Kültürel Mücadele

08 Haziran 2014 Pazar

Özgür yaşam kültürü ve sanatı üzerinde yoğunlaşmak, ona kafa yormak, özgürlük arayışımızı kadın yaşamı ve kültürü üzerinden yola çıkarmak, oldukça doğru ve hakikate uygun olacaktır

Ekin KIZILIRMAK

Kültür ve sanat alanında yürütülen çalışmalar oldukça önemli çalışmalardır. Bu çalışmalar eskiden de çok önemliydi fakat gereken önem tam olarak verilemiyordu. Yeteri kadar anlaşılamadığı için dar yaklaşımlar söz konusu idi. Bir yandan dar ve önemsiz gören yaklaşımlar diğer yandan da bu çalışmaları toplumsallıktan koparıcı, şahsi çalışmalar olarak ele alan sanatçı tutumları vardı. Bu iki yanlış tutumu düzeltirsek kültür ve sanat alanında kalıcı başarılara imza atabiliriz. Her iki yanlışlıkta özeleştiri gerektiren konulardır. Kültür ve sanat çalışmalarına sadece bir eğlence ve zaman geçirme faaliyeti olarak bakmak doğru değildir. Kültürün bir yaşam tarzı, sanatın da önemli bir manevi alan çalışması olduğunu görmek gerekir. Kültür çalışmalarını yaşam tarzı yaratma çalışmaları olarak görüp değer ve önem vermek doğru olandır. Fakat bu bakış açısının yaratılması sorunu tam olarak çözmez. Önemli olan pratiktir. Diyelim ki, herkes kültür ve sanatın önemini anladı, kültür ve sanat alanın üretim yapabileceği ortam ve olanaklar yaratıldı, sanatçılar anlaşıldı, bu kültür ve sanat alanının sorunlarını çözmeye yeter mi?

Sanat Fikir ve Bilinçle Olur

Yurtseverliğin 'biz söze değil pratiğe bakarız' felsefesini bu çalışma alanına da uygulamak lazım. Kültür ve sanat kurumlarının ya da sanat ve sanat emekçilerinin üretimlerine bakmak en doğru olandır. Sonuçta kişilik esere yansır. Pratikte, fiiliyatta hep fikir vardır. Düşüncesiz anlamsız hareket ve çalışma olmaz. Özellikle sanat gibi bir yaratım alanında fikirsiz, bilinçsiz hiç bir şey açığa çıkarılamaz. Yüz defa da biz sanat yapmak istiyoruz, devrimci sanatı geliştireceğiz desek, bu yetersizdir. Yapmak gerekir. Sanat yapmadan sanatın gerçeğini dile getiremeyiz. Kaç tiyatro yaptık, kaç müzik eseri ortaya çıkardık, resim, heykel, sinema da elimizde ne var? Kültürü ve sanatı edebiyatsız düşünemeyiz elbette; kaç roman, kaç şiir?

Üretkenlik ve pratiğe tam girememe sorununu kabul etmek durumundayız. Ayrıca ürettiklerimizde tam olarak ne kadar yurtseverlik kültürüne göredir, tartışabilmeliyiz. Ben yetenek sorunu olduğunu hiç düşünmedim. Kürt sanatçıları, demokratik sanat emekçileri oldukça yetenekli insanlardır. Yıllardır bu işlerle uğraşan, hayatını sanata vermiş insanlarımızdırlar. Eğitim sorunu ise hiç yoktur. Onlarca yıl demokratik siyaset ile iç içe olup bilmemek mümkün değildir. Bilgilenme sorunu yoktur. Herkesten iyi konuşabilir ve değerlendirme yapabiliriz. Ama işte, pratikte sorun yaşıyoruz. Tam istediğimiz bir üretkenlik ve yaratıcılık konumuna giremiyoruz.

Bu üretimsizliğin sebebi nedir? Mesela bir ağaç meyve vermiyorsa nedeni nedir, bu basit soruya verilecek yanıt önemli olsa gerek; ya susuz bir ortamdadır, ya toprağı verimsizdir, ya güneş görmüyordur, ya bakımı iyi yapılmıyordur vb. Peki, bir sanatçı ürün vermiyorsa, ya da ürettiklerinde devrimci bir yaşamın tadı yoksa; ya halktan uzaktır, ya mülteci duygulara batmıştır, ülkeden uzak duygular yaşıyordur, ya da kendini kültürel ve felsefi olarak eğitmemiştir. Kendini geliştirmemiştir.

