KÜRTLER VE DİASPORA: SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI

18 Kasım 2014 Salı

Kürtlerin Avrupa’da nüfus olarak yoğunlaşmaları ağırlıklı olarak 1950 ve 1960’lara tekabül etmektedir

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi

Kürt halkı kadar işgale uğramış başka bir halkı dünyada göstermek zordur. Kürtlerin yaşadıklarını başka bir halkla kıyaslamak zorunda kalmamız durumunda gösterebileceğimiz tek örnek ancak ve ancak Kuzey Afrika’da yaşayan Berberiler (Amazighler) olmaktadır. Başka da yeryüzünde Kürtlerin yaşadıkları trajedileri yaşayan bir halkı göstermek mümkün değildir.

Başkan APO: “Yahudiler yaşadıkları soykırım için ‘tekil’, ‘biricik’ kavramlarını ısrarla korur, benzersiz bir soykırım yaşadıklarında ısrar ederler. Kürtlerin yaşadığı soykırım için de benzer bir tanım yapılabilir. Örneği olmayan, ‘tekil’, ‘biricik’ olan bir kültürel soykırım yaşanmıştır, yaşanmaktadır”demektedir.

Kürtler neredeyse düzenli olarak tarihin çok gerilerinden başlayarak bugüne kadar her zaman yaşadıkları işgal, talan ve saldırılardan kaynaklı sürekli ülkelerini terk etmekle yüz yüze bırakılmışlardır. Bundan dolayı da dünyanın birçok yerine ve mekânına yüz yıllar önce dağılmışlardır. Asurlar zamanında başlayarak; Farslar, Yunanlar, Sasaniler, Araplar, Moğollar, Osmanlılar, İttihatçılar derken TC devleti ile İran, Irak ve Suriye devletleri de Kürtleri kendi topraklarından fiziki olarak, zoraki sürmüşlerdir. “Zoraki” sürmediklerinde ise Kürtleri kendi topraklarını bir şekilde terk etmelerinin bir “politik” yolunu bulmuşlardır.

Bugüne geldiğimizde dünyanın birçok yerinde bugün Kürtler yaşamaktadırlar. Sudan, Güney Afrika, Mısır, Libya, Cezayir, Lübnan, İsrail, Kazakistan, Rusya, Kırgızistan, Özbekistan, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Afganistan, Hindistan ve ismini buraya alamadığımız başka birçok ülke.

Birde yakın tarihte başka bir yöne dağıtılan- dağılan, göç eden-göç ettirilen Kürtler vardır. Bu yön ise özelde Avrupa ve genelde ise Batı Dünyasıdır. Amerika, Kanada, Avustralya ve Japonya gibi. Avrupa’da ise ağırlıklı olarak Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İsveç, Birleşik Krallık, Yunanistan, Danimarka, Finlandiya, İspanya, Norveç, İtalya, Luxemburg ve son zamanlarda ise eski Doğu Avrupa ülkelerinde küçümsenmeyecek bir Kürt nüfus yoğunlaşması mevcuttur.

Dünyanın bu kadar ülkesine dağılmanın elbette politik, ekonomik, kültürel ve askeri nedenleri vardır.

Yukarıda ifade edildiği gibi Kürtler kadar ya da Kürtler gibi dünyanın dört bir tarafına dağılmış, paramparça edilmiş olan başka bir halkın adı Berberilerdir. Ancak dünyada Kürtler gibi büyük acılar yaşayan başka iki halkı daha saymak yerinde olacaktır. Bunlar Yahudi ve Ermeni halklarıdır. Bunların Kürtler ve Berberilerle aralarındaki farkları –bu halkların egemenleri olsalar da- güçlü etkinliklerinin hale bugün var olmasıdır.

 

Kavratılmış Bir Gerçeklik: Diaspora!

Halkların bilinçli, sistematik göç ettirilmeleri, göç ettirilmek durumunda bırakılmalarını tarih Diaspora kavramıyla izah etmiştir.

Kavram olarak Diaspora’nın anlamını sözlükler:

“Kopuntu (İtalyanca) veya diaspora (Eski Yunanca) çok uzun bir zamandan beri bir kavim, ulus veya inanç mensuplarının ana yurtlarından koparak başka yerlerde azınlık olarak yaşamaları, dağılmaları anlamına geliyor. Sözcük hem kopma eylemini hem de kopup azınlık olarak yaşayan kimseleri ifade ettiği gibi, İbranice “sürgün” anlamında da kullanılmaktadır.”

Yine: “Eski Yunan'da diaspora kavramı, bir anakentten (metropolis) çıkarak dünyanın çeşitli yerlerinde koloniler kuran halk anlamına gelirdi. Sözcük olarak, diaspora bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu olarak da kullanılmıştır. Daha sonraki dönemde sözcüğün en yaygın kullanım konusu, MÖ. 586'daki Babil Esareti'nden sonra Yahudi kavminin tüm dünyaya dağılması oldu. Tevrat'ın Yunanca çevirisinde geçen "dünyanın tüm ülkelerine darmadağın olacaksınız" (Deuteronomy/Yasanın Tekrarı 28:25) ayeti muhtemelen sözcüğün bu ikinci anlamının ana kaynağıdır.”

