15 AĞUSTOS ATILIMI İNSANLIĞIN ÖZÜNE DÖNÜŞ HAREKETİDİR

15 Ağustos 2019 Perşembe

Büyük bir toplumsal devrim hareketinin sıkılan ilk kurşunu Kürdistan toplumunun kendi kendisiyle hesaplaşma hareketinin başlangıcı olarak pratikleşmiştir.


 

Önder APO Şanlı 15 Ağustos Atılımını çoğu kez ?bir insanlık atılımı ve insanlığa sahip çıkma hareketi? olarak değerlendirdi. Çünkü Kürdistan?da insanlık ve insanlığın değer yargıları ayaklar altına alınmıştı. Kürt ve Kürdistan?ı yok sayan Lozan Antlaşması ardından Kürdistan?da geliştirilen askeri işgal ve fiziki soykırım politikaları kesintisiz bir biçimde 1940?lara kadar sürdü. Bu süreçte gerçekleşen askeri işgal ile birlikte daha planlı ve kapsamlı bir biçimde Kürt toplumunu yok etmeyi hedefleyen, tümüyle ortadan kaldırmayı önüne koyan fiziki ve beyaz soykırım politikaları devreye konuldu. İnsanlık bilincinin ilk geliştiği, uygarlaştığı ve ilk toplumsal devriminin filizlendiği Mezopotamya topraklarında adeta insanlık kültürünün köklerini kazıtırcasına bir kültürel soykırım ve ortadan kaldırma harekatı geliştirilerek Kürt toplumu yok oluşun eşiğine getirildi. Soykırımcı sömürgecilik siyaseti had safhada uyguladığı beyaz soykırım politikalarıyla zaferini ilan etmek üzereyken, Önder APO?nun tarihi büyük çıkışı tüm hesapları altüst etti. Fakat bunu erkenden fark eden sömürgecilik ve onun dayandığı NATO Gladio güçleri 12 Eylül 1980 askeri faşist cuntasını gerçekleştirerek bu sürece müdahale etmek istedi. Bu temelde Türkiye sol sosyalist güçlerini tasfiye etme ve Kürt toplumunu yeniden beyaz soykırım cenderesine alarak tümüyle tüketme hamlesini başlattı. 12 Eylül faşist cuntasının başta Diyarbakır?daki insanlık dışı işkence uygulamaları ve tüm Kürdistan sathında geliştirdiği soykırımcı politikaları Kürt toplumunu yok oluşu yaşayacak bir eşiğe kadar getirdi. Topluma dair var olan bütün değer yargılarını yerle bir eden, ayaklar altına alan bu sömürgeci soykırımcı uygulamalar tüm insanlık adına bir kara lekeydi. Kökleri tarihin derinliklerine dayanan, neolitik kültürü temsil etme konumunda olan bir toplumsal hakikati ve halk gerçekliğini başkalaşıma uğratıp kadavraya çeviren bu dehşetengiz manzara karşısında kendisine ?ben insanım? diyenin seyirci kalması mümkün olamazdı. Bu insanlık dramına karşı mutlak anlamda bir müdahalenin gerçekleştirilmesi gerekliydi. Faşist cuntanın yarattığı sistem ve geliştirmekte olduğu kurumlaşma toplumda herhangi bir yol ve yöntemle karşı çıkış yapabilmenin koşul, zemin ve imkanlarını tümüyle ortadan kaldırmıştı. Bir tek çıkış yolu vardı: o da silaha sarılarak bu insanlık dışı uygulamalara karşı silahlı mücadeleyle bir çıkışı gerçekleştirmekti. Tarihi 15 Ağustos Atılımı bu anlamda, insanlığın yeniden canlanması için bu topraklarda olmazsa olmazsa kabilinden ihtiyaç duyulan bir gereklilikti. İşte Önder APO ve Hareketimiz PKK bu tarihsel insanlık görevini yerine getirdi. Yani toplumsal olarak var olabilmek, ?ben insanım? diyebilmek ve insanlığı bu topraklarda yeniden kökleri üzerinde yeşertebilmek için 15 Ağustos Hamlesi türünden bir çıkışa mutlak surette ihtiyaç vardı. Bu açıdan ele alındığında büyük komutan Egîd (Mahsum Korkmaz) yoldaş komutasında gelişen Eruh-Şemdinli eylemleri sadece bir silahlı mücadelenin başlangıcı olarak kesinlikle ele alınamaz.