'Kapitalist Tarlada Demokratik-Sosyalist Ürün Yetişmez'

İster metropollerde olsun ister kendi coğrafyamızda; kendi sanat bahçemizi kurmazsak, zararlı otları temizler gibi zararlı anlayışları ortamdan uzaklaştırmazsak, onlarla mücadele etmezsek, başarılı olmayız. Belki de üretken olamamamızın nedenini burada aramak gerekiyor. Sanat alanını mücadeleden uzak tutan duygular bizim devrimci duygularımızın gelişimini engelliyor. Halkımızın, halklarımızın kültür ve sanatla ideolojik olarak ele alınan bir maneviyatla gerekli ruhsal besini alması gerekiyor, yıllardan bundan mahrum kalmış bir halk gerçeğimiz var, asimilasyon ve soykırım tehlikesi altında olan bir halk olarak kültürel ve sanatsal olarak çoğalmaya, yaşanan kapitalist modernite saldırılarına karşı korunma ihtiyacı var.

İnşa Güzel Olsun

Demokratik ulus anlayışını geliştirmek, demokratik siyaseti ve kültürünü kalıcı kılmak kültür ve sanatsız yürütülecek bir mücadele değildir. Kürt kültürü gibi saldırı altında olan bir kültürü ayağa kaldırmak ve mevcut sisteme alternatif bir yaşam kültürü yaratmada sanat ve sanatçı vazgeçilmez bir öncüdür. Sanat ve edebiyat doğru kültürel bir yaşam ve örgütlülük tarzı ile demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşaya katılmalıdır. Ortadoğu manevi ve maddi açıdan tekrardan kendini bulurken, sanatçısız bir toplumun olmayacağı bilinciyle kültür ve sanat çalışmalarına katılım göstermeliyiz. Demokratik kültürü geliştirmek sanatçısız yapılacak bir iş değildir. Çünkü yaptığımız inşanın güzel yapılması gerekiyor, ruha hitap etmesi ve kalıcı olması lazım…

Kültür Toplumun Her Şeyidir, Her Şeyden Sorumluyuz

Kapitalist modernitenin inceden dayattığı bir yaşamsızlık var. Gerçeklerin ters yüz edilmesi, saklanması söz konusudur. Bunu görmek bunu hissetmek sanıldığı kadar kolay değil, gördüm diyen bile bazen bunun içinde yaşadığı halde farkında değil. Aslında fark etmek de yetmiyor. Örneğin kapitalist moderniteye karşı, özgür bir yaşam kültürünü yaşam tarzı olarak yaymamız gerektiğinin ve kültürel direniş geleneğimizi, tarihsel demokratik değerleri yeniden canlandırmamız gerektiğinin farkındayız. Devletin asimilasyoncu ve soykırımcı faaliyetlerinin bugünde sürdüğü görüyoruz. Kültürel değerlerimiz neden özgür ve ahlaklı bir yaşamın temeli haline getirilemiyor ve neden soykırımcıların halen umutları var? Burada özellikle kültür ve sanat alanında çalışma yürüten insanlar olarak kendimizi sorgulamak durumundayız. Kültür toplumun her şeyidir. Bu yüzden öncelikle kültür ve sanat emekçileri her şeyden sorumludur. Hepimiz sorumluyuz.

Asimilasyon erimedir. Başkalarının parçası olmaktır. Biz Kürdistan'da, demokratik kültür ve sanat emekçileri olarak; halkımızı kendi olmaktan çıkarıp, kendi uzantısı-eki, kölesi yapmak isteyenlerin umutlarını nasıl bir çalışmayla kırabiliriz­?

Soykırımcıların Umutlarını Kıralım!

