GENÇLİĞİN DAMGASINI VE KARAKTERİNİ TAŞIYAN TOPLUMSAL VE SİYASAL HAREKETLER YENİLGİYE UĞRATILAMAZ_1

05 Şubat 2019 Salı

Gençliği harekete geçirmeden, örgütlemeden, gençliği devrimin esas gücü haline getirmeden ya da bir toplumda gençlik harekete geçmeden, örgütlenmeden devrimler gerçekleşmez.

 

Gençliğin tarih boyu siyasal ve toplumsal mücadelelerde önemli rolü olmuştur. Her ne kadar iktidarcı devletçi sistemin toplumlara hakim olmasıyla birlikte yaşlı kuşağın yönetim düzeyinde, karar alma düzeyinde belirleyici rolü olsa da, yaşlı kuşak siyasal, toplumsal yaşamın, savaşların yönetim kademesinde bulunarak karar verici durumda etkili olsa da, ister askeri, ister siyasi, ister toplumsal, ister ekonomik, isterse kültürel çalışmalarda, gelişmelerde, mücadelelerde sonucu eninde sonunda belirleyen gençliğin katılımıdır. Gençliğin durumudur. Gençlik her zaman bu tür çalışmaların aktif üyesidir. İster özne biçiminde olsun, ister özne biçiminde olmasın gençliğin çalışmaların sonucunu belirleyen, sonucuna etki eden en temel güç olduğu, toplumsal kesim olduğu açıktır. Bu yönüyle başından itibaren iktidarcı devletçi sistemde egemenlerin gençlik politikaları olmuştur; gençliği kontrol etmek için birçok yol ve yöntemi denemişlerdir. Gençliğin özellikle fiziki gücünden, dinamizminden yararlanmışlardır. İktidarcı devletçi sistem gerçeğinde de kim gençliği yönlendirirse, hareket ettirirse, kendi hizmetine koşturursa o başarılı olmuştur ya da başarılı olacaktır. Herkes bunun bilincindedir. Tüm iktidarcı devletçi sistemler de yöneticiler de bunun bilincindedir. Bu bakımdan gençliği örgütlemek, kontrol etmek, gençliğin üzerinde hakimiyet kurmak, gençliği savaşa sürmek, gençliği ekonomik faaliyetlere koşmak, gençliği toplumsal yaşamın her alanında kullanmak, iktidarların, devletlerin en temel işlerinden olmuştur. Bu açıdan gençliğin tarih boyu üzerinde işlenen bir nesne haline geldiği, özellikle iktidarcı devletçi sınıfların bilinçli bir biçimde gençliği hizmetlerine koştuklarını biliyoruz. Egemen sınıflar gençliğin örgütlenerek güçlenmesini engelleyen tedbirler de almışlardır. Çünkü gençlik bilinçlenir, örgütlenir, harekete geçerse önünde hiçbir gücün duramayacağını en başta da iktidar güçleri bilir, yaşlı kesim bilir. Bu bakımdan gençlik hiçbir zaman boş bırakılmamıştır. Derler ya doğa boşluk kaldırmaz, boşluk hemen dolar. Bu bakımdan gençlik üzerindeki hakimiyetlerinde boşluk bırakmamak için her yol ve yöntemi denemişlerdir. Gençliğin özellikle savaşlarda kullanıldığını biliyoruz. İşçi, köle çalıştırmada gençliğin nasıl kullanıldığını biliyoruz. Bunlar bilinen gerçeklerdir.

