon ve soykırımdan geçmiş bir insan, TV'lerdeki dizilerde yarım yamalak Türkçe konuşan bir Kürt tipini trajik bulurken, kendini medeni ve uygar sayan bir oryantalist bu Kürt’ü komik görebiliyor. Oldukça traji-komik durumlar böyle doğuyor. Estetik değerler toplumsallığa ve toplumsuzluğa bağlı olarak farklılık gösterir. Kürdistan'da güzellik, toplumsal birlik, yetkinlik yok edilmek istendi ve isteniyor, bundan vazgeçilmemiştir. Çünkü Kürdistan'da asimilasyon ve kültürel soykırımdan vazgeçilmemiştir. Kürdistan'da yaşamın dilini yani estetiğini yitiren bir toplum olmak oldukça büyük zahmetler içinde yaşamaktır. Yaşam kaynağı bulandırılmak istenmiş, bunalım içinde yaşama dayatılmıştır. Kölelik dayatılmış, özgürlük hasreti içerisinde yaşayan insanlara fiziki katliamlar, bu da yetmeyince soykırımlar uygulanmıştır. Tüm halklar bu vahşetten etkilenmiş ve toplumsal doğalar dejenere edilmiştir. İnsanlar yozlaştırılmıştır. İnsanın estetiğini yitirmesi, bu yetmezmiş gibi kendine ait olmayan sahtelikleri yeni güzellikler olarak kabul ettirilmesi insanın soysuzlaştırılmasıdır. Aslında Kürdistan'da ve Anadolu'da insanlığa soysuzluk, estetiği olmayan bir köle yaşamsızlık düzeni dayatılmıştır. Köle yaşamı demiyorum çünkü kölelik yaşamsızlık, toplumsallıktan çıkıştır.

Doğallık, komünallik, esenlik ve barış içinde yaşam darbe yemişse; bozulmuşsak, aslımız nedir? Hasan Hüseyin Korkmazgil'in 'bülbülün bile eti için kesildiği bir çağ' dediği bu sistemde, bir bülbül misali aslımızı nerede bulacağız? Mezbahada kesilen, kafeslerde esir olan bir bülbül ne kadar güzel ve özgür kalabilir? Bize dayatılan toplumsuzluksa, güzeli-çirkini, iyi-kötüyü, doğru-yanlışı sorgulamak zorundayız, hem de canı gönülden. Diğeri gönül gözünün körleşmesi ve estetik duyumsamanın kayboluşudur.

Kürdistan'da toplumsallık evreni-ummanı özgürlüğe yürüdükçe; gerçek olanla, hayalini kurduğumuz özgür Kürdistan birlik içinde olacak. Kürdistan gerçekliği ile özlediğimiz Kürdistan hayali, uyum ve denge içinde estetik dünyasını yaratacak. İşte o zaman soykırım Kürt'ü yerin dibine girecek, Ağrı dağındaki gömütlüğü parçalayarak uyanan Kürt, özgürlük halayına duracaktır.

Önemli olan ruh güzelliğidir, sözünün toplumsal gerçekliğine hep inanmışımdır. Öz biçime yansır ya, o yüzden insanın ruhu, içi güzelse dışa da yansıyor ve ona göre biçim kazanıyor insan. Eğer güzellik matematiksel bir durum olarak ele alınmaz ve objektivizme düşülmezse, estetikte sadece somut biçimsel değil, aynı zamanda soyut-ruhi bir yaşamsallığı ifade eder. Yaşamın güzelliğini sadece maddi güzelliklerde aramak yetersiz olur. Klasik özne-nesne ikilemini aşarak oluşturulacak bir özgür bir estetik algısına oldukça büyük bir ihtiyaç var. Sadece nesne olarak duyumsanan bir güzellik, bugün sanatın ve yaşamın başına gelen belaların temel sebebidir. Çıkış itibarıyla, başlangıcında güzelliğin ve sanatın nesnel olamayacağı kanısındayız. Hele günümüz itibarıyla bir meta, satış konusu olacağını düşünmek insanlıktan uzaklıktır. Müziği, dansı, şiirselliği, düşselliği, güzel davranışları, başka bir dünya olan insan dünyasının, büyük dünyaya manevi bir katkı olarak görmek yerindedir.

