İNŞA EDEREK VAR OLMANIN GÜZELLİĞİ...

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Güzellik insanın var oluşuna ters olamayacağı için, güzelliğin felsefesi de toplumsal olmak ve toplumsal varoluşu desteklemek zorundadır

Ekin KIZILIRMAK

Güzellik kaynağını toplumsallıktan alıyor ve ahlaki ve politiktir, dolayısıyla sanatsal güzelliği bireyciliğe, toplum-dışılığa göre tanımlayamayız. 'Bana göre' bir güzellik anlayışı mümkün değildir. Bireycilik kendi olmaktan çıkmak olduğu için, bireycilikte toplumsallık niteliğini kaybetmişlik vardır. Toplumsallık niteliksel bir durumdur. Bireycilik ise bu nitelikten vazgeçmektir. Ortak fikirsel birliğin dağılması anlamına gelir. Ahlakilik ve politik olmak ise bireyciliğin tersine toplumsal birliğin sonucudur. Ahlak dağılırsa, ahlaksızlık doğarsa, güzellik kaybolur. Güzel olan ahlaki olmak zorundadır. Güzellik insanın var oluşuna ters olamayacağı için, güzelliğin felsefesi de toplumsal olmak ve toplumsal varoluşu desteklemek zorundadır. Bu dışarıdan bir destek değildir. Sanatın kendi içinde var olan bir şeydir. Sanat ahlakidir ve toplumsal birliği güçlü kılar. Toplumsallığı sahipleyen, bireyciliğe hizmet eden sanat ise toplumsal olmayan ideolojilerin yedeğine girmek demek olur. Kendi olmak, toplumsal bir ideolojiye sahip olmakla muhtemeldir.  Kendi olmaktan çıkmak ise bireyci olmayı getirir.

Toplumsallığı savunan insan ve o insanın sanatı,  bireyciliğe, liberalizme karşı olmayı gerektirir. Bireycilik ve asimilasyonla estetik inşa edilemez. Ancak var olan estetik yıkılır. Çünkü kökenini Avrupa uygarlığının bireycilik tarzından alan yaşam tarzı, ahlakın dağılmasıyla yakından alakalıdır. Toplumsal etik ve estetiğin yitimi, ahlakın ve sanatın yitimi anlamına gelir. Demokratik uluslaşmaya karşı, burjuvazinin gelişimi ve karşı-devrim olarak müdahale eden ulus-devlet ideolojisi ahlakilik ve güzellik adına, içi toplumsallıktan boşalmış, bireycilikle doldurulmuş bir etik ve estetik kavramı bırakmıştır. Bunlar ciddi bir yitim yaşamıştır. Etik ve estetiği pozitif bilimler çerçevesinde daraltmak ahlak ve sanatın metafizik olmaktan çıkarıp, fiziki-bilimsel bir çerçeve sıkıştırılmak istenmesi sonucudur. Bu yüzden ahlak ve estetiğin yeniden inşası, toplumsal ideolojik bir görevdir. Bu temelde ahlak ve estetiği yeniden inşa ederken öncelikle pozitif bilimin getirdiği nesnel-öznel bakış açılarını aşmak ve farklı bir bakışla bakmak ihtiyacındayız. Yaşama ve sanata, sanat eserine nesne olarak bakan bir göz,  sanatı manevi bir oluş olarak göremez. Dolayısıyla onun güzelliğini inşa ederken manevi bir gözle, yürek gözüyle bakmaz. Başka bir deyişle; sanatı burjuvazinin pazar konusu olarak gören, para kazanma aracı olarak ifa edenler, toplumsal kültüre-ideolojiye girmezler. Bireycilik ideolojisiyle, toplumsal ideoloji birbirine terstir. Düşünce-davranış, ruh-beden ilişkisi nettir. Pratik düşüncenin eseridir. Sanat pratiği de bir düşüncenin eseridir. Sanata meta-mal olarak bakanla, bakmayan birbirinden ayrıdır. Sanatçılar bunu somut bir ilke olarak kabul edebilmelidir; demokratik modernitenin sanatı satılık değildir. Kimse devrimci sanatı alamaz, satamaz. Satışa sunma varsa bireycilik vardır, kapitalist modernitenin yaşam tarzı vardır.

Kürdistan'da sanat eserine mal-meta olarak bakmanın giriş ve başlangıç noktası Kürdistan'ın dört parçaya ayrıldığı, Ortadoğu'da ulus-devletlerin kurulduğu zamandır desek yanlış olmaz. Daha öncesinde mirlere, beylere hizmet temelinde bir şeyler yapılsa da asıl olan geleneksel halk sanatıdır. Geleneksel halk sanatı olarak bugünlere gelen sanata bakın satılık değildir. Gelenek sanatla bağ kurmak, sanatı ve estetiği sermayenin elinden kurtarmaktan geçer.

