SERMAYE BİRİKİMİNDE VERGİ POLİTİKALARI

20 Ocak 2015 Salı

İnsanlar ihtiyaçları için pazarlarda alış-veriş yaparken o mallara vergiler yansıtılarak hesaplanmış fiyatlar üzerinden ödemeleri yapmaktadır

                               

Serhat CAN

Devletin varlığını sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu mali kaynakların esasını vergiler oluşturmaktadır. Devletlerin gelir kaynaklarının birini savaşlardaki talan ve yağmalar oluşturuyorsa diğerini vergiler oluşturmaktadır. Savaşlar hep daha büyük ve geniş topraklar ve toplumlar üzerinden iktidarını yaymak isteyenlerce yürütülmektedir. Sermayenin birikimi ve tekelleşme eğilimi iktidarlar için de geçerlidir. İktidar birikimdir ve birikim artıkça iktidar daha da büyümektedir. İmparatorluklar ve hegemonik güç merkezleri bu anlamda tekeldirler. Rakip kabul etmezler, ancak kendilerine biat eden ve tehlike oluşturmayan, hegemonik iktidarı besleyen, güçlendirenlere yaşam hakkı tanımaktadır.

İktidar, toplumsal emeğin sömürüsü ve toplumsal artık ürünün gaspı üzerinden gelişmiştir. Bunun için her çeşit zor aracını kullanmaktan çekinmediği gibi, varlığını sürdürmek ve büyütmek için de bunu günlük olarak uygulamak durumundadır. Her ekonomik faaliyetten maddi gelir sağlamakla kalmamaktadır. Aynı zamanda üretimin sonuçlarını düzenleme, bölüşümün kurallarını belirleyerek gelirin hangi oranda kimlere gideceğini de belirlemektedir.

Kapitalist sistemin devlet biçimi ulus devlet olmaktadır. Ulus devletler toplumu hukuk ile düzenlediği gibi ekonomi alanını da hukuk ile belirlemektedir. Ulus devlet, hükümranlık hakkına dayanarak vergiyi zorla almaktadır. Burada ‘’Zor’’ kavramı hem iktidarın kullandığı açık ve gizli biçimleri hem de sert ve yumuşak, maddi ve manevi yönleriyle uygulanmaktadır. Verginin arıcı özelliği zorunlu olmasıdır.  Vergi vermemek ya da çeşitli şekillerde vergiden kaçınmak hukuk kuralları ile belirlenmiş, ağır cezaları öngörmüştür.

Sermaye birikimini ve üretim için gerekli maddi ve sosyal yapıyı inşa etmiş devletler ile henüz bu sürecin başında olan ya da bu süreci tamamlamamış devletlerin vergi politikaları farklılıklar göstermektedir. Vergi toplumu idare etme, kelimenin dar anlamıyla ‘yönetme’ araçlarından biridir iktidar için. Çünkü vergi politikaları ile hangi toplumsal kesimin ne oranda gelir elde edeceğini belirleme hakkını ve gücünü elinde bulunduran iktidar, toplumu kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için bunu bir araç olarak kullanmaktadır.  Vergi bu yönüyle bir mali araç olduğu kadar toplum üzerinde siyasal bir araç olarak kullanılmaktadır. Hatta vergilerin birey ve sosyal grupların gelirlerinin belirlenmesinde belirleyici düzeyde kullanılan bir araç ve yöntem olması onun ideoloji yönünü göstermektedir.

Gelir dağılımı kapitalist üretimde, üretim sürecinin sonunda üretim faktörleri denilen emek, sermaye, girişimci gibi kesimler arasında bölüşümü yapıldıktan sonra ikinci bir gelir düzenleme politikası olarak işlev görmektedir. Bölüşüm ya da gelir dağılımı olarak ikinci defa düzenlenen vergiler ile hangi toplumsal kesime ne oranda gelir sağlanacağı da belirlenmektedir. Bu durum vergi politikasında dolaylı ve dolaysız vergiler biçiminde yansımaktadır. Dolaysız vergi biçimi doğrudan gelirden alındığı için kişinin geliri esas alınarak vergi payı belirlenmektedir. Böylece vergi dışında kişinin kalan gelir kişinin gerçek geliri olarak kalmaktadır. Burada da bir ayrıma giderek gelirler farklı dilimlere bölünerek esas olarak vergi yükü yine alt ve orta gelir gruplarına dağıtılmaktadır. Devletin mali kaynaklarının esasını oluşturan vergilerin gelire göre ve değişen gelir durumuna göre artan oranlı olması vergi yükünün eşit dağılımı için gereklidir. Doğrudan gelir durumunun vergiye konu olması ve bu konuda sistem ölçülerinde bir eşitliğin sağlanması sermayenin birikimini gerçekleştiremeyecektir.

Dolaylı vergiler tüketim malları ve hizmetler üzerinden alınan vergilerdir. İnsanlar ihtiyaçları için pazarlarda alış-veriş yaparken o mallara vergiler yansıtılarak hesaplanmış fiyatlar üzerinden ödemeleri yapmaktadır. Bu da verginin tüm topluma dağıtılması, insanların gelirlerinin büyük bölümünün vergiler biçiminde devlete gitmesine neden olmaktadır.

Dolaylı ya da dolaysız vergiler devletin gelirinin ağırlıklı olarak toplumun hangi kesiminden sağlanacağını belirlemesi bakımından önemlidir. Bunun yanında değişik isimlerle anılan farklı vergiler de bu esasta bu kapsamdadır.  Burada gözetilen temel fark servetin vergiye konu edilmemesidir. Bu konuda vergiye konu edileni de göstermelik düzeyde olup toplumun genelinin, özellikle emeği ile geçinen kesimleri, geçimlik ekonomiye sahip köylülüğü ağır vergi yükünden kurtarmamaktadır. Zaten öyle bir düşünce ve amaç da bulunmamaktadır.

Devletlerin mali politikaları zengini daha zengin, yoksulu daha da yoksullaştıran kapitalist kâr zihniyetinin iktidar ile vücuda gelmiş halidir.

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.