FİNANS KAPİTAL

26 Kasım 2014 Çarşamba

Finans kapital tekelcidir. Sermayeyi elinde bulunduran sınıfın içinden çıkar ve fakat onu aşar, onu dıştalar ve yine onu kendine bağımlı hale getirir

Serhat CAN

Amerika anakarasının keşfi Avrupa’ya, özellikle de İspanya’ya büyük miktarlarda altın ve gümüş gibi değerli madenlerin girişine yol açtı. Katliamlarda dökülen kan Avrupa’ya değerli maden olarak akmaktaydı. Kapitalizmin ilk döneminin bu denli kanlı olması yeni gelişen ticaret sınıfının sermaye biriktirmesiyle birebir alakalıdır. Bundan da anlaşılıyor ki; kapitalizm doğuşundan beri vahşidir…

Avrupa’da, özellikle İspanya’da biriken ve bollaşan değerli madenler büyük fiyat artışlarına sebep oldu. Gelişen ticaret ve tüccar sınıfı tefeciliği de geliştirmişti.  İspanya’da fiyatlar görülmemiş düzeyde yükseldi. Toplum ilk defa yüksek enflasyon ile karşılaşıyor. İnsanlar ekonomiyi ve toplumu alt-üst eden bu durumdan tefecileri sorumlu görüyorlardı. Toplumun sezgisi ve aklı bu olsa gerek. Yerinde ve doğru bu tespiti yıllar sonra ekonomi teorileri de doğrulayacaktı. Buna rağmen, enflasyonun tüccarın sermayesine sermaye kattığı görüldüğü için, para bolluğuna ya da değerli maden girişine karşı herhangi bir tedbir alınmadı.  Toplumun geçimlik ekonomisi böylece kapitalizmin kar amaçlı tefeci sermayesine sunuldu. Tefecilik ve enflasyon sermaye birikimini hızlandırmaktaydı.  Günümüzde finans kapital denilen bu tefeci bezirgan sermaye ilk adımlarını böyle attı. Büyüyüp sistem haline gelmesi için ise biraz zamana ihtiyaç duymaktaydı.

Finans kapitali sadece son yüzyılın karcı zihniyeti ile sınırlı görmemek gerekir. Daha merkantalist dönemde yaşanan enflasyon, faiz oranları, para ya da değerli maden miktarı ve arzı ile fiyatlar arasındaki ilişkiyi dönemin tüccar sınıfı ve iktidarı iyi fark etmişti. Sanayi devrimi döneminde, üretime belli bir düzeyde giren sermayenin yanında,  kapitalizmde hiçbir zaman üretim ya da ekonomi diye bir sorun esasta olmamıştır. ‘Üretim’e de sadece sermayenin büyütülmesi için girmiştir. Sistemin çıplak aklı finans çağında ekonomiyle hiçbir alakası olmayan sanal oyunlar üzerinden her çeşidinden faiz, rant, spekülasyon ve manipülasyonlarla ‘para’ya  daha fazla sahip olmaya çalışmasıdır. Çünkü finans çağında para ile ifade edilen her zaman görünen ‘para’dan çok daha fazlası olmuştur.

Finans kapital tekelcidir. Sermayeyi elinde bulunduran sınıfın içinden çıkar ve fakat onu aşar, onu dıştalar ve yine onu kendine bağımlı hale getirir. Sermaye sınıfını da kendine bağımlı ve bağlı hale getirir. Bu tekelci nitelik ulus devlet sınırlarını da aşarak devletler üstü bir tekel niteliği gösterir ve devletleri de kendine bağımlı hale getirir. Finans sermaye sisteminde ‘para’ tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar üretimden ve ekonomiden, toplumun gerçek ihtiyaçlarından ayrışmamıştı. Önceki dönemlerde paranın değişim aracı olarak kullanılması mal mübadelesini kolaylaştırmakta, ölçü ve hesap kolaylığı sağlamaktaydı. Günümüzde ise iktidarın kendini büyütme, sürdürme ve topluma nüfus etmede bir yöntem olarak ele alınmaktadır. Para bir iktisat politikası olarak ele alındığında hegemonik güçler için diğer devletleri istediği politikaya yönlendirmede rahatlıkla kullanıldığı gibi, herhangi bir devlet, iktidar için toplumu yönlendirmede de sıklıkla kullanılmaktadır. ‘Komutan para’nın komutanlığı da buradan gelmektedir. Sadece hegemon gücün zayıf iktidarlara ya da genelde iktidarların topluma karşı uygulaması ile bu komutanlık oluşmuştur.  Tapılan meta olarak ‘para’ hegemonun da, bağımlı devletlerin ve iktidarların da komutanıdır. Çünkü onların da nasıl davranması gerektiğini yine para belirlemektedir.