Kuşkusuz iktidarcı devletçi olmayan topluluklarda gençliğe daha fazla önem verildiği açıktır. Gençliğe saygı duyulması, gençliğin toplumsal faaliyetlere biraz daha özgür ve demokratik katılması sağlanır. İktidarcı devletçi sistemin fazla hakim olmadığı alanlarda, coğrafyalarda, toplumsal yaşam içinde gençlik biraz daha kendini ifade eden durum yaşamıştır. Eğer bir toplum kendini güç yapmak istiyorsa gençliğine değer verecektir. Bu yönüyle iktidarcı devletçi olmayan; gücünü iktidardan, devletten, örgütlenmiş askeri yapıdan, belirli imkanlara el koymaktan almayan toplumlarda güç toplumun örgütlenmesiyse, güç toplumun örgütlenmesinden gelecekse, o zaman tabii ki gençliğin değeri de daha fazla artar, gençliğe önem verilir. Bu yönüyle şunu söyleyebiliriz; bir yerde gençliğe ne kadar önem veriliyorsa orada iktidar ve devlet anlayışı zayıftır, demokrasiye, demokratik topluma yakınlık vardır, demokratik değerler vardır. Gençliğe önem verilmiyor, onun iradesi tanınmıyor, ona saygı duyulmuyor, sadece bir nesne olarak kullanılıyorsa orada demokrasi yoktur, özgürlük yoktur. Orada tamamen egemen sınıfların, dolayısıyla da yaşlıların gençler üzerinde hakimiyet kurarak onları kullandığı, çalıştırdığı bir düzen vardır diyebiliriz. En genel anlamda gençliğin tarih içindeki yeri, ya da tarihte nasıl yer almış sorusuna böyle cevap vermek mümkündür.

Önder Apo da değerlendirmelerinde gençliğin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşamda belirleyici güç olduğunu söyler. Toplumsal ve siyasal mücadelelerin sonuçlarının gençliğin katılımının belirleyeceğini belirtir. Bu çerçevede de devrimlerde, devrimlerin sonucunu belirleyenin er geç gençliğin katılımının olacağını vurgular. Yani devrimler bir yönüyle de gençlik işleridir. Gençlikle yapılan bir olgudur. Devrimin bel kemiğini de, etini de, bedenini de gençlik belirler. Devrimin her bakımdan gelişmesinde, başarıya ulaşmasında tamamen gençliğin örgütlendirilmesi, harekete geçirilmesi belirleyici rol oynar. Önder Apo özellikle gençlik konusunu değerlendirirken bu konuya vurgu yapar.

Gençlikle devrim ilişkisi sıradan bir ilişki değildir. Gençlikle devrim ilişkisi, gençlikle toplumsal hareketler ilişkisi çok doğrudandır. Gençlikle devrim ilişkisi, gençlikle toplumsal hareketler iç içe geçmiştir. Toplumsal hareketleri, devrimleri gençliğin durumundan ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Bu bakımdan devrimleri değerlendirirken en başta da gençliğin örgütlenmesi nedir, harekete geçmesi nedir, gençlik ne kadar rol oynamıştır ve oynamamıştır bunu değerlendirmek gerekiyor. Devrimleri değerlendirirken gençliğin bu durumunu görmeden değerlendirme yapmak, ele almak zayıf kalır. Dolayısıyla devrimler ancak gençlik örgütlenirse, harekete geçerse gerçekleşir. Gençliği harekete geçirmeden, örgütlemeden, gençliği devrimin esas gücü haline getirmeden ya da bir toplumda gençlik harekete geçmeden, örgütlenmeden devrimler gerçekleşmez.

Bu yönüyle devrimlerin en temel sorunsalı gençliktir. Gençlerin durumu devrimi belirler. Tüm yaşam alanlarında böyledir, ama devrimlerde kesinlikle böyledir. Devrimler gençlikle tanımlanır. Bir devrimden, devrimci mücadeleden söz edilecekse gençliğin durumundan söz edilir. Gençlik ne kadar örgütlüdür, ne kadar harekete geçmiştir, ne kadar bilinçlidir, ne kadar eğitimlidir, ne kadar tarihsel toplumsal değerlerine bağlıdır ve bunları bilince çıkarmıştır? Gençlik ne kadar o günkü yaşadığı siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel durumdan haberdardır? Yaşadığı durumun ne kadar farkındadır; yaşadığı durumun farkındalığı çerçevesinde ne kadar örgütlenmiştir, mücadele içine girmiştir soruları, konuları tamamen devrimin sorularıdır, konularıdır. Devrimin esas sorularıdır. Devrimin durumunu esas izah edecek konulardır.