Demek ki bu güçler bize bakıyorlar ve umut ediyorlar. Bizim tarihi demokratik değerlerle buluşamayacağımızı, ulus-devletin her türlü etkisini aşamayacağımızı, eriyip yok olacağımızı, benzeşeceğimizi, kendi deyimleriyle entegre olacağımızı düşünüyorlar. Bu güçler kendisiyle hareket eden ve özgürlük hareketine, onun kültür ve sanat çalışmalarına düşman olan, bugün TRT 6'larda, şurada-burada üç kuruş için değerlere küfür etmeyi iş sayan, reformist- burjuva karaktersizliğini yaşayanların başaracağına inanıyor. Yapmak istedikleri açık olan bu kesimler, nereden güç alıyor. Bir toplumu özden boşaltacaklarını, özgürlük mücadelesini çarpıtabileceklerini ve Kürt toplumunu kandırabileceklerini mi düşünüyorlar.

Yine kendimize dönmeliyiz diye düşünüyorum. Bizim kültür-sanat alanındaki duruşumuz bu güçlerin planlarını ne kadar boşa çıkarabiliyor. Mesela geçen gün bazı reformist-burjuva sanatçılar açıkça statükoculardan yakındığını belirtti. Bu yüzden ülkeye gelişlerinin ertelendiğini söyledi. Statükocu olarak AKP'den bahsetmediği açık, Kürt hareketinden bahsediyorlar. Bu gerçeği ifade ediyor mu? Kürt kültür sanat hareketi statükocu mudur? Kürt kültür sanat hareketi içinde çalışma yürütenler bu düşünceye katılıyor mu?

Çok uzatmadan şunu söylemek istiyorum. Bu kişiler bizden cesaret alıyor. Bizim duruşumuz bazılarına cesaret veriyor. Bu açıklamadan sonra yüzlerce Kürt sanatçısı sokağa çıksaydı, bu açıklamayı kınasaydı, biz Kürt kültür ve sanatının gelişimi için canını verenlerin takipçisiyiz, özgürlük hareketi sanatın özgürlük meydanıdır! deseydi. En azından halkın kafasını muğlâklaştırmak isteyenler hemen boşa çıkarılırdı. Şimdi kimse tepki göstermeyince ne düşünüyor insan, 'tepki veren de yok, bunlar acaba doğru mu söylüyor'.

Bilmeliler ki; Kürdistan'da demokratik özerkliği kazanmak ve demokratik ulusu yaratmak için bedel ödeyenleri statükocu ilan etmek, soykırım ve asimilasyon statükosunu devam ettirmek isteyenleri gizlemekten başka bir anlam taşımıyor. Bunları, bu tipleri insan anlayabilir. Ama demokratik siyasetin açtığı özgürlük alanında, Kürt kültür ve sanat kurumlarında çalışanların sessizliğini anlamak mümkün değil. Devlete göbekten bağlı bu güçlere bir cevap verilmesi gerekmiyor mu?

Yanıt Vermeliyiz

Bu kesimlere vereceğimiz yanıt güçlü bir yanıt olmalı, bir daha yerlerinden kalkamamalılar. Saldırıyorlar; çünkü kültür ve sanat alanındaki zayıflığımızı görüyorlar. Bu saldırı gücünü oradan alıyorlar. Ölçmüşler, biçmişler, Kürt özgürlük hareketinin hangi alanı zayıf diye, en zayıf alanı olarak, kültür ve sanat alanı olarak görmüşler, saldırıyorlar. Sonuç almak istiyorlar. Halkı da en çok etkileyen alan olduğunu da biliyorlar. Kürt kültür ve sanatını çok kötü bir biçimde ve ustaca kullanarak Kürt halkına saldırıyorlar.

Eritmek istiyorlar, Kürt Özgürlük hareketini etsizleştirerek, burjuva-milliyetçi kesimleri öne çıkararak toplumda bir volkan gibi patlayan özgürlük ateşini söndürmek istiyorlar. Kültür ve sanat alanımızdaki ideolojik-politik boşluktan güç alıyorlar. Zayıflığımızı değerlendirmek istiyorlar.     

Öncelikle; biz bu alanda gerçekten o kadar zayıf mıyız? Bu alanı ideolojik ve politik olarak ele alışımızın düzeyi bu sorunun gerçek cevabı olacaktır. Maneviyat alanı önemli bir alandır. Demokratik özerkliğin her alanı tam olsa da, kültür alanı zayıf olsa başarılı olamayabiliriz.