Kürdistan'ın dört parçaya ayrılması, ulus devlet ideolojiyle ilgilidir. Özellikle Türk ve Fars egemen devletlerinin ulus devlet anlayışı, bırakalım sanatı-güzelliği onu icra eden-yaratan insanı mal-mülk olarak görmektedir. Kürdistan'da Kürt'ün ortadan kaldırılma planlarını anlamadan, iyi ve güzel olan da yeniden ve doğru bir şekilde inşa edilemez. Şundan dolayıdır ki; toplumsallığın dağıtılması ile kendi olmaktan çıkarma başka bir şeye benzeme, kötülüğe maruz kalma ve çirkinleştirme, Kürdistan'da ulus-devletler eliyle dayatılmaktadır. Kürt halkı üzerine kurulan ulus-devlet sistemini anlayıp, çözmeden ve aynı zamanda Kürt halkı üzerine yeni bir egemenlik sisteminin kurulmasına izin vermeyecek şekilde toplumsal bir anlayış yaratmadan, özgür bir yaşam inşası tam anlamıyla gerçekleştirilemez, gerçekleştirse dahi kalıcı olamayabilir.

Türk ve Fars egemen devletlerinin Kürdistan'da Kürt'ü yok etme planlarını, Türk devletinin şark ıslahat planı, İsmet İnönü'nün Kürt raporu, Abidin Özmen'in raporuna bakmakla, Farsların bilge Kürt insanı Simko'ya ve yine Gazi Muhammed'in inşa etmek istediği Mahabat Cumhuriyeti'ne yaklaşımda görebiliriz. Sömürgeciliğin Kürdistan'da Kürt toplumuna dayattığı, yok saymaktır. Yok olan bir şeyin güzelliği ortada bırakılır mı? İşte bu raporlarda ve yapılan Kürt karşıtı eylemlerde bunu aramak gerekir.

Türk ve Fars büyüklerini sevdirme etkinlikleri, Kürt çocuklarına Türk'e ve Fars'a ait her şeyi sevdirme operasyonları, Kürt dilini ve giysilerini yasaklama bu çerçevede uygulanmıştır. Kürt dili ve estetiği birbirine bağlıdır. Mesela, İsmet İnönü ve Abidin Özmen'in raporlarına bakın çok enteresan şeyler vardır. Kürt'ü yok etmek her ayrıntısına kadar planlanmıştır. Çerçilerin ortadan kaldırılmasından, kaldırılamıyorsa ajanlaştırılmasından tutalım, Mardin'e Kürt giysisi yapılan Halep kumaşının gelişinin yollarının nasıl kesileceğine kadar en ince şeyler planlanmıştır. Türk ve Fars kolonileri kurmayı amaçlayan, nüfus ve pazar-sermaye amaçlı kirli planlar tek başına değildir. Yeme içme alışkanlıklarından, Türk elbisesine, modern dünya biçimlerine özendirme, Türk dilinin dayatılması, fars kültürünün mecbur kılınmasına her şey Kürt'ü imha ve inkar temelinde inşa edilmiştir. Kürt'ün yaşamı mermiler, bombalamalar, darağaçları, boğmalar gibi fiziki olduğu kadar, (bundan tam sonuç alamadıklarını düşündüklerinden olacak) kültürel-manevi olarak da yok edilmek istenmiştir. Şarkı'ların, stranların 'türkü' oluşu, Stranların anonimleştirilmesi de buna dahildir. Yok etme toptandır. Birazı kalsın demediler, acımasızca imha ve inkara yöneldiler.

Ben kendim okumadım ama bir arkadaş bize, 'Dağ çiçeklerim' adlı bir romandan bahsetti. Oradaki Elmas adlı karakterden de... Dersim soykırımı sonrası Türk devleti başarısını Elmas'ta görüyor. Elmas'ın Türkçe olarak ve 'bakın okul önlüğümü ben diktim' demesi üzerine, Elmas'ın eli tutulup bir şampiyon edasıyla yukarı kaldırılıyor. Türk modernitesinin, modern asimilasyon okul önlüğünü kendisi diken ve bunu hiç bilmezken öğrendiği yeni diliyle söyleyen bir kızın, elleri yukarı kaldırılıyor ve 'bu eller artık bize silah tutmaz' denilerek şampiyon ilan ediliyor.