Bunun için Diaspora’yı: “Yahudilerin dünyanın çeşitli yönlerine fiziksel anlamda dağılmasını belirttiği halde, günümüzde esas olarak dinsel, felsefi, siyasal ve sosyolojik anlamları da içerir. Dışarıda eriyip yok olmamak için anavatan olarak bilinen ülkeye dönmeyi hedefleyen, yurtdışı toplulukların onların örgütlü varlığını ifade etmek için de bu terim kullanılmaktadır.”

Diasporaların oluşumunda, sadece işgal, sömürgecilik, zulüm, siyasi nedenler gibi zorlama sonucu olmayan, ekonomik nedenlerden dolayı anavatanını terk eden toplumları da kapsamaktadır.

Ulus devlet, kapitalist modernite, sanayileşmenin geliştirilmesiyle birlikte dünyanın tüm sahalarına bu ekonomik üstünlüğünü dayatmıştır. Ekonomik üstünlüğünü dayatırken girdiği her coğrafyada ulus devlet modelini kendi siyasi modeli olarak geliştirdiğinde, dünyanın birçok yerinde buhranlara yol açmıştır. Halkları birbirine sistematik olarak kırdırtarak tek renkliliği, homojenleştirmeye yol açmıştır. Bu ise dünyanın birçok farklı sahalarında kırımlara yol açmıştır. Bu kırımlar, ekonomik ve siyasi buhranlar, psikolojik ve kültürel dejenerasyonlar sonuç itibariyle birçok halkı kendi yurtlarından kopmaya zorlamıştır. Bu kopuş aynı zamanda değişen ekonomik yapılara ve artan toplumsal hareketliliğe adapte olamayan toplumlar gibi, ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı yurtlarından kopup başka ülkelere göç ederek, daha rahat ve standardı “yüksek bir yaşam” arayışına yönelenleri de kapsamıştır.

Bu arayışı, daha doğrusu zorunlu olan arayışı, kendi topraklarından kaçışı, kopuşu, ayrılışı dünyanın birçok yerine yayılan ve dağılan Yahudiler gibi tarihteki ünlü diasporayla değerlendirmek gerekiyor.

Söz konusu Kürdistan ya da Kürtler olduğunda ise: “Kürt diasporası Kürdistan olarak anılan ve Orta Doğu'da bulunan coğrafî bölge dışındaki Kürt topluluklarını tanımlamaktadır ve genel olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırlarında kalan coğrafî bölgedeki özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru gelişen siyasi çatışmalar ve ihtilaflar sebebiyle gerçekleşen göçlerin bir sonucudur”demek yanlış olmayacaktır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi: siyasi ve ekonomik göçler ve kaçışlar sonucu oluşan bu Kürt yoğunlaşması ya da Kürt diasporası bilhassa başlangıçta Almanya ve süreçle de genel olarak Batı Avrupa'da yoğunlaşmıştır. Ayrıca son yirmi-otuz yılda ise Kuzey Amerika, Japonya, Avustralya, Eski Sovyet’in birçok ülkesine bir Kürt yoğunlaşması yaşanmıştır.

Yine; Kuzey Kürdistan ve Doğu Kürdistan'da 1930’larda gelişen direnişlerle birlikte Sovyetlerde belli alanlarda- daha doğrusu Ermenistan ve Azerbaycan’da yerleşmiş olan büyük Kürt nüfusu Sovyetlerin içlerine sürülmüşlerdir. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile birlikte birçok Kürt Sibirya’ya sürülmüşlerdir. Görüldüğü gibi kirli politik ilişkilerin bir sonucu olarak Kürtler tüm Sovyetlere dağıtılmış hale getirilmişlerdir. Bu göç 1990’larda Reel Sosyalizmin yıkılışı ile birlikte oluşan yeni cumhuriyetlerle birlikte yeniden başlamıştır. Üçüncü bir dalga ise TC devletinin son yıllarda çeşitli Türki cumhuriyetleriyle geliştirdiği Kürt karşıtı politikaları sonucu yeniden bir göçün bu kez eski Sovyet merkezine doğru başlamış olmasıdır.

 