Tarihte demokratik olan ya da devlete ve iktidara karşı mücadele etmek isteyen güçler mutlaka gençliğe önem vermişlerdir, gençliğe önem vererek iktidara ve devlete karşı mücadele yürütmüşlerdir. İktidara ve devlete karşı mücadele yürütmek isteyen her toplumsal hareketin mutlaka gençliği örgütlemesi gerekir. Bu yönüyle de tarihteki bütün toplumsal hareketlerde gençlik rol oynamıştır. Tarihin deviniminde, toplumun deviniminde ekonomik, sosyal, kültürel tüm gelişmelerin deviniminde gençliğin belirleyici rolü vardır. Bu tartışmasızdır. Bu bakımdan tarih bir yönüyle de gençliğin emeğiyle, mücadelesiyle şekillenmiştir. Zaten başka türlü olması da beklenemezdi. Ama iktidarcı devletçi sistemlerde gençlik tamamen nesne iken, iktidara ve devlete karşı mücadele eden toplumlarda, toplumsal hareketlerde gençlik daha değer gören, daha inisiyatifli, özne, saygı duyulan, kendisini belli biçimde ifade eden özellikler sahiptir. Önder Apo tarihte demokrasi ile demokrasi olmayan toplumların durumunu değerlendirirken daha somut olduğu için, daha yakın bilindiği için Atina-Sparta örneğini vermiştir. Atina yüzyıl demokrasisiyle Sparta karşısında ayakta kalmıştır değerlendirmesi yapmıştır. Bu aynı zamanda şu anlama gelmektedir; Atina, Sparta?ya göre gençliğini daha iyi örgütleyen, gençliğine değer veren, gençliğine değer vererek, özne görerek onun enerjisini açığa çıkaran, onun enerjisine ve gücüne dayanarak Sparta?ya karşı ayakta kalan bir toplumdur, bir sitedir. Eğer Atina demokrasisiyle ayakta kaldıysa bunda da esas güç, demokrasinin gençliğe daha önem vermesi, değer vermesi, gençliğin burada kendini ifade etmesi, bu temelde de enerjisini açığa çıkararak Atina toplumunu güçlendirmesidir. Atina toplumu bu yönüyle gençliğini örgütleyerek, demokrasi temelinde gençliğin bütün gücünü açığa çıkararak Sparta?ya karşı direnmiştir denilmelidir. Bu direnmenin gençlik boyutu böyle ifade edilmelidir.

Önder Apo Atina-Sparta örneğini çok bilindiği için vermiştir. Aslında bu tür örnekler Ortadoğu'da daha da fazladır. Ortadoğu ilk iktidarın, ilk devletin tarih sahnesine çıktığı coğrafya olduğu için, ilk toplumsal hareketlerin, halk hareketlerinin, demokratik hareketlerin olduğu coğrafyadır da. Bu açıdan bu coğrafyada gençliğin gücünü örgütleyerek toplumsal mücadele veren çok fazla örnek vardır. Ancak yakın zamanın tarihinde, sosyal biliminde en fazla da demokrasi bağlamında Atina ve Avrupa da işlendiği için, Önder Apo da en fazla işlenen, somut olarak nedenleri ve sonuçları ortaya konulan Atina-Sparta ilişkisini, bunların mücadelesini, bu mücadelede demokrasinin yerini, dolayısıyla da gençliğin Atina?daki yerini ortaya koymuştur. Gençlik Atina?da daha demokratik katılım öğesidir, daha iradelidir. Sparta ve demokratik olmayan şehirlerde ise gençlik tam bir nesnedir. Gençlik örgütlenmesi engellenerek, hatta iradesi kırılarak tümden jerontokrasinin, yani yaşlılar sınıfının hizmetine koşulmuştur. Öyle hizmetine koşulmuştur ki, sadece savaşlarda, ekonomide değil, cinsel olarak da sadece genç kadınlar değil, genç erkekler de kullanılmıştır. Genç erkeklerin bir cinsel obje olarak kullanılmasının en yoğun olduğu yer iktidarcı devletçi sistemin bulunduğu Yunan siteleridir. Herhalde Sparta?da gençliğin cinsel obje olarak kullanılması, iradesinin kırılması çok yoğundur. Toplumsal hareketlerde gençliğin konumunu, iktidarcı devletçi ülkelerde gençliğin konumunu bir de bu yönlü değerlendirmek mümkündür. Yunan?da bu durum bir sembol örnektir, ama esas olarak bütün dünyada ya da iktidarcı devletçi sistemin olduğu her yerde gençliğin iradesi kırılır, gençlik örgütsüz bırakılır, gençlik tamamen yaşlı kuşağın kontrolüne girer, kontrolündedir. İktidar, devlet en başta da gençlik üzerinde egemenliğini kurar. Gençlik şahsında toplumun iradesini kırarak iktidarını, egemenliğini sürdürür.