Kalıcı Olan Kültürdür

Mücadeleyi kalıcılaştırma, kültürü kalıcılaştırmadır. Kültür hareketimizi bir demokratik özerklik boyutu olarak genişliğine, derinliğine büyütemezsek zarar görebiliriz. Bizi sarıp-sarmalayıp hareketsiz bırakmak isteyen, asimilasyoncu-soykırımcı ve onlarla beraber hareket eden, reformist-küçük burjuva güçlere meydan kalmışsa, bu güçlere karşı savaşmak, kültürel bir savaş açmak boynumuzun borcudur. Bu kültürel savaş yurtseverlik savaşıdır, toprağa-tarihe bağlı kalma savaşıdır. Kültür sanat emekçilerimiz doğru bir kültürel savaş yürütebilmek için, tarihe ve toprağa doğru yaklaşmalıdır. Yanlış tarih bilinciyle ya da topraktan uzak bu savaş kolay kolay verilemez.

Lice ve Colemerg'de kalekol yapımına direnen halk örnek alınarak, zihinlere örülmek istenilen düşünce ve sanat kalekollarına da dur diyebilmeliyiz.

Kapitalist Modernite düzeninde sanat alanında insanların duyguları alınıp satılıyor. Sanat çalışmaları içinde 'ben bu işlerden nasıl para kazanırım' diye düşünenler var. Kürdistan'da da bu tür sorunlar yaşanabiliyor. Bu konu defalarca tartışıldığı ve kararlar alındığı halde bir türlü çözülmedi.

Değerli Olanın Fiyatı Olmaz

Duygular ve düşünceler paha biçilmez değerlerdir. Yani bir fiyatı yoktur. Yurtseverlik, arkadaşlık bunlara bir fiyat konulabilir mi? Sanat duygu ve düşünce de derinliğin ifadesidir. Alım-satım konusu edilemez ki. En azından demokratik kültür ve sanat hareketinde bu böyledir. Bunun dışında böyle bir durum var, herkes de kabul ediyor. Ama biz var olan gerçeği olduğu gibi kabul etmek durumunda değiliz ki. Örneğin asimilasyon var. Ben Kürt dilini ve yaşamını öğrenemem diyebilir miyiz? Zaten demokratik özerkliğin bir boyutu olarak kültür ve sanat boyutu, genel olarak da kültürel boyutu bu yüzden gerekli, biz var olanı kabul etmiyoruz, o yüzden alternatifiz. Devrimci sanat anlayışını bu yüzden geliştirmek istiyoruz. Bu biraz da duyarlılık işidir. Yani ben sanatımı halkım için yaparım diyen insanla, bu değerli çalışmalara para hesabıyla yaklaşanları ayrı tutmak gerekir. İki farklı düşünce var, bunları bir ele alabilir miyiz? Bazılarına bunu söyleyince, 'sanatçılar aç mı kalacak' denilebilir? Biz sanatın satılmasına karşıyız, bu kadar açık... Allah aşkına sormak isterim; hangi sanatçı Kürdistan'da bir yere gidecek ve orada aç kalacak. Bence bu traji-komik bir durum olur. Halkımız Newroz'da yaptığı gibi hiç tanımadığı insanlara dahi kapısını açıyor, halkın sanatçılarına mı kapısını kapatacak!  Milyonların doyuramayacağı sanatçı yoktur.

Böyle tartışırsak doğru bir çözüm getiremeyebiliriz. Bilelim ki; sanatta metalaşma, alma-satma Kapitalist modernitenin bir hastalığıdır. Yani sanatını satmayı düşünenden şüphe etmeliyiz. Sanatçının ihtiyaçları elbette karşılanmalı ama bu sanatın satılabileceği anlamına hiç gelmez. Israrla para diyen sanatçıdan kaygılanmak gerekir.

İnşa Sanatı

Gerçek halk sanatçılarının büyük amaçları ve erişmek istediği farklı sonuçlar vardır. Örneğin popüler ve arabesk kültüre karşı toplumda duyarlılık ve mücadeleci bir insan yaratmak bunlardan biridir. Demokratik bir toplumun duygularını inşa etmek, estetik anlayışını yaratmakta bir başkası...

