KÜRT EDEBİYATI KÜRDİSTAN DAĞLARINDA YEŞERİYOR

15 Mayıs 2014 Perşembe

PKK’nin kırk yıllık mücadelesinin yarattığı birikim ve ortaya çıkardığı değerler, Gerilla sahalarında edebiyatın gelişimine yol açmıştır


Dicle TEKMAN

Medya savunma alanlarında 1. Kürt Edebiyat Konferansı yapıldı. Kürtler ve Özgürlük Mücadelemiz açısından önemli bir konferans olmaktadır. Tabi, Kürt yazar ve edebiyatçıları açısından da. Konferansa ilişkin izlenimlerimi, kısaca görüşlerimi ve eleştirilerimi paylaşmak istiyorum. Bu konferansta gerçekleşen esasta Kürt dili ve Kürt edebiyatının bugün yaşadığı sorun ve bu sorunların aşılmasına dönük çözüm ve perspektiflerdi. Ayrıca içinden geçtiğimiz bu devrim sürecinde Kürt edebiyatı ve romanı nasıl gelişir, nasıl derinleşir ve Kürt edebiyatçı ve yazarların, yine kendisine aydınım diyenlerin oynayacağı rolün önemine de vurgu yapıldı.

Tarihten günümüze kadar Kürtlere ait ne varsa yıkılıp, yok edilmek istenmiş, Kürtler adına yazılanlar çarpıtılarak, yalanlarla dolu bir tarih yazılmıştır. Gerçek Tarihi Önder APO kaleme alarak Tarih, “Geçmişimiz, Bugünümüz ve Geleceğimiz” tespitini yapmış ve Kürt edebiyatına, toplumsallığına en büyük katkıyı Tarihi yeniden açığa çıkararak sağlamıştır. Bir aydın, yazar öncelikle kendi yaşadığı ülkesinin ve içinden geldiği toplumunun sosyal, siyasal, tarihsel, psikolojik, kültürel, sanatsal ve ekonomik sorunlarını kapsayan, yine en önemlisi bir halkın kendi onuru için nasıl mücadele ettiği, başarısını, trajedisini, öyküsünü ve duygusunu, tüm bunların edebiyatını, romanını yazması gerekir. Sadece yazmak değil bunu bir eyleme, toplumsal mücadeleye, direnişe dönüştürebilecek bir tarza kavuşturabilmelidir. Fakat ne yazık ki günümüz aydın ve yazarları Kürt ve Kürdistan üzerine henüz ciddi anlamda bir edebiyat çalışması yapmamıştır. Özelde ise bu kırk yılı aşkın sürede gelişmiş olan Kürt ve Kürdistan toplum gerçekliğinin farkını ortaya koyabilme, bu kadar güçlü, iradeli, derin bir yaşam ve anlam felsefesi ile dolu bir devrim mirasının romanını yazma konusunda ciddi bir duyarsızlık var. Modernitenin kalıplarından kurtulamamış, popüler kültür anlayışıyla yaklaşarak toplumsallıktan uzak, bireyci, benmerkezci, sadece yazar konumdadır; bunu aşarak, okyanusların derinliklerine de inmek gerekir ve belki ağır gelebilir ama bunun tek bir adı var, o da yüzeyde kalmaktır, oportünizmdir.

Konferansa damgasını vuran kuşkusuz Kürdistan tarihinde yaşamış ve halen de eserleriyle yaşayan Kürt edebiyatçı ve yazarları olmaktadır. Örneğin; Ehmedê Xanê, Feqiye Teyran, Melayê Cizîrî yine biraz daha yakın zamanlarda Musa Anter, Mehmet Uzun gibi birçok değerli Kürt aydın ve yazarlar yaşamıştır. Ve onlar bugün halen eserleriyle yaşamaktalar. Onlar birer edebiyatçıydılar ama halkçıydılar, yazdılar ama halkın acılarını, duygularını onlarla birlikte hissederek yaşayarak anladılar ve yazdılar. Edebiyatı sanatla, toplumsallıkla bütünleştirdiler. Özgür yaşam ve özgür Kürt dirilişini, dilini yazdıkları destanlarda, şarkılarda yaşattılar. Asimilasyona, soykırıma karşı hep bir isyanda, direnişteydiler. Ehmede Xane buna bir örnektir. Kürdistan toplumunun parçalanmışlığını, ulusal birliktelik ve dayanışma istemini, umudunu hiç yitirmeden, Kürtçe yazdığı şiirler ile ifade etmiş ve Mem û Zin destanında bunu dile getirmiştir.