Gençliğin toplumsal mücadeledeki önemi, bu öneminin bilinçli biçimde ortaya konulması esas olarak da bilimsel sosyalizmin, yani bilimsel toplumculuğun ortaya çıkmasıyla başlar. 19. yüzyılın ya da yakın çağın en büyük sosyoloğu Karl Marks ve Engels kapsamlı kapitalizm ve toplum değerlendirmeleri yapmışlardır. Toplum içinde gençliğin ve kadının rolüne yönelik değerlendirmeler yapmışlardır. Gençliğin toplumsal mücadelelerde ve devrimdeki rolünü çok önemli gören, önemseyen, bunu tarihsel ve teorik olarak ortaya koyanlar sosyalizmin önderleri olmuştur. Marks olmuştur, Engels olmuştur ve daha sonra Lenin, Stalin ve Mao olmuştur. Yani sosyalist önderler ve sosyalist hareketler olmuştur. Sosyalist hareketler ve sosyalist önderler gençliğin devrimlerdeki rolünü, toplumlardaki rolünü ortaya koydukça, toplum ve gençlik bu yönlü bilinçlendirildikçe gençliğin toplumsal mücadelelerde ve devrimlerdeki bilinçli, örgütlü ve iradeli katılımı artmıştır. Gençliğin devrimlerdeki bilinçli etkisi ve toplumsal mücadelelerin sonuçlarında daha etkili hale gelmesi gerçekleşmiştir. Bu yönüyle gençlik hareketlerinin toplum yaşamında, toplumsal mücadelelerde önem veren sosyalist önderlerini, sosyalist hareketleri takdir etmeleri gerekir. Gençler tarih boyu bu kadar emek vermişken, acı çekmişken siyasal, toplumsal, kültürel bütün çalışmalarda esas rol oynamışlarken bunun değeri bilinmezken, bunun değerini bilen, değerini ortaya çıkaran bilimsel sosyalizmin ve önderlerinin rolünü görmeleri ve değer vermeleri gerekir.

Sosyalist önderler olan Marks ve Engel kapitalizmi çözümlerken ekonomik yanı biraz öne çıkarmışlardır. Burada da gençliğin ne kadar sömürüldüğünü, kapitalizmin gençliği sömürmek için nasıl bir örgütlenme ve çaba içinde olduğunu özellikle ortaya koymuşlardır. Her şeyin yaratıcısı emektir derken, emeği en fazla veren ve değer ortaya çıkaranın da genç kadın ve erkek emekçiler olduğunu söylemişlerdir. Bu çerçevede de gençliğin kapitalizme karşı bilinçlenmesi, örgütlenmesi ve mücadele ederek emeğine, varlığına değer verecek bir sosyalist dünya, yani toplumcu bir dünya ve yaşam ortaya çıkarmanın önemini ortaya koymuşlardır. Marks, Engels ve sosyalist önderler kapitalizme karşı toplumcu bir yaşamı, sosyalist yaşamı önerirlerken, bir yönüyle de gençliğin özgürleşerek toplumda özne olarak var olması teorisini ve pratiğini ortaya koymuşlardır. Kapitalizme karşı mücadele esasta bir sömürüye karşı mücadele olduğuna göre, gençliğin emeğini, sömürüsünü önlemek, gençliğin emeğini anlamlı kılmak ya da gençliğin emeğinin toplum için değerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmak aynı zamanda bir gençliği özgürleştirme mücadelesi olmaktadır. Bu yönüyle sosyalizm mücadelesi esas itibariyle bir gençlik mücadelesidir. Gençliğin emeğini anlamlandırma mücadelesidir. Sosyalizmin tarih sahnesine çıkışı ve gençliğin toplumdaki yerine önem vermesi, emek sömürüsüne karşı olmaları en başta da gençliğin emeğinin sömürülmesine, ezilmesine karşı olmaları ve gençliğin özgür ve demokratik yaşama kavuşma mücadelesi olarak görülmelidir.

