EKİM DEVRİMİ

17 Ekim 2014 Cuma

En kara kapitalizm şu anda Ekim devriminin mirası üzerinde gerçekleştiriliyor. Ekim Devrimi anti-kapitalistti, ama anti-modernist değildi

Abdullah ÖCALAN

Rus Ekim Devrimi, komünist ütopyanın gerçekleşebileceğine dair (Paris Komünü’nün başaramadığını başarma) umutları daha da güçlendirmiştir. Bu devrim dünya çapında gelişmelere yol açmıştır. Anadolu Türk-Kürt ulusal kurtuluş hareketini destekleyerek, ulusal hareketler çağının daha üst düzeyde ve başarıyla gelişmesine katkı sunmak bu doğrultudaki ilk adımlardandır. Lenin’in erken ölümü, tasfiyecilikle mücadele denen dönem, sosyalist inşa, İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki anti-faşist mücadele, soğuk savaş döneminde NATO’ya karşı kurulan Varşova Paktı, uzay çalışmaları, kapitalizmle ekonomik yarış ve ulusal kurtuluş hareketlerine verilen yaygın destek ana bilânçoyu oluşturur.

Rusya 1917 Ekim Devrimi’yle Almanya’nın yenilgisiyle doğan hegemonya boşluğunu doldurmak istedi. Bunun için Sovyetler hızla ulus-devlete dönüştürüldü. Fakat tecrübeli İngiltere’nin ABD ile ittifakı, Rusya’nın hegemonya emellerini tıpkı Fransızlar ve Almanlarda olduğu gibi boşa çıkardı. 1989’da Sovyetler’in resmen çözülüşü hegemonya iddiasının bırakılması anlamına geliyordu. Üç yüz yıllık İngiltere hegemonyası, 1945’le birlikte küçük müttefiki olarak kalma karşılığında ABD’ye devredildi. Sovyetler Birliği’nin ABD hegemonyasına karşı ulusal kurtuluş hareketlerini destekleme politikası, 1949-1989 dönemindeki soğuk savaşın bir neticesiydi. ABD ve SSCB arasındaki soğuk savaş dönemi ulus-devletlerin altın çağıydı. Aradaki gerginlik ulus-devletlerin çığ gibi çoğalmalarını hazırladı. 1914’e kadar Avrupa’da tamamlanan ulus-devlet süreci, 1970 başlarında da esas olarak dünya çapında tamamlandı. İkinci Dünya Savaşı Avrupa ulus-devletlerinin ilk ciddi kriziydi. AB bu krizin ürünü olarak doğdu.

İktidarın toplumun çeperlerine kadar sızdırdığı bu araç bilimsel sosyalizmin de tercihi olunca, sosyalizmin kaderi baştan belli olmuştu. Resmi çözülüşün1989’dailanı sadece bir formaliteydi. Sovyetlerin demokratik niteliği daha Ekim Devrimi'nin başlarında kaybedilince, doğacak olanın sosyalizm değil kapitalizm olacağı anlaşılmalıydı. Ulusal kurtuluşun umut edileni verememesi de bu iktidar biçimiyle yakından bağlantılıydı. Özgürlüklerin, eşitlik ve demokrasinin bastırılmasının temeli olan bir araçla nasıl özgürlük ve eşitlikler inşa edilecekti? Demokrasi zaten iktidarı gevşeten bir araç olarak görüldüğü için, iktidarın başında devreden çıkarılmıştı.

Modernist ve oryantalist akım sanıldığından çok daha etkindir. Sadece kültürel düzeyde bir eleştiri bu akımların aşılması anlamına gelmez. Sistemin hegemonik güçlerinden birini yenmek, hatta anti-kapitalist devrim yapmak eleştiri ve alternatifinin gerçekleştirildiğini kanıtlamaz. Ekim Devrimi anti-kapitalistti, ama anti-modernist değildi. Tersine modernizmin endüstriyalizminin ve ulus-devletçiliğinin en aşırı uygulayıcılığına yol açmakla küreselleşmesine büyük katkı yaptı. Çin Devrimi bu konuda daha tipiktir: Modernitenin 19. yüzyıl biçimlerini uygulamakla devrimi sürdürdüğünü sanmaktadır. Fransız Devrimi’nde de yaşanan benzer yanılmaların etkileri günümüze kadar devam etmektedir.

Modernitenin ulus-devlet ve endüstriyalizm ayağını liberalizmin bile çok ötesinde kullanmanın devrimcilik değil, diktatörlük ve hatta faşizm türeteceğini iyi bilmek gerekir. Reel sosyalist ülke deneyimleri (daha çok da ulusal kurtuluşçu devletler) bu yönüyle hayli öğreticidir. İyi niyetli olmak, Lenin’in de dediği gibi cehenneme gitmeyi engellemez, bilakis bazen kolaylaştırır. Ekim Devrimi anti-kapitalizmde yetersiz olduğu için başarısızlığa uğramadı; tersine anti-kapitalizmde başarılıydı. Fakat anti-modernist, dolayısıyla anti-ulus-devletçi ve anti-endüstriyalist olamadığı için, anti-kapitalistliğiyle diğer iki modernite ayağını aşamadığı için, yapısal süreyi bir yana bırakıp sadece kısa sürelerle hareket ettiği için yenildi. Yaşanılan pratikler bu eleştiriyi doğrulamaktadır.

Ekim Devrimi temelinde gelişen anti-sistemik hareketlerin, önemli başarılar kazanmakla birlikte, kapitalist moderniteyi aşamamaları ve yeni bir moderniteyi geliştiremeyişleri kendilerini derin bir çıkmaza götürmüştür.Tuhaf bir şey gelişen özel savaşım veya her savaşta böyle olmuş, bütün devrimlerde de olmuş: İslam, Fransız , Bolşevik devrimlerine baktığımızda da böyle şeyler var. Şu anda Bolşevik devriminin başına neler geldiğine bakın, korkunç, en hain sefiller mirası tepip tepip yiyor. Mafyalaşmaya bakın, korkunç, en hızlı zenginleşme şu anda Rusya’da. Amerikan kapitalizmi ile şu andaki Rus kapitalizmini mukayese edersek;  Amerikan kapitalizmi yedi suyla yıkanmıştır. En kara kapitalizm şu anda Ekim devriminin mirası üzerinde gerçekleştiriliyor. Fransız devrimi de öyleydi. Devrimin en büyük kahramanları Robespierreler gibi burjuvazi kendi diktasını kurmaya doğru gittiğinde, onun başını giyotine göndermekle işe başladı. İslam devriminde de öyle olmadı mı? Muaviye ve Yezid, İmam Ali ve İmam Hüseyin’in başını keserek bu saltanatı İslamiyet adına yükselttiler. Devrimlerin yanı başında böyle bir karşı devrim tehlikesi var. Bir kesim sisteme eklemlenirken, geriye kalanlar etkisiz muhalifler konumuna düştüler.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.