Bu gerçeğe ters bir biçimde Kürdistan'da özellikle son yüzyılda, sanat tam bir işgal ve istila aracına dönüştürülmüştür. Ahlaki ve politik değerlerden kopan sanat, devletçi-egemen ulus anlayışı içinde ve özüne ters bir vaziyette, hatta kendine ihanet ettirilerek kullanılmıştır. Trajik olanın gerilimi, komedi olanın çatışmasını, bir bütün yaratma olayını gerçekleri ter-yüz etmede, yüce ve özgür olana ulaşmada değil de Kürtlüğü bitirme, bir moda olan Türklük mefkûresine sokma temelinde icra edilmiştir. Artık Kürdistan'da gerçek ve hakiki güzellik, özden ve içten gelen güzellik, (xwe-şik-bun) kendi olmaktan kaynaklanan yaşam sanatı ve estetiği önemsizleştirilmiştir. Bu açıdan Kürt müziği ve estetiği emsaldir. Kürt toplumunun kimlik ve toplumsallığının temel anlatım tarzı olan müzik, özellikle geleneksel ve orijinal Kürt kültürünün müziği dengbêjlikte olduğu gibi, var olan ehemmiyeti kaybettirilmiş ve dengbêjlik tarihten silinmek istenmiştir. Diğer taraftan binlerce eser Türkçeleştirilmiş ve Türkçe sözlü, Kürtlüğünden uzaklaştırılmış bir adı-sanı bilinmeyen anonimliğe mahkûm edilmiştir. Oysa Kürt müziği ve destanlarında; Derweşê Evdî ve Mem û Zîn gibi eserlerde de görülen tarzıyla çok açık olarak toplumsallığa ve özgürlüğe bağlıdır. Özgürlük ve toplumsallık yoksa aşkta yoktur bu eserlerde. Bu Kürdün yaşam tarzıdır ki hakikatle bağlarını koparmamış sanat eserlerine her zaman konu olmuştur. Kalıcıdırlar, ihaneti-kahramanlığı çözümleyerek çirkinliğe karşı toplumu uyarır ve insanı güzelliğe çekerler.

Gerçek sanat, geleneksel kültürle bağını kuran sanat olabilir. Başka bir deyişle bugün Kürt sanatı ve estetiği geleneksel Kürt sanatı ve estetiğinden, yani Kürt kimliğinden ve toplumsallığından koparıldığı için bu kadar karşıt bir pozisyona sokulabilmiştir. Açıktır ki, popüler sanat ve estetik, Kürt toplumunun asimilasyonunda çok fena kullanılmıştır.  Ezen-ezilen duygulanımının farksızlaştırıldığı, geleneksel değerler yerine geçici-modacı bir yaşam sunan, insanın ruhunda bir gerilime-çatışmaya yol açmayan, insanı özgürlük arayışlarından uzaklaştıran, sahte ve sanal olana bağlayan, mevcut egemen düzene uyumdan başka bir şey söylemeyen sanat, popüler sanattır. Yüzyıl öncesinin modası Türklükle, Kürt halkına düzene uyum ve efendilere hizmette sanata çok kötü roller oynatılmıştır. Dejenerasyon sadece müziğe değil, toplumsal kimlik ve tüm yaşam tarzına bir soykırım olarak uygulanmıştır. Kürt sanatındaki dengbêjlik ve danslar (govend) bugün ayakta kalmışsa çok şanslı olduğu için değil, kökü derinlerde ve kalıcı yaşam değerleri olduğu içindir. Kürt'e dair var olan her şeyi yok etmek isteyenler, Kürdün müziği ve govendini öldürememişlerdir. Direnen ve ayakta kalan bunlar olmuşlardır. Her şey teslim alınmak istenmiş olanların müziği ve govendi-halayı teslim olmamıştır. Teslim olmayan Kürt estetiğidir. Yitirilmek istenmiş fakat direnmiştir. Bu saldırılar altında bir büzülme yaşadığı gerçektir fakat öldürülememiştir. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde görüldüğü gibi oluşan özgürlük ortamlarında, bir çiçek tohumu gibi yeniden açılmış, serpilmiştir. Mizgîn ve Sefkan arkadaşların mirası bu toplumsal gerçeğin kanıtıdır.