Bastırılan İsyanların Sonucunda; Göç’ertilme…

Avrupa’ya Kürtlerin göçünün uzun bir tarihi bulunmaktadır. 1800’lerin sonlarında Kürdistan'da direnişlerin ya da isyanların bastırılmasıyla birlikte sayısal olarak olmasa bile önemli bir kaçışın ve göç edişin yaşandığını görebiliyoruz. Buna örnek Bedirxanların yaşadıklarını dile getirmek mümkündür. İlk Kürt gazetesi olan Kürdistan’ın 1898 yılında yurtdışında Kahire’de çıkarılmış olmasının nedeni de benzer nedenlerdendir. Burada da tutunamayan Kürt Gazetesi daha sonra 1900’lerin başlarında Avrupa’nın Cenevre’sine ve daha sonra ise yaşanan çeşitli baskılardan dolayı İngiltere’ye yerleşmek zorunda bırakılmışlardır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi Kürtlerin göç ettirilmeleri daha önceki bir tarihi sürece tekabül etse de, Kürtlerin Avrupa’da nüfus olarak yoğunlaşmaları ağırlıklı olarak 1950 ve 1960’lara tekabül etmektedir. Bu yıllarda yaşanan birçok siyasi gelişme, silahlı anlaşmazlık, baskı, savaş, şiddet olayı ve yıkımlarla birlikte Kürdistan'ı ekonomik nedenlerden dolayı boşatma girişimleri bu göç ve yurtdışına kaçırtılmaları hızlandırılmıştır. Bir Mahabad Cumhuriyetin yıkılışı, Musadık’a karşı geliştirilen darbe derken Irak’ta 1963 yılından itibaren başlayan silahlı direniş ve çatışmalar bu göçlere sadece birkaç örnektir. Bu olaylarda kimi Kürtler Sovyetlere, kimisi İngiltere’ye ve kimi Kürt ise İran’a kaçmıştır. 1975 yılında Güney Kürdistan'da silahlı mücadelenin yenilgisiyle birlikte bu göç dalgası daha da hızlanmış ve sayıları on binleri bulmuştur. Benzer bir göç dalgasını bizler Güney Kürdistan'da Saddam’ın 1980’lerin sonunda Halepçe ve Enfallerle gerçekleştirdiği katliamlar ile 1990’ların başlarında gerçekleştirdiği saldırıların ardından da görmekteyiz.

Kürtlerin ikinci büyük dalgası ise Kuzey Kürdistan'da yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlarla başlamıştır. 1970’lerde geliştirilen 9 Mart Muhtırası bu göçü hızlandırırken, Maraş katliamı, askeri faşist sıkıyönetim ve 12 Eylül 1980 faşist darbesi ise bu kaçışı ve ülkelerini terk edişi daha da hızlandırmıştır. 1970’lerden sonra –özelde de 15 Ağustos 1984 dirilişiyle birlikte -gelişen Özgürlük Mücadelesi, yaşanan köklü Kürt uyanışı ve dirilişinin ve adım adım gelişen özgürlük mücadelesinin önünü almak için Kürdistan’ın boşatılması özelikle planlanmıştır. Bu planın öyle görülüyor ki üç hedefi bulunmaktaydı. Birincisi Kuzey Kürdistan'da gelişen özgürlük direnişine hizmet edecek genç nüfusun kaçırılması, diğer bir hedef ise Avrupa’da giderek yükselişe geçen ekonomi trendinin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü, Üçüncü bir hedef ise Türkiye ve Kürdistan'da edinilen sınıfsal, ulusal ve sosyalist bilincin Avrupa’da özelde de Almanya ve İsveç’in liberal, kapitalist modernist-sosyal demokrat politikalarıyla yumuşatılarak, sistem içileştirilerek tehlike olmaktan çıkartılmasıydı.

Belki de Avrupa’ya göçün üçüncü bir dalgası olarak 1990’lardan sonra TC devletinin sistematik olarak Kuzey Kürdistan'da uyguladığı vahşet, katliam ve köy boşaltmaların bir sonucu olarak yaşanan göç etmeler olmuştur. Bu göçlerin büyük bir kısmı Türkiye metropollerine yapılmış olsa da bu son dalga Kürtlerin dünyanın dört bir yönüne dağılmalarına yol açmıştır.

Sonuç itibariyle Kürtler tarihlerinde hiç bu kadar derinliğine yaşamadıkları bir göçü, zorunlu terk edişi ve ülkelerinden kaçışışı son 50 yıldaki gibi yaşamamışlardır. Kürdistan’ın dört parçasında bu göçler, savrulmalar, terk edişler, kaçışları görebiliyoruz. Her dalganın kendine has nedenleri olsa da hepsinde ortak olan yön öncelikli olarak siyasaldır. Ulus bilinci adım adım edinen Kürtlere karşı sömürgeci devletlerin geliştirdikleri baskılar ve uyguladıkları vahşetler, kırımlar sonucu Kürtlere iki seçenek bırakılmıştır: Ya direnmek ve gerektiğinde ölümü göze almak ya da kaçmak… Kürtlerin bir kısmı baskılara dayanmayıp –bio iktidarın yani ekonomik olarak aç bırakmaları da eklersek- ülkelerini terk ederken bir kısmı ise direnişi tercih ederek, kendi topraklarında tüm zor şartlara rağmen yaşamayı esas almışlardır.

Hiç şüphe yoktur ki yaşanan göçlerin ya da diasporanın nedenlerini tek tek bilince çıkartmak önemlidir. Tarihi bir bellek oluşturmak için de bu gereklidir. Kaçmaların, kaçırtılışların, sürgün ve sürgün ettirilmelerin nedenleri bilince çıkarılmazsa; elbette hem bu ülkeden kaçışın önü alınamaz, hem buna karşı duruş nasıl olmalıdır’ın cevabı verilemez ve bulunamaz. Dediğimiz gibi nedenlerini bulup hem kendi tarihi şuurumuzu oluşturmamız gerekirken, birde bu göç ettirilmenin hedefini iyi tespit ederek karşı koyuşumuzu ve duruşumuzu da açığa çıkarmamız gerekmektedir. Aksi taktirde tüm tespitler sadece ve sadece tespit kalacağı için yarın bir gün yaşanmış olanlar yeniden yaşanma imkanı bulacaktır. Yaşanmış olan bu trajedilerin tekrarlanmaması için mutlaka bu diaspora gerçeğinin iyi bilince çıkarılması gerektiği gibi, diaspora gerçeğini tersine çevirmesini de bilmemiz gerekmektedir.