Popüler kültür(süz)lük ile yıllardır, tek tip insan dayatıldı; beyinler ve yürekler işgal altına alındı, herkes bunun etkisi altına alınarak çarpık sistem, normal yaşanabilir bir sistemmiş gibi gösterilmek istendi. İnsanların duyguları ile oynandı, ruhlar satın alındı. Buna karşı mevcut köle düzeninin dışına çıkmak şattır. Özellikle kapitalist modernitenin sanatı kullanış tarzının dışına çıkmamız gerekiyor. Yoksa ona hizmet etmekten kurtulamayız.

Doğru gündem yaratmak ve kendi yarattığımız gündemi güçlendirmek, sanat alanında da yapılması gereken bir konudur. Parayı, popülizmi, bencilliklerimizi tartışıp aşalım ama demokratik moderniteyi nasıl somutlaştırabiliriz, demokratik özerkliğin kültürel boyutunu nasıl inşa edebiliriz, inkara ve kültürel varlığımıza yapılan saldırılara nasıl yanıt olabiliriz. Bunları da masaya yatırmalıyız. En önemlisi de; toplumun özgürlük ve estetik inşasını nasıl gerçekleştirebiliriz. Bunun öncülüğünü nasıl yapacağız?

Ben kültürel kimlik yaratmada öncü olacağım, bu inşaya sanatsal güç katacağım, müzik, resim, tiyatro, edebiyat alanlarında Kürt kültürünün özgür ifade tarzlarını yaratacağım, ben başta kendimde olmak üzere demokratik kültür ve sanat insanını yaratacağım demeli ve yaratmalıyız...

Farklı Olmalıyız

Kültür sanat çalışanları, bu hareketten bir yaşam tarzı öğrendi ve farkını ortaya koyarak yaşamaya çalışıyor. Kendini gerçekleştirme çabası içinde; toplumun yaratıcılık rolünü sırtlamış, çalışıyor. Sanatçı toplumun kültürünü yani yaşam ölçüsünü güzelleştirmekle sorumludur. Varsın bazıları, burjuva salonlarda eğlencelik olarak, maddi dünya için bu uğraşı yapsın... Bunlara karşıyız ama karşı olmamız yetmez, bu 'sanat koruculuğuna ' karşı, toplumun can esirgemezleri, serdengeçtileri olmalıyız. Toplumcu sanatçı bu sanatçıdır. Ulus-devlet ve devletçikler zaten toplum ve sanatçıyı kendine bağlıyor ve sıfırlıyor, soytarılaştırıyor. Devletin kölesi haline getirmek için sanatçıyı sanatçı olmaktan çıkarıyor.

Gerçek bir halk sanatçısı olmak ancak demokratik özerk bir yaşamda, demokratik ulus anlayışı ve demokratik modernite zihniyeti ile olur. Başka sanatçılık bize göre olmaz.          Son olarak kültür ve sanat emekçilerinin kültürel boyutun inşasında dikkat etmesi gerektiğini düşündüğüm bazı konulara değinerek bu yazıyı bitirmek istiyorum.

Örgütlü Sanat

Özgür yaşam kültürünün örülmesi önemli bir konudur. Demokratik ulus ekolojik-örgütlü yaşam ile iç içe örülmesi, ulusal toplum olma için diğer halklara örnek yaratma için vazgeçilmezdir. Sanatçı kendi özgürlüğünün içinde yaşadığı toplumun özgürlüğü ile olan güçlü bağını görmezse toplumsallığa fazla gelmez. Toplumu özgür olmadan o sanatçı da özgür olamaz. Bu bağı görmek ve hissetmek önemlidir.

Özgür Kürt kültürü alternatif bir kültür olduğu için, kapitalist modernist yaşamda sürekli saldırıya uğrayan bir kültürdür. Kürt kültürünün bunca saldıra uğraması onun toplum içinde yeniden ayağa kalkışını engelleme amaçlıdır. Bu saldırılar karşısında örgütlü olmak durumundayız.

Kürt kültürü kendine hastır. Elbette her halkın kültürü güzeldir. Ama Kürtleri diğer halklardan ayıran temel özellikler de vardır. En temel özelliği, orijinal halinin egemen sistem dışında olmasıdır. Orijinal Kürt kültürü zaman ve mekân itibarıyla tüm uygarlık kültürünün dayanağı olan kaynak kültürlerdendir, Kürt sanatçısı bu kültürden beslenmek zorundadır. Yoksa günümüzün kapitalist modernite eksenli yapay Kürt ulus devletinin kurbanı olması kaçınılmazdır. Demokratik sosyalist bir toplumun inşasına devrimci katılım sağlamak ancak yaşamda kültürel boyutu inşa etme gayesi ile olabilir. Kendi kültürüne uzak ya da onu zayıf geri görerek olamaz.