Her güç kendi modernitesini yaratır, inşa eder.  Kreasyon deniyor ya, Elmas kendi kras fistanını bırakıp, kendi yaratımlarını terk edip, Türk modern elbiselerini diktiğinde ve asimilasyon hem dil, hem de estetik olarak tamamlandığında; dile gelen ve şekil kazanan Türk modernitesinin inşasıdır. Türk modernitesinin kapitalist modernite eksenli örülmesini başarılı bulanlarda, Kerime Nadiri o yıllarda dünya güzeli seçiliyordu. Artık 'modern Türk kızı' olmak dünya güzeli olmak demekti. Dersimin bir köyünde de olsan, Amerika'da bir güzellik yarışmasında da fark etmezdi, artık birinci dereceden ilan ediliyordun.

Kapitalist modernleşmeyle yaşanılan ahlak ve estetik yitimi, duyguların eğitimsizliğini beraberinde getirmişti. Soykırım altında Kürtler yabancı turistler kadar Kürdistan'a ilgili kalamıyordu, kılınamıyordu. Mülteciliğin ve kaçışın önü tutulamıyordu. Kendi olmaktan ve toplumsallıktan kaçış, birinci sıradaydı. Öfke, sevgi, merak birbirine benziyordu, bir duyguyu diğerinden ayırt etmek oldukça zordu. Kürtlükle beraber duygu derinliği de yok edilmek istenmişti.

Kapitalist modernite bugün Ortadoğu ve Kürdistan'da kendini yeniden düzenlemek ve dizayn etmek istiyor. Ama işleri pek başarılı gitmiyor. Evdeki tasarım Kürdistan'a uymuyor. Kürdistan'da tarihsel demokrasi güçleri, güncel olarak kendileri demokratik modernite temelinde örgütledikleri yani yüzyıl öncesi gibi sömürgeciler ellerini kollarını sallayarak her istediğini yapamadığı için evdeki hesapları çarşıya uymuyor. Özgürlük hareketi, Kürdistan'da fiziki olarak kendini savunurken, manevi ve kültürel olarak da savunmaktadır. Dili ve estetiğiyle beraber savunacaktır. Yok edilmek her şeyle ise, var olmakta her şeyle olacaktır. Kendi yaşam dilini konuşmak kadar, kendi elbisesini dikmek de önemlidir artık. Bireyciliğe karşı toplumsallık, asimilasyona karşı kendi olmak kadar, yaşamda kapitalist modernitenin özentili yaşam alışkanlıklarını, giysi tarzını reddetmek de kalıcı bir kültürleşme için kaçınılmazdır. Örneğin, bir eşarp bağlama tarzı bile moda olmuşsa, sadece moda olduğu için türban bağlanıyorsa bu bir kapitalist modernite modası olarak görülmeli ve kendi eşarp bağlama tarzını bile kendimiz yaratmalıyız. Onlardan farkımızı her şeyimizle yaratmalıyız. Bize dayatılan modayı kabul etmek, kapitalist modernitenin yaşam tarzına götürür. Zaten moda bu yüzden var. Yakın tarihte 'şapka devrimi' dedikleri şeyi kabul ettirmek için yapılanları düşündükçe bu işlerin ne kadar ciddi olduğunu kavrarım.

Bugün'de Kürdistan'da Kürt varlığı kabul edilmiyor; sadece kapitalist modernite kendini dizayn ederken bazı biçimsel değişikliklere gidiyor. Buna bağlı olarak özü aynı değişik biçimciler arasında iktidar kavgası yaşanıyor. Kürt dili ve öz-biçimi için öngörülen yeni bir durum egemenler cephesinde yok, çünkü orada Kürt yok. Bugün de yeni Elmas'lar yaratılmak isteniyor. Yüz binlerce çocuk Türk şehirlerine gezme adı altında devşirmeye götürülüyor. Kürtçe bir ana okul yokken, 'Türk-Ana' okul projeleri havalarda uçuşuyor, Berfin'ler toprağa kardelenler YİBO'lara gömülüyor, kız takımları metropollerde gezintide...

Gerçek Kürt kendi dünyasında, demokratik modernite dünyasında, kendini ne kadar inşa edebilecek önemli olan budur. Kürt ne kadar kendisi olabilecek, ne kadar, toplumsal- sanatsal ve güzel olabilecek... Kendisi olan Türkmen, kendisi olan Bedevi, kendisi olan Acem ile ne kadar kucaklaşabilecek. Gerçek dünya güzeli olmak kolay olmasa gerek...

           

                       

 

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.