Kendi yurdundan kaçırtılış ve kopartılışın –nedenleri ne olursa olsun-yukarıda ifade ettiğimiz gibi temel bir nedeninin onları yani Kürtleri kapitalist modernist liberal sistem içinde eriterek, kapitalist modernist kültürün iyi bir ham maddesi haline getirilmek istenmesidir. Kürdistan'da göçertilmelerin ağırlıklı bir nedeninin siyasal oluşu dikkate alındığında-ekonomik olarak gidenlerin de altında kesinlikle son tahlilde bu siyasal neden yatmaktadır-bu canlı, direnişçi, tavizsiz ve her an yeniden politize olabilecek kitleyi liberalleştirme, pasifize etme, kendine benzetme, modern bir deyimle entegre ederek sistemin bir parçası haline getirme kapitalist devletlerin temel bir hedefi olmaktadır. Bu bireyler bazında olur, bu örgütler bazında olur, bu topluluklar bazında olur; yumuşatabildikleri, kendi içlerine aldıklarının elleriyle hem kendi sistemlerinin iyi bir parçası olan sömürgeci devletlerini önemli ve büyük bir “yükten” kurtarmış olacaklar, hem de kendi içlerine aldıklarının elleriyle kendi sistemlerini, yaşam biçimlerini, kültürlerini tüm Kürdistan’a pürüzsüz yayma şansını elde etmiş olacaklardır.

Dikkat edersek bugün diasporada yaşayan Kürtlerin büyük bir kısmında bu her iki durum ve gerçeklikler iyi görülmektedir. Kendine benzettiklerinin elleriyle Kürdistan’a girmektedirler. Yine sömürgeci devletler için tehlike olanları ise sömürgeci devletleriyle uzlaştırarak sömürge devletlerine karşı tehdit olmaktan çıkarken, esas direnişçi ve özgürlükçü eğilimlerin önüne dikmektedirler.

Bunun için diaspora gerçekliğini iyi ve doğru tahlil etmek, çıkarılması gerekli olan doğru sonuçları çıkararak bu zorunlu siyasal, ekonomik, kültürel, psikolojik ve askeri göçü anavatanın hizmetine koymanın yollarını bulmak önemli olmaktadır.

Kürtlerin diasporalarında anavatana hizmet eden durumlar var mıdır? Elbette vardır. Kahire’de kurulmuş olan Kürdistan Gazetesi, yurtdışında kurulmuş olan Kürt Med televizyonu, yine birçok yerde özelde de Sovyetlerde kaybedilmek istenen Kürt folklor kültürünün geliştirilmesi, yaşatılması, yazıya ve belgelere dökülerek tarihe miras bırakılması, bir İsveç’te onlarca Kürtçe kitabının basılması, Kürtçenin farklı lehçelerinin yazı ve medya yoluyla yaşatılması önemli örneklerdir. Sömürgeci devletlere karşı –özelde de Kuzey Kürdistan'da- verilen özgürlük mücadelesiyle birleşince sömürgeci devletlerin birçok noktada yumuşamalarına götürmüştür. Öyle ki Kürtçe gazeteler, televizyonlar, kitaplar, türküler, okullar derken inkarın birçok kurumu günlük olarak yıkılmıştır. Dil yasağı gibi dünyanın en lanetli bir yasağı ağırlıklı olarak belirttiğimiz gibi hem içten geliştirilen büyük direniş ve hem de dışarıda geliştirilen anlamlı medya ile paçavraya çevrilerek yasağı anlamsız kılmıştır. Kürt kültürünün yurtdışında çeşitli etkinliklerde sergilenmesi, canlı tutulması da benzer bir olumlu etkiyi sağlamıştır.

 

Diaspora Yönünü Dayik Niştîman’a Dönmelidir

Bu tarihi bilincin oluşmasında farklı farklı nedenler elbette bulunmaktadır. Birincisi ülkelerinde ağırlıklı olarak siyasal olarak zoraki çıkartılmış ve çıkmış olanların sergiledikleri bilinçli tutum olmuştur. Bu siyasal tutumu Kürdistan'da büyük direnişler sonucu ağır bedeller vererek, tarih yazanların da çok önemli bir yerleri olduğu kesindir. Başka birçok halkın mültecileri, göçleri kısa sürede Avrupa’da erirken, Kürtlerin büyük bir kitlesinin kendilerini zinde tutmalarının temel nedeni Kürdistan'da sürdürülmüş olan özgürlük mücadelesi olmuştur. Özelde de 15 ağustos 1984 yılında Kuzey Kürdistan'da TC sömürgeciliğine karşı geliştirilen silahlı mücadele ve direniş dört parçada yurtdışına kaçmak ve göç etmek zorunda kalan, zorunda bırakılmış olanları çok fazla etkilemiştir. Yine benzer bir etkiyi -belki de silahlı mücadeleden daha etkili olan bir nedeni ise- Kürdistan Özgürlük Hareketininfelsefik, ideolojik, kültürel ve siyasal duruşunu Kürdistan’a, Anavatan’a- yani DayikNiştiman’a-göre kurmuş olmasıdır. Yüzü sürekli ülkeye dönük olan Kürdistan Özgürlük Hareketi sonuç itibariyle yurtdışında Kürtlerin mültecileşmesinin önünü alarak, onların yönlerini Kürdistan’a çevirmesini bilmiştir. Nitekim bu felsefik ve ideolojik duruştan dolayı da Avrupa’da binlerce Kürdistanlı genç dağların doruklarına çıkarak şehitler kervanına katıldığı gibi halen yüzlercesi dağların doruklarında mücadelelerini sürdürmektedirler. Bunlara en iyi örnek Kuzey Kürdistan için: Engin Sincer, Hüseyin Çelebi, Seyit Şenpınar, Zeynep Erdem, Bingöl Yağış ve İbrahim Dolambaylı gibi devrimciler gösterilebilirken Güney Kürdistan için Dr. Sirwan, Kazakistan için; Sabri, Ermenistan için; Şemseddin Keleşyan Kırgızistan, Rusya ve Avustralya için onlarca Kürt gerilla ve devrimciyi de göstermek mümkündür.