Kapitalist modernite yeniden filizlenen bu toplumsal ve kimliksel kalkışın estetiğine karşı sessiz kalmamıştır. Tam tersine bu gerçeği hemen görmüş ve kendi tedbirlerini almaya çalışmış, çirkin planlarını uygulamaktan çekinmemiştir. 12 Eylül'le beraber Kürdistan'daki işkence ve katliamların boyutu tüm yaşama yöneliktir. İşkence hanelerde her türlü zorbalık yanında dayatılan egemen dil ve Avrupa modern burjuvazisinden derme çatma marşlar,  bunu ifade eder. Özgür Kürtlüğü terk ettirmek, onun dilini ve estetiğini de terk ettirtmeyi gerektirir. Bu zulme karşı zindanlarda direnen kültür olmuştur. Tarihi bir gelenek yeniden canlanmıştır. Zindanlarda direnen yoldaşların güzelliği, onların kendi öz tarihimize ve kültürümüze olan yaklaşımlarındandır. Toplumsallıkla kurdukları kopmaz bağdandır. Tarihsel arkadaşlığın gücündendir. Demirci Kawa destanının bugünkü anlatımı olduklarındandır. Kalıcıdırlar ve asla unutulmazlar.

Özgür yaşam estetiğinin, tarih ve kültürü yaşamaktan geçtiğini, tarihsizliğe ve kültürsüzlüğe bir tavır sahibi olduğunun bilincine varmak! Estetik bilgisi, bilinçtir. Yaşamsaldır. Tarihi ve kültürü doğru tanıyanlar, farkına varanlar; çelişkiyi daha derinden yaşar ve duyumsarlar. Sanatçılıkta budur! Derin bir çelişki yaşamayan yaratamaz. İstediği kadar bilgi sahibi olsun, diyalektik bir kavrayışa nail olmayan bilinçsizler, estetik yitimine gark olurlar. Anlam yaratan, zihniyet bulan, estetiği yeniden inşa edenler ise büyük marifet sahibi olarak, kalıcı eserler ortaya koyarlar.

Biz güzeli kültürel olarak ele almak zorundayız. Kültürsüzlük, kendi kültürünü yaşamamak, başkalaşmak, asimilasyona uğramak güzellikten kopmaktır. Yanlış duygulanımın başlangıcıdır. 'Kirli aletlerle güzel iş yapılmaz' diye bir halk deyimi vardır. Kirlenmiş, bozulmuş bir ruhla hangi sanat ortaya çıkarılabilir ki? Biz bugün neden gerçek bir sanat ve sanatçıya kavuşamıyoruz sorusunun yanıtını burada arıyorum. Bireycilik ayyuka çıkmışsa, toplumsallıktan kaçılmışsa orada güzellik yaratılamaz ki!  Tabiatına aykırı... Halk kültürü ve gelenekselliğinden kopuklar, tarihsiz ve başkaların gözleriyle yaşama bakanlar, bırakalım yaşama güzellik katmayı, yaşamın çirkini olmaktan kurtulamazlar.