Kuşkusuz eksik yanları vardır. Marks, Engels devleti aşamadıkları için, sosyalizmi devletli öngördükleri için ya da sosyalizmi devletsiz tam ortaya koyamadıkları için sonuçta sosyalizmde iktidar elitinin ya da yönetim elitinin öne çıkması büyük bir eksikliği ifade etmektedir. Her ne kadar emek sömürüsünü ortadan kaldırma mücadelesi olsa da iktidarcı devletçi sistemi tümüyle çözümleyerek ortadan kaldıran bir teorik bakışa, bir pratik yaklaşıma sahip olmadıkları için, bu konuda yetersiz kaldıkları için sonuçta yine yaşlı kuşağın devlette, iktidarda, yönetim kademesinde etkili olması durumu ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan gençliğin özne olarak tarih sahnesine çıkmasında, gençliğin bilinçli ve örgütlü olarak sosyalist sistem içinde yer almasında, irade olmasında, özne olmasında zayıflıklar ortaya çıkarmıştır. Buradan da şu sonuç çıkar; iktidarcı devletçi sisteme karşı olmadan, iktidar ve devlet dışı bir toplum anlayışı, özgürlük ve demokrasi anlayışı ortaya çıkarmadan gençliğin irade olması, özne olması, toplumsal ve siyasal mücadelelere katıldığı kadar etkin olması ve kendini var etmesi söz konusu olmayacaktır. Bu açıdan gençlik en başta da devlet ve iktidara karşı olmalıdır. İktidar ve devlete karşı olmadan gençlik tam özne ve irade olamaz. Gençliğin irade ve özne olması zayıf kalır. Çünkü yönetimin her şeyi belirlediği, iktidar ve yönetim dışında toplumun iradesinin zayıf kaldığı yerlerde tabii ki yaşlılar, orta yaşlılar hakim olur. Gençler özne değil de nesne haline gelir. Bu bakımdan da iktidarcılığın, devletçiliğin olduğu yerde gençliğin konumu zayıflar. İster kapitalist olsun, ister sosyalist olsun, ister ne olursa olsun devlet ve iktidarın hakim olduğu yerde gençliğin irade ve özne olması konusunda zayıflıklar ortaya çıkar. Bu bakımdan gençliğin en temel bilinci, örgütlenmesi en başta da devlete ve iktidara karşı olmak durumundadır. İktidar ve devlet karşıtı olmayan genç ya da gençlik hareketi gerçek anlamda gençlik hareketi değildir. Gençlerin gerçek anlamda genç olabilmesi için iktidara ve devlete karşı çıkmaları lazım. İktidara ve devlete güçlü biçimde karşı çıkmadan gençlik mücadelesi etkin verilemez. Mücadele verilse bile gençliğin özgür ve demokratik yaşamı kazanmasında zayıflıklar ortaya çıkar. İktidar ve devlet karşıtı mücadelenin verilmediği yerlerde ne kadar demokrasi ve özgürlükten söz edilse de yine de gençliğin durumu, pozisyonu zayıf kalır. Gençliğin toplumsal yaşama iradeli ve özne olarak katılması yetersiz kalır. Gençlik yine yönetilen, yönlendirilen, emeğinden, gücünden, dinamizminden yararlanılan bir güç olmaktan çıkmaz. Gençliğin özellikle bu gerçekliği bilince çıkarması, bu temelde kendini örgütlemesi, dolayısıyla iktidar ve devlet karşıtı bir bilinç, örgütlenme ve mücadeleyi esas alması gerekir. Mücadelelerinin temelinde, özünde iktidar ve devlet karşıtlığı olmak durumundadır. Ancak böyle olduğunda genç olunabilir, gençlik hareketi olunabilir, gençliğin toplumda etkin olması için mücadele edildiği söylenebilir. Gençliğin özgür ve demokratik yaşama etkin katılımı ancak böyle sağlanabilir.

Şu açıktır, toplumsal örgütlenmelerde, toplumsal mücadelelerde bilinç ve örgütlenme geliştikçe gençliğin ağırlığı da artmaktadır; gençliğin mücadeledeki yeri daha etkin hale gelmektedir. Toplumsal hareketleri, toplumsal mücadeleleri daha bilinçli ve örgütlü hale getirme mücadelesi veren bilimsel sosyalizm, sosyalist hareket gençliğe de dinamizm kazandırmıştır. Bu açıdan kapitalizme karşı işçi hareketlerinde ve emek hareketlerinde genç işçiler her zaman önemli rol oynamışlardır. Genç işçiler örgütlenerek kapitalizme karşı mücadelede yer almışlardır. Paris komününde gençliğin çok etkin bir yeri vardır. Kadın-erkek genç işçiler Paris komününde tarihte olmadığı kadar etkin yer almışlardır. Ya da etkin yer alışları görünür hale gelmiştir. Bunlar çok önemlidir. Bu bakımdan sosyalist önderlerin, sosyalist ideolojinin gençlik ve kadının tarih sahnesine çıkmasında tüm yetersizliklerine rağmen, tüm eleştirilecek yanlarına rağmen önemli rol oynadığını söylemek gerekir. Bunu da görmek, takdir etmek gerekir.