Bu anlamıyla Kürdistan edebiyat tarihinin mirası bugün Özgür Kürdistan dağlarımızda yeniden yeşermektedir. PKK’nin kırk yıllık mücadelesinin yarattığı birikim ve ortaya çıkardığı değerler, Gerilla sahalarında edebiyatın gelişimine yol açmıştır. Devrimin ideolojik, siyasi ve askeri yönlerinin yanı sıra edebiyat ve sanata da açık kapı bırakması en temelinde ise, Önder APO’nun insana verdiği değer ve Kürt insanını yeniden yaratma çabası, Gerillanın doğayla buluşması, yaratıcılığı, ruhta, duyguda, düşüncede sadeliği, estetikliği güçlü bir birikimi ortaya çıkarıyor. Önder APO, “bir devrimin kaba anlamda savaşarak kazanılmayacağını, sanatla, edebiyatla, kültür ve ahlakıyla birlikte ancak kazanılır, kalıcı hale gelebileceğini” ifade etmiştir. Gerillada yazarlık, edebiyat her arkadaşın yaşamda tuttuğu günlüklerle başlar. Her gerillanın mutlaka kendisine ait günlük olarak tuttuğu bir defteri vardır ve buna iyi, güzel, trajik, komik, acı-tatlı anlarını yazar. Bir de beraber savaştığı, mücadele ettiği yoldaşlarının şahadetlerini, onlar üzerine yazdıkları şiir veya şarkıları yazar. Edebiyat bir duygu ve ruh işidir. Hissetmek, anlamak ve içinde yaşayarak bunu yapabilmek önemlidir. Bu konferansın Şehit Şilan Baki, Şehit Dr. Mahir, Şehit Mazlum, Şehit Rojinda ve daha nice gerilla yazar ve edebiyatçıya adanarak, onların izinde Kürt ve Kürdistan’ın romanını yazabilmek, yine Şehit Beritan yoldaşın isteyip de yapamadığı “Önderliğin romanını” yazma kararlılığı ve iddiası konferansta açığa çıkan bir gerçeklik olmuştur. Bunun zihniyet olarak en iyi pratikleşme alanı edebiyat okulları ve akademilerdir. Edebiyat Akademileri bir zihniyet devrimi, Kürt edebiyatının gelişim merkezleri olmalıdır. Bunun için edebiyatın bir an önce örgütlenmesi önemine vurgu yapılmıştır. Fakat yapılmayan ve eleştirilen bir hususta, nitekim Kürt dilinde edebiyatı geliştirememek ve bu konuda çabaların da az olduğuna ilişkindi. Konferansın en temel amaçlarında birisi Kürt dili edebiyatını daha fazla geliştirebilmek ve süreklileştirmek hatta bunu, dört parça Kürdistan’da ve Kürtçemizin tüm lehçelerinde geliştirebilme vurgusudur. Bu aynı zamanda demokratik ulusal mücadelede büyük bir adım da olacaktır.       

Son olarak, her yazar veya edebiyatçı yaşamını, çalışmalarını başta şan, şöhret, para, mal ve mülk üzerine kurmamalıdır. Kürt edebiyatı, devlet edebiyatının dışında bir yer edinmeli, sistemden uzak durmalıdır. Kendisini toplumuna vermeli, büyük bir aşkla, vicdan muhasebesi içerisinde katılabilmeli, toplumsallaşmalıdır.  Özellikle bir Kürt edebiyatçısı en temelinde Kürt dilini, kültürünü, tarihini ve kimliğini koruyabilmeli ve bunlar üzerinden gelecek kuşaklara miras bırakabilmelidir. Kendine aydınım diyen yazar önce toplumu aydınlatabilmelidir, yaşadığı çağı, sistemi sorgulayan, eleştiren ve sosyolojik analizler yapabilen olmalıdır. Demokratik ulusun inşa sürecinde üzerine düşen en kutsal görev işte bu yaratılmış değerlerin tarihe geçecek roman ve destanlarını yazabilmektir. Ancak o zaman bu yaratılan değerlere sahip çıkılabilir ve özgür, demokratik bir ülke sağlanabilinir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.