İskender'in Anadolu ve Kürdistan'a gerişinde Gordion düğümünü kılıcıyla keserek 'çözmek' istediğinden bahsederler. Daha sonra ölüm döşeğinde bu yaptığının pişmanlığını da dile getirdiği belirtilir. Bunu şunun için anlatıyorum; Yunan biçimciliği ve objektivizmi bugün bütün Avrupa estetiğinin temelini oluşturuyor. İskender'in fark ettiği bizim 'zorla güzellik olmaz' halk deyiminde gizlidir. Zorla ancak çirkinlik dayatılabilir. İskender'den binlerce yıl sonra bir kez daha Anadolu ve Kürdistan'a girenler asimilasyon ve soykırım tatbikatlarıyla ancak çirkinlik yaratabilirler. Tarihte olduğu gibi halk bunu kabul etmez, nitekim etmiyor da.

Kürdistan halkı, bugün sömürüye açık hale gelmenin, öz savunma ve yaşam değerlerinden koparılarak oluşturulduğunun farkındadır. Yaşam bir bütündür ve her alanda öz-savunma ihtiyaçtır. Bedeni korumak kadar ruhu da korumak gerekir. Ruhunu koruyamayanlar bedenini hiç koruyamazlar. İzzetinefsini korumak, insanın kendisine olan saygısını, öz-haysiyetini korumak önemlidir. Egemenlerin, kendisine saygısını yitirmişlere şeref bahşedeceği sanılmasın...

Hangi gözle bakalım ve yaşamın güzelliğini nasıl yaratalım? Nasıl bakmayacağımızı ve çirkinliğe batmamayı bilmek kadar, gönül gözümü yeniden inşa etmekte mühimdir. İnşa edilmiş bir başka başkalaşım modeli olan 'moda Türklük' bakışıyla yaşama bakmaktan vazgeçmek yetersiz kalır. Gerçi bu bakıştan kurtulmakta ciddi bir mücadeleyle olur. Çünkü hangi bakış bize aittir. Hangi bakış egemenlerin inşa ettiği bir bakıştır fazla bilincinde değiliz. Davranışlarımız ve duygularımız yüzyıldır eğitimsiz... Başkalaşımın duyguları bizde hakim olmuştu. F.Kafka'nın Metaformoz'undan beterdik.  Uygarlaşma ve modern olma adına, adımız-sanımız tarihten silinmek istendi. Bu yüzden güzellik felsefemizi yeniden inşa etmek, güzelliğimize yeniden kavuşmak bizim için elzemdir. Çirkinliklerin kaynağını asimilasyon ve soykırım olarak görmek, kendi öz-toplumsal değerlerimizle buluşmak kaçınılmazdır. Kendi öz-yaşam estetiğimize ihanetten vazgeçmedikçe sevilecek bir insan olamayız.

'Zorla güzellik olmaz' bizim inşa gerçekliğimiz içinde geçerlidir. Birilerinin bize kendini inşa et,   güzelleş demesiyle güzelleşemeyiz. Belki bir uyarıcı olabilir fakat asıl olarak güzellik kendi olmaktan (xwebun-xweşik) içten gelir, çünkü özseldir. Bana hoşluk veren, yüreğimi ferahlandıran toplumsal olandır. İnşa edilen, ruhumuza biçim veren nedir? Güzellik sabit bir şey değildir ki, o da yaratılır ve inşa edilir. Güzellik başkasından istenmez, sen yaratırsın. Feqiye Teyran'a 'git Mîrlere söyle, onlara güzelleme yap' denildiğinde O, 'esirlerin esirine' gitmem demiştir. Başkasının esiri olanlar, toplum için, toplumsal aşk için direnenlere bir şey veremez. Aşkın direnişi güzellik içindir. Özgür bir yaşam içindir, bunun dışında bir aşk sahte bir aşk olmaktan öteye gitmez. İnsan aşkını istemez, savaşarak-direnerek yaratır. Toplumsal aşkta aynı yöntemle yaratılır. Gelenekte ve tarihte olduğu gibi bugünde Kürt Estetiği'ni yaratan egemenlere bağlanmayan özgürlük mücadelesidir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.