Kürdistan özgürlük mücadelesi Kürtlerin mültecileşmesinin önüne önemli oranda geçmiş olsa da bugün Diaspora’da yaşayan Kürtlerin çok ciddi ve köklü sorunlarla karşı karşıya kaldıkları da bir gerçektir. En temel sorun onlarca yıl Avrupa’nın en rafine haline getirilmiş olan kapitalist modernist kültürün liberal yaşam tarzıdır. Sunduğu ekonomik imkanlar, eğitim, kültür ve her şeyden daha fazla da önemle ve özenle geliştirdiği bireyci yaşam tarzıyla insanları kendi köklerinden kopartmayı hedeflemiş olmasıdır. Bireyleri teknikleştirerek toplumsal sorunlarla uğraşmaktan uzaklaştırmaktır. Unutmayalım ki: “kapitalizm bir uygarlık değildir, uygarlığın bir hastalığıdır, uygarlığın hastalıklı ve çürümüş halidir.”Kendi içine çekerek sadece kendisiyle ilgili hale gelen bir birey yaratmaktadır. Özcesi dünyada, toplumlarda ve insanlıktan uzaklaşmış bir kişilik yaratmak isteyen kapitalist modernist kültür, kendi içlerine ucuz iş gücü olarak aldıkları, başka yerlerde siyasal nedenlerden dolayı sığınan, kaçarak gelmiş olanlara ise bu kültürü daha fazla dayatarak entegrasyon adı altında özü itibariyle kibarca bir asimilasyon uygulayarak kendi eki haline getirmeye çalışmaktadır. Bu politikalarını ise özelde çocuk ve gençlere uygulayarak onlarca yıl kendi topraklarında kopan bu genç insanları eritebileceğine inandığı için korkunç bir şekilde yüklenmektedir. Ve öyle görülüyor ki Avrupa’nın tüm devletleri bu politikanın hedefine ulaşması için-yol ve yöntemleri farklı olsalar da- anlaşmış ve uzlaşmışlardır. Önemli bir sorun bu olmaktadır.

İkinciönemli bir sorun ise Kürtleri özelde de Kürt gençlerini siyasetten uzak tutmanın tüm yol ve yollarını aramaya kalkışmalarıdır. Öyle ki siyasetten uzak bir gençlik yaratmak için spor, sanat, seks gibi üç “S”lerini çok etkili bir şekilde kullanmayı esas almaktadırlar. Yukarıda da ifade edildiği gibi bunu etkili kılabilmek için inanılmaz derece de Kürt gençlerini kendi okullarına alarak, bu politikalarına angaje etmektedirler. Kapitalizmin temel özelliği insanı insan olmaktan çıkarmaktır, bu gerçeklik asla unutulmamalıdır.

Başka önemli üçüncü bir sorun ise evrensellikten kopartılmış olan yerelliği özenle geliştirmeleridir. Yerelliği demokratik bir kültürün gerekliliği olarak seçmelerinden dolayı yerel kültürlerini uygulayanlar, farkına varmadan ana gövdeden koparak çok rahat bir şekilde hakimolan kapitalist modernist kültürün bir parçası haline gelmektedirler. Kapitalizm her şeyi pazarlayan sistem olarak yerel kültürleri de böyle pazarlamaktan asla geri durmaz. Bunun için dışarıda kendi varlığını koruma olarak görünen yerelcilik özü itibariyle genelde kopartıldığı için köksüzleşerek hızla liberalizmin hizmetine koşan bir gerçeklik olabilmektedir. Pazar ilişkisi bir ücretlilik ilişkisi, bir alım satım ilişkisidir. Çünkü pazara mal, meta sunulur. Kapitalizm de toplumu metalaştırdığı için bu kültürleri de metalaştırmaktan asla geri durmaz. Bu bağlamda da yerel kültürleri pazarlamasını da iyi bilen bir sistemdir kapitalist sistem.