Finans sermayenin üretim süreçleriyle bir ilişkisi yoktur. Bunu da günlük yaşam dilinde ekonometrik ve istatistik değerleri açıklarken sıklıkla belirttiği reel sektör ve finansal sektör ayırımında görmek mümkündür. Burada belirtilen finansal sektörü; faiz, kağıt oyunları üretim dışı her türlü araç ve yöntem sözkonusu edildiğinden sanal sektör şeklinde okumak yanlış olmayacaktır. Üretim ile ilişkisi yok ama üretimin sonuçlarından en fazla nemalanır. Tekelleşmiş örgütlü gücüyle devletlerin ekonomi politikalarını belirlemekte, vergi, ücret, sosyal politikalar, eğitim, sağlık başta olmak üzere toplumu birinci derecede ilgilendiren ve etkileyen alanlarda politikayı belirleyen gerçek iktidardır. 

Finans kapitalin kavramsal dilini de değerlendirmek önemlidir.  ‘Para’  basma devletin tekelindedir. Para denilen ‘banknot’ların kağıt kalitesi ve belki de baskı kalitesi dışında gazete kağıdından farkı aslında yoktur. Bundan dolayı parayı basan her devlet tekel hakkını kullanırken aslında bununla kendi yasallığı içinde kalpazanlık yapmaktadır. Çünkü, gerçekte o banknotların karşılığı yoktur. Yani aslında ve gerçekte ‘komutan’ kağıttandır. Günümüz için artık kağıt kullanma zahmetine de girmeden, iletişim çağının teknik imkanlarını da kullanarak sanal konumunu daha açık gösteren sanal para dönemi yaşanmaktadır. Bankaların cari hesaplarında artık bir rakamdan ibarettir para.

Neo-klasik ekonomi doktrini ile finans kapitalin önündeki ulus devlet setleri kaldırılmış, özelleştirmeler yapılarak liberal ekonominin alt yapısı ideolojik, siyasal, sosyal yönleriyle yasallaştırılmış, bu amaçla uluslararası sermaye ile gerekli uyum için her yönden yapısal değişikliklerin yapılması ile toplum artık moneter (para) politikalarla yönetilmeye başlanmıştır. İhracatı artırmak ya da ödemeler dengesini sağlamak isteyen bir hükümet sanki başka yolu yokmuş gibi bunu devalüasyonla sağlamaya çalışır. Enflasyonu düşürmek için daraltıcı para politikası, ekonomide durgunluğu aşmak için genişletici para politikası uygulamak artık bu işin amentüsü olmuştur.  Uluslararası sermayeyi mi çekmek istiyorsun, faiz hadlerini yüksek tutmak gerekir. Ekonomiye sıcak para için cazip ortam oluşsun, yani karlı ortam oluşsun. Sıcak para ise en karlı pazarlara kaçma eğiliminde olduğu için, hangi pazardan çekilse o pazarda kriz yaşanmaktadır.  Sistemin yapısal krizi sıcak paranın kontrol edilememesinden dolayı sürekli kırılgan bir hal oluşturmaktadır. Sistim şu anda bu paranın kontrol yollarını tartışmaktadır. Yarattığı canavarı kontrol etmenin yolunu aramaktadır. Kendisi de bunun esiri olmuş durumdadır. Faiz oranları, pazarda oluşan fiyatları değiştirme, fiyatlarla oynama, emisyon, para miktarı, iç ve dış borçlanma ile iktidarlar kendilerini sürdürme yoluna giderken toplumu da bu konuda manipüle ederek, sistemin yarattığı sorunlardan muzdarip hale getirerek peşinden sürüklemektedir. Bu politikaların hiçbirinde toplum yoktur. Para satma, para kiralama ve büyük sermaye ile gerektiğinde hükümetleri ve devletleri yıkma gücünü elinde bulunduran finans sermayenin iktidarı küreseldir, hegemoniktir ve kalpazandır.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.