15 Ağustos Atılımı insanlığın öze dönüş hareketidir. Kürdistan topraklarında yitirilmiş ve anlamsızlaştırılmış toplumsal gerçekliği yeniden gerçek anlamına, varlığına, kimliğine ve özgürlüğüne kavuşturma hareketidir. Kürdistan toplumu 15 Ağustos Atılımıyla bağrından yaşamın yeniden yaratılması için direniş ve özgürlük iradesini ortaya koymuştur.

 Amed Zindanı?nda büyük işkence ortamında 14 Temmuz Büyük Direniş Ruhu ile sergilenen iradeleşme durumunu Kürdistan dağlarından başlayarak tüm ülke sathına yayma cesaretini gösterme tutumudur. Önder APO?nun topluma umut ve heyecan veren, bireyi ve toplumu değiştirip dönüştüren, kişiliği ve toplumsallığı yeniden yapılandıran ideolojik-felsefik çalışmaları temelinde; başta Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin ve Ferhatların şahsında Amed Zindanı?nda kendisini gösteren iradeleşme düzeyi ve PKK direniş ruhu, bu kez Egîdlerin, Erdalların ve Bedranların şahsında Kürdistan dağlarının doruklarında özgürlük meşalesi olarak yakılan isyan ateşi tarihsel yeni bir süreci başlatmanın adımı ve atılımı olmuştur. Tarih boyunca hiçbir işgalciye ve sömürgeciye boyun eğmemiş ama her başkaldırısı da başarısızlığa uğramış olan Kürdistan toplumundaki kırılmanın derinliği, ümitsizliğin toplumun tüm gözeneklerine nüfuz ederek kendini hakim kıldırdığı ve insanların işkence tezgahlarının cenderesinden geçirildiği 12 Eylül faşizminin karanlık ortamında 15 Ağustos Atılımı?nı gerçekleştirme cesaretini ve iradesini ortaya koymak başlı başına büyük bir özveri, inanç, kararlılık ve iradeleşmenin gerçekleşmesi sonucudur. Yok edilmenin eşiğindeki bir toplumun cevherindeki yitirilmemiş insani gerçekliğinin sarsılmaz inanca ve çelik iradeye sahip bir avuç militan şahsında bu biçimde dile gelerek, kendini yeniden bulma ve yaratma sürecini başlatan toplumsal bir atılımdır 15 Ağustos. Bu temelde büyük bir toplumsal devrim hareketinin sıkılan ilk kurşunu Kürdistan toplumunun kendi kendisiyle hesaplaşma hareketinin başlangıcı olarak pratikleşmiştir.              