Diğer dördüncü önemli bir sorun ise yıllarca oralarda yaşayanlar olarak çeşitli devletlerin vatandaşı olarak farkına varmadan o devletlerin birer temsilcileri durumuna gelmelerdir. Elbette Diaspora’da yaşayanlar kendi çıkarlarını savunabilmeleri için siyasete atılmaları gerekmektedir. Kendi çıkarlarını iyi ifade edebilmeleri de gerekmektedir. Ancak bu siyaset kapitalist modernitenin sunduğu siyaset olursa, giderek buna kayılırsa, ortaya çıkacak olan kendi toplumunu adım adım asimile etme aracına dönüşür. Bizler sömürgeci ve iktidarcı güç-odak ve devletlerinin Kürt halkına karşı asimilasyonu nasıl geliştirdiklerini unutmuş değiliz.

Beşinci bir sorun olarak ise Kürtlerin yaşadıkları kültürel uyuşmazlıktan dolayı yaşadıkları bunalım ve buhranlardır. “Kimya uyuşmazlığı” diye tabir edilen gerçeklik özü itibariyle farklı kültürlerin karşı karşıya gelmeleri sonucu yaşanan içe dönükleşmelerle birlikte küçüklük kompleksleridir. Bu durum bireylerde çok ciddi psikolojik hastalıklara, hatta akut patolojik sorunlara yol açmaktadır. Bunun için de bugün Avrupa’da birçok Kürt genci -belki yaşlısı da -psikoterapi ve tedavi görmektedir. Bu duruma getirilen bireylerin bulundukları toplumlarla uyuşmaları zor olacağı açıktır. Çünkü kendi gerçekliklerinde koparılan bireylerin başka gerçeklerle, daha doğru bir ifadeyle dile getirecek olursak kendi kültürlerini tanımayanların, kendi kültürlerini yaşayamayanların başka kültürlerle uyumlu ve dengeli yaşamaları mümkün değildir.

Beşinci sorundan kaynaklı ortaya çıkan altıncı bir sorun ise Kürtlerin geneli olsa da esasta ise gençlerinin ortaya çıkan bu buhranlı psikolojik durumdan dolayı tamamen sisteme doğru koşarak kendilerince bir çözüm aramaları olmaktadır. Öyle ki kültürel değerlerine sırt çevirerek hakim olan kapitalist modernist kültüre doğru koştuğu için o kültürün yarattığı tahribatlardan daha derin tahribatlar yaşaması ve yaşatmasına yol açmasıdır. Yine bir kesimin ise sisteme ayak uyduramaması, sağlıklı bulaşamamasından kaynaklı ise başkaldırıya geçmesidir. Başkaldırılarını sağlıklı felsefik ve ideolojik zeminle buluşturamayan bu kesim ise kıran, döken bir konumu aşamadığı için kapitalist sistemin ıslah evleri olan zindanlar, sanatoryumlar, hastahaneler gibi yerlerden kendini kurtaramamaktadır. Başka bir kesim ise ne birinci durumu yaşayan ne de ikinci durumu yaşayanların yaşadıkları dramdır. Ne çığlığını gür haykıra bilen ne de sisteme koşmayı tercih edenlerin bir kısmı- ki bunların büyük bir kesimi oluyor- kendi içine kapanarak adeta dünyaya küsmektedir. Öyle ki süreçle sistemin oluşturduğu üç S’lerden kendini koruyamayarak sistemin iyi bir dişlisi haline gelebilmektedir. Var olan gerçekliğin dışına çok az sayıda insanın çıkabilmesi, ya da var olan gerçekliğe adım uydurarak kendilerini koruyabilenlerin sayıları denizde sadece ve sadece bir damla gibi durmaktadırlar. Halbuki Diaspora’yı başka halklar nasıl ki ters yüz ederek anavatanlarına iyi hizmet eden bireyler haline gelmişlerse, benzer bir şekilde Diaspora’da yaşayan Kürtler de bu duruma gelebilir, kendi ülkelerine büyük katkılar sunabileceği gibi uluslararası arenada çok güçlü bir lobi çalışması yürüterek, Kürt halkının çıkarlarını savunarak, sömürge statüsünün parçalanmasında çok büyük roller üstlenebilirler.

Kürtlerin Diaspora’da yaşadıklarını daha fazla maddeyi çoğaltarak sıralamak da mümkündür. Yaşanan trajedileri detaylandırmakta mümkündür. Ancak genel anlamda yaşanan sıkıntı ve sorunların tümünü olmasa da özlü bir şekilde dile getirmek yeterli olabilir. Daha önemli olan ise yaşanan bu sorunlara karşı geliştirilmesi gerekli olan çözümlerdir. Sorunları dile getirmenin çözümün yarısı olduğu söylenir. Bu bağlamda sorunları dile getirişimiz özü itibariyle Diaspora’da yaşayan Kürtlerin sorunlarına sağlam çözümler üretme amacını taşımaktadır.

 

Diaspora’da Çözüm Nasıl Olmalı?

Başkan APO; Avrupa, Kafkasya ve eski Sovyetlerde sürgünde yani Diaspora’da yaşayan Kürtlerin örneğin verirken:

“Avrupa’da, eski Sovyet Federasyonu ve Ortadoğu’nun birçok ülkesinde Diaspora Kürt gerçekliği diyebileceğimiz varlıkların ulusal duyarlılıkları gelişmekte, ulusal kimliğin önemli bir parçası haline gelmektedir. Bu kesimler özellikle kültürün bilinç öğesine daha açıktırlar. Ulusal kimlikte bütünlüğün sağlanmasında katalizör rolünü oynamak durumundadırlar” diyerek Diaspora’nın oynayacağı rolü dile getirmiş oluyor.