Emperyalizmin tarih sahnesine çıktığı 20. yüzyılda kapitalizme karşı sosyalist mücadelelerde gençlik daha bilinçli ve örgütlü yer almıştır. Artık özel gençlik örgütlenmeleri kurulmaya başlamıştır. Gençliğin ve kadının ayrı örgütlenmeleri toplumsal mücadelelerde önemli rol oynamıştır. İlk özgün gençlik ve kadın örgütlenmeleri kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesinde ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılda bu yönlü gençlik örgütlenmeleri daha da önemli hale gelmiştir. Nitekim Sovyet devriminde gençlik örgütlenmeleri vardır. Gençliğin örgütlendirilmesi, örgütlenir hale gelmesi çok çok önemlidir. Devrim içinde gençliğin önemi görüldüğünden devrimden sonra gençliğin özgün örgütlenmesine, özel örgütlenmesine daha fazla önem verilmiştir. Bu yönüyle Ekim devrimi sonrası gençlik örgütlenmeleri daha önemli hale gelmiştir. Sovyet devriminin gençliğe önem vermesi dünyada bütün sol hareketlerin, bütün sosyalist güçlerin gençliğe önem vermesini beraberinde getirmiştir. Sadece sosyalist ve devrim yapmış ülkelerde değil, devrim yapmamış ülkelerde de, kapitalist ülkelerde de gençliğin özgün örgütlenmeleri daha fazla öne çıkmaya, gençliğin özgün örgütlenmesine önem verilmeye başlanmıştır. Öyle ki, sadece sosyalistler değil, burjuvazi de kendine göre gençliği örgütleme ve bu örgütlenmeler üzerinden burjuva gençliği yaratma, burjuvazinin gençlik profilini, gençlik zihniyetini, gençlik örgütlenmesini ve yaşamını ortaya çıkarma çabası içinde olmuştur.

Bu çabalar İkinci Dünya Savaşından sonra daha da artmıştır. Sadece sosyalistlerin özgün gençlik örgütlenmeleri değil, kapitalist ülkelerde, burjuva demokrasisinin bulunduğu söylenen ülkelerde de gençlik örgütlenmeleri özgün ve ayrı bir örgütlenme olarak görünür hale gelmiştir. Hitler?in gençlik ve kadın örgütlenmeleri vardır. Faşizm de gençliği kendi çizgisinde örgütleyerek, onlarda şovenizmi, milliyetçiliği kışkırtarak, devletçi zihniyeti derinleştirerek onların enerjisinden yararlanmıştır. Faşizmin o kadar güçlenmesi, toplumu etkisine alması, büyük ordular kurarak sağa sola her tarafa saldırmasında Hitler?in gençliğin toplumdaki rolünü anlayarak onları ayrı örgütlemesi, onlara kendi ideolojisi doğrultusunda bilinç vermesi önemli rol oynamıştır. Bunun yarattığı ağır sonuçlar, tahribatlar İkinci Dünya Savaşı sonrası devrimci güçler kadar Avrupa?daki burjuva sistemlerinin de kendi gençlik örgütlenmelerini kurmalarını beraberinde getirmiştir. Kuşkusuz bu egemenler, iktidarlar gençliği kendi çıkarları için kullandıklarından dolayı sosyalist hareketler gibi, devrimciler gibi gençliği örgütlemeleri, toplumsal mücadelenin, siyasal mücadelenin parçası haline getirmeleri zordur. Ne kadar örgütleseler de gençler iktidarcı devletçi sistemde nesne olmaktan kurtulamazlar ve nesne olmaya devam ederler. Bu gerçeklik karşısında gençliğin sistemin örgütlenmeleri içinde fazla yer alması söz konusu olamaz. 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.