İstismarcıları Kürdistan'dan Kovalım

Diğer bir konu; Kürdistan'da din kültürüne bağlı olarak ciddi bir istismar var. Alevilere, Müslümanlara, Süryanilere, Êzîdîlere ya da çok daha farklı dini kesimlere yönelik bu yaranmacı ve kullanmacı yaklaşımları önlemek, bu alanda yürütülen kültürel sömürüyü deşifre etmek önemli olmaktadır. Dinlerin geleneksel direnişçi ruhunu yaşatmak; bunun içini boşaltanlara karşı devrimci bir ruhla çalışmaktan geçer. Dinin iktidara alet edilerek toplumcu özden koparılmasına ve Ortadoğu'da bu yolla sömürüyü derinleştiren sahte din anlayışlarına ve siyasetlere karşı toplumu uyarmak tüm kültür ve sanat emekçilerinin sorumluluğundadır. Bunu yapmayan böyle hassas bir konuda halkçı ve öncü bir tutum ortaya koymayan, 'kültürel sömürüye dur' demeyen bir sanatçıya demokratik özerkliğin kültürel boyutunun yaşamsallaştırılmasında fazla bir rol biçmemek daha doğru olur.

Kadın Kültür, Kültür Direnmek Demektir

Son olarak en önemli diyebileceğimiz bir konuyu dile getirmek istiyorum. Toplumsal değerlerin temsilciliğini yapacak sanatçıların temel sanat kaynağı neolitik toplumdur. Neolitik toplum parçalanmamış, sınıflaşmamış toplumdur. Sanatın en önemli öğesi dil bu dönemde devrimsel gelişmeler yaşamıştır. Tarım, köy devrimi de aynı zamanda bir kültür devrimidir.      Kadın orijinli bu kültürel yaşam tarzı anlaşılıp, günümüzde bu anlayışla pratikleştirilmeden, sanatsal bir yaratıcılığa kavuşamayız. Mevcut, var olanın tekrarını aşamayız. Tüm toplumsal ilişkilerin yapıcı, kültürel zemini bu ortamda yaratılmıştır. 'Kültür direnmek demektir' tespitinden yola çıkarak belirtebiliriz ki; neolitik dönem, yaşamak için kültürleşerek direnmenin geçerli olduğu kadın öncülüklü bir zamandır. Neolitik köy kültürünün, özgür yaşama kaynaklığı ise daha çok duygu ve düşüncedeki yanıyla ilgilidir.

Özgür yaşam daha çok manevi kültürü ifade eder. Bu manevi dünyanın bir maddi kültür temeli de vardır. Yaratım bu maddi kültür dünyasını geliştirir. Neolitikte özgür yaşam, kültürel alandaki değişim ve dönüşümün insan yüreğindeki sancısıdır. Toplumun özgür yaşam alanını adeta yeniden kurar ve inşa eder. Bu inşa kadın öncülüğünde bir inşadır. Günümüzde ise kadının bu öncülüğünü görmeden ve kadın özgürlüğü esas alınmadan yapılan kültür ve sanat çalışmaları hep eksik kalacaktır.

Özgür yaşam kültürü ve sanatı üzerinde yoğunlaşmak, ona kafa yormak, özgürlük arayışımızı kadın yaşamı ve kültürü üzerinden yola çıkarmak, oldukça doğru ve hakikate uygun olacaktır. Uygarlık dediğimiz sınıflı-devletli toplumlar da, mitoloji nasıl devletleştirilmişse, kadınının rengi yerine egemen erkeğin, tiranların, rahiplerin hikâyesini anlatmaya başlamışsa, kültür ve sanatta da bu gerçek vardır. Bu yüzden ancak var olan erkek egemen, devletçi yaklaşımları aşarak kültürel boyutu büyük bir aşkla inşa edebiliriz.

           

 

 

 

 

 

 

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.