Kürt Özgürlük Hareketi ilk günden başlayarak yurtdışına çıkmış olan Kürtlerin yönünü ülkeye dönük kılmaya çalışmıştır. Bunun için birçok kez Ülkeye Dönüş kampanyaları başlatmıştır. Bu kampanyaları sürdürürken bulunduğu Diaspora’da kültürel etkinliklerle Kürtleri kendi kültürlerine karşı duyarlı kılmaya, kendi köklerinden kopmamaya ve ulusal ruhsal birlikten de kopmamaya özen gösteren çalışmalar yürütmüştür. Yine ortaklaşmaları, dayanışmaları da özenle geliştirmiştir. Bunun için onlarca dernek kuruluşuna destek sunarak, Kürtlerin örgütlülüğünü sağlamayı esas almıştır. Yıllardır Diaspora’da yaşayan Kürt insanının örgütlülüğünü esas alırken çeşitli renklerdeki etkinliklerle bunu yapmış, özelde Kürt gençliği için ise kültürel, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemiştir. Hiç şüphe yoktur ki ülkeye hep yüzü dönük olan bir gerçeklikten dolayı Kürtler kapitalist modernist kültürünün tüm yıkıcılığına rağmen hem özgürlük mücadelesine güçlü katkıları olmuş, hem özgürlük mücadelesine evlatlarını göndermiş, hem de kendi kültürel değerlerine belli oranda bağlı yaşamasını bildikleri için bugün Avrupa’nın en örgütlü Diaspora halkı olmasını bilmişlerdir.

Gerçeklik böyle olsa da bunun yetmediği ortadadır. Çünkü kapitalist modernist sistem liberal ve sahte özgürlükçü yaşam felsefeleriyle herkesi eritebilecek güçte olduğunu düşünerek ve söyleyerek, tüm toplumları asimile edebileceğini hedeflediği gibi, Kürtleri de entegrasyon politikalarıyla asimile etmeyi hedeflemektedir. Eğer bugün Avrupa’da Kürt Özgürlük Hareketine bu düzeyde açık ve alenen Avrupa devletleri tarafından bir karşı saldırı yapılmaktaysa bunun en önemli nedeni kesinlikle Özgürlük Hareketinin tüm kapitalist kültürel boğmalara karşı Kürt halkını ayakta tutabilmesi gerçeği yatmaktadır. Bu gerçek iyi bilinmek durumundadır.

Bunun için Diaspora’da yaşayan Kürtlerin ayakta kalabilmelerinin en önemli yolu kesinlikle ve kesinlikle yüzlerinin ülkeye dönük olmaları ve ona göre yaşamalarıdır.

Madde madde Diaspora’da sağlam ve dimdik ayakta kalmanın yollarını sıralayacak olursak:

1-Kürtlerin yüzü kesinlikle Ülke’ye yani Dayik Niştiman’a dönük olmalıdır.

2-Yüzünü ülkesine döndürmüş olanların yapması gerekli ilk çalışması büyük bir toplumsallık içeren kültürlerini korumalarıdır.

3-Kültürün korunması dil’den geçer. “Dil, varlığın evidir”derler. “Dilin sadece bir iletişim aracı değil, ayrıca ulusal varlık için bir düşünme yapısı da olduğunu kabul etmeleri gerekir. Dil, bir kültürdür” bu gerçeklik unutulmadan Diaspora’da yaşayanların yapmaları gereken en önemli çalışmalarından bir tanesi de dillerini sağlam tutmaları ve korumalarıdır. Bunun için yaygın olarak Kürtçe kurslarının verilmesi gündemde tutulmalıdır. Hatta yaşanılan ülkede mutlaka Kürtçeyle anadil eğitiminin verilmesi için büyük bir çabanın sergilenmesi gerekmektedir.

Benzer bir şekilde bireylerde ulusal kültürün korunması ve geliştirilmesi için Kürt medyasının yazılı, görsel, işitsel sahalarda takip edilmesinin teşvik etmeye özen gösterilmesi.

4-Diaspora’da Kürtlerin hem kültürlerini hem de dillerini korumalarının tek yolu örgütlü, kolektif, dayanışmacı yaşamalarından geçmektedir. Bunun için her Kürt adeta bir örgüt olmalı ve bir örgüt gibi hareket etmelidir.

5-Belki de Diaspora’nın en önemli çalışmalarından bir tanesi de Diplomatik çalışmalardır. “Her Kürt Kürdistan’ın Birer Diplomatıdır” sorumluluğuyla yaklaşarak bulunduğu her ortamda Kürtleri ve Kürdistan’ı dünyaya taşırmalı ve Kürt kimliğini dünyaya tanıtacağı gibi Kürt kimliğinin kabul edilmesi için çalışmalarda bulunulmalıdır. Nasıl ki her Yahudi dünyanın neresinde olursa olsun adeta bir Lobi gibi çalışıyorsa her Kürt’te aynen bir Lobi gibi çalışarak, Kürtleri temsil etmesini bilmesi, halkların kardeşliğinin de iyi bir temsilcisi olarak, Kürt halkını dünyanın tüm halklarına götürmelidir.

6-Örgütlülük güçlü bir ortak ekonomikleşmeyle desteklenmezse zayıflamaya mahkûmdur. Bunun için kooperatiflerle, ekonomik dayanışmalarla, ekonomik birim ve kurumlaşmalarla kendilerini güçlü bir ekonomiye sahip kılmaları gerektiği gibi, Kürdistan'da sürdürülen özgürlük mücadelesine de kaynak aktarma görevini üstlenmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde Kürdistan’ı sömürge altında tutan devletlerle mücadele etmekte istenilen sonuçlar elde edilmeyebilinir.

7-Kapitalist modernist kültüre karşı en zayıf halka Diaspora’da yaşayan gençler ve çocuklardır. Bu zayıf halkıyı güçlendirmek her kürdün temel görevi olmalıdır. Gençlik örgütlülüklerinden çeşitli gençlik etkinliklerine, özel okullardan özel kültürel ve sporsal etkinliklere kadar geniş bir yelpazede kurumsallaşmalara giderek Kürt gençlerinin kültürel dejenerasyonunun önünün alınması şarttır.

8-Bunun en iyi yollarından bir tanesinin Diaspora’da yaşayan Kürt genç ve çocuklarını yıllık olarak Kürdistan’a getirerek ülkeyle bağlarının güçlendirilmesidir.

9-Bugün Rojava’da tarih yazılmaktadır. Bunun için Diaspora’daki tüm Kürtlerin bu tarih yazımına katılmalarının en önemli dönem görevlerinden bir tanesi olduğu açıktır.

10-Diaspora’da yaşayan Kürtlerin kültürel ve sosyal olarak kendilerini korumaları ve zinde tutmalarının başka bir yolu da ulusal kültürün gelişmesine katkı sunacak olan yerel kültürün geliştirmesi olacaktır. Adeta her eve inmiş yerel kültür canlanması, eğer sağlıklı bir şekilde ulusal kültürün iyi bir hamuru ve mayası yapılabilirse orada önemli oranda her bireyin şahsında kapitalist modernist kültür sızmaları durdurulmuş olacaktır.

11-Diaspora’da sonuç itibariyle Kürtler mültecileşmek istemiyorlarsa, erimekten kendilerini kurtarmak istiyorlarsa grup grup, dalga dalga Kürdistan’a dönmeleri gerekiyor. Yaşanan tüm sorunların en iyi ve güçlü cevabı kendi ülkesinde, kendi topraklarında özgürce yaşamaktan geçmektedir.

12-Son olarak ise bugün Kürdistan'da çok büyük ve görkemli bir direniş sürmektedir. Nasıl ki bugüne kadar binlerce Kürdistanlı Diaspora genç kızı ve genç erkeği Kürdistan dağlarına çıkarak hem Avrupa, hem Kafkasya, hem eski Sovyet ülkeleri, hem de Ortadoğu’ya dağılmış Kürtleri ayakta tutarak önemli bir moral kaynağı ve kültürlerini korumanın bir vesilesi olmuşlar ise bundan böyle de Kürdistani olarak kalmanın, Kürt kültürünü yaşatmanın ve de kapitalist modernist etkilerden kendini korumanın yolu da yine Özgürlük Dağlarına akmaktan geçmektedir.

Sonuç itibariyle:

Kürtlerin düşmanları, Kürtleri sömürge ve işgal altına alanlar, Kürtleri kendi ülkelerini terk etmeleri için büyük çabalar içerisinde olmuşlardır. Bunun için Kürtlere karşı fiziki ve kültürel soykırım işlemekten geri durmamışlardır. Bugün eğer yüzbinlerce Kürt, Kürdistan’ın dışında yaşıyorlarsa temel nedeni bu kıyım ve katliamlardır. Her kıyım ve her katliam birçok kürdü ülkelerinden kopmaya, ülkelerini terk etmeye götürmüştür. Eğer bugün bir Kürt Diasporasından söz ediliyorsa temel nedeni sömürgecilerin Kürtlere karşı uyguladıkları bu zulüm ve baskılardan kaynağını almıştır. O zaman yapılması gerekli olan bu sömürgecilerden ve bu trajedilerin yaşanmasında plan ve programlarıyla destek sunan, yol gösteren kapitalist modernist sistemin hegemonik güçlerinden büyük intikam almaktır.

Başkan APO: “Sen öyle bir ülkede ve öyle bir halk için savaşıyorsun ki, her şey acımasız bir terörle elinden alınmıştır. İnsan olma hakkını bile elinden almışlardır. Bu bağlamda senin vatan ve özgürlüğe ekmek-su kadar ihtiyacın vardır. Senin şeref ve onura ihtiyacın vardır. Tüm bunlar senin için düşman tarafından yok edilmiştir. Ve sen bu nedenle o kadar öfkelisin” demektedir.

En büyük intikamın ise öncelikli olarak ülkeden koparılmaya karşı gösterilecek olan büyük hırs ve tepkidir. Bu büyük hırs ve tepkiyi devasa bir örgütlülüğe dönüştürerek “Büyük Dönüş ve Dönüşüme”çevirmek ise her namuslu kürdün temel görevidir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.