Önder APO bu nedenle ilk kurşuna ?semboldür? diyordu. Eruh ve Şemdinli?de sıkılan ilk kurşun aslında toplumsal hesaplaşmanın startıdır. Onun cesaretinin ortaya konulmasıdır. Bu açıdan düşmandan öte Kürt kişiliğinin kendi kendisiyle hesaplaşma süreci ve teslimiyete, ihanete karşı insanlık duruşunu geliştirme tutumu olarak gelişmiştir. Bu temelde Kürdistan?da gelişen 15 Ağustos Atılımı sadece bir silahlı başkaldırı değildir. Toplumun kendini yeniden yaratma, kendine sahip çıkma, ideolojik, siyasal, örgütsel, sosyal, kültürel ve askeri bir çıkışı gerçekleştirmenin işaret fişeği olmuştur. Üzerine ölü toprağı serpilerek kadavraya dönüştürülen Kürt gerçekliğinin yüreğindeki tarihi yaraya vurulan neşterdir. Bu gerçeklik sadece Bakurê Kürdistan için geçerli değildir. Bu değerlendirmelerin ana ekseninin ve yerinin Bakurê Kürdistan olduğu doğrudur. Bakurê Kürdistan, Kürt toplumunun en ileri düzeye vardırılmış bitirme ve soykırım politikalarıyla yüz yüze kalan bir parçasıdır. Bu nedenle burada topluma bir ümitsizlik ruhu daha fazla hakim olmuştu. Fakat özellikle Başûrê Kürdistan?da Barzani hareketinin 1975?teki yenilgisi tüm Kürdistan toplumundaki kırılmayı daha da derinleştirmiştir. Yine 1979?da İran?da gerçekleşen İslami devrimin yarattığı boşluktan yararlanan Rojhılat Kürdistanı?ndaki hareketlerin kısa süreli bir parlama ardından giderek gerileme sürecine girmesi ve darbeler yemesi toplumdaki tüm ümitlerin tükenmesine neden olmuştur. Dolayısıyla sadece Bakurê Kürdistan değil tüm parçalarda bir ümitsizlik, yılgınlık var idi. Bununla birlikte 15 Ağustos Atılımı, 12 Eylül faşist cuntasının Türkiye ve Bakurê Kürdistan?da yarattığı zifiri karanlıklar ortamını yırtma ve faşist cuntayı yenme iddiası ile atılan tek somut adımdı.

Bu yönüyle sadece Kürdistan için değil Türkiye halkları açısından da önemli bir tarihsel adımdı. 15 Ağustos Atılımı geliştirilmemiş olsaydı Kenan Evren öncülüğündeki 12 Eylül faşist cuntası kendisini Türkiye?de tam olarak kurumsallaştıracak, başlattığı idamları sonuna kadar götürecek ve toplumu bütünüyle cenderesinde ezerek faşizmin karanlık duvarlarına hapsedecekti. Ama 15 Ağustos Atılımı yeni bir dönemi başlatıp, Kürdistan zemininde faşist cuntayla büyük tarihsel bir hesaplaşmayı geliştirerek mücadeleyi yükseltmesi soykırımcı sömürgecilerin hesaplarını da beraberinde altüst etmiştir. Bu yönüyle gerilla sadece Kürdistan?da bir var olma hareketinin adı olmamıştır. Aynı zamanda Türkiye?de de bir demokrasi hareketi halinde pratik karşılık bulmuştur. Neden 15 Ağustos Atılımı?na gereksinim duyulduğunu en kısa ve yalın bir biçimde bu tarzda izah edebiliriz. Bunu daha kapsamlı değerlendirmek de mümkündür. Bu şanlı ve tarihi hamle Kürdistan toplumunun var olabilmesinin olmazsa olmazı iken, aynı zamanda Türkiye ve bölge halkları için güçlü bir devrimci direniş sürecinin başlatılması açısından da tüm insanlık adına yeni bir dönemin geliştirilmesi anlamına da kavuşmuştur. Önder APO?nun ideolojik-felsefik perspektifi temelinde gelişen 15 Ağustos Atılımı?nın halkımız ve halklarımız için bu biçimde bir rolü kesindir.

15 Ağustos Atılımı geliştiğinde Kürdistan?da çeşitli örgüt adlarıyla hareket eden birçok çevreler, yine Türkiye solunda kominist, sosyalist olarak geçinen bir takım çevreler bu anlamlı çıkışın kısa sürede yenilgiye uğrayacağını, pek isabetli olmadığını, herhangi bir sonuç yaratmayacağını söyleyerek karşı tutum geliştirdiler.

 Fakat 15 Ağustos Atılımı ile birlikte gelişen mücadele süreci bu yönlü bütün savları yerle bir etti. 15 Ağustos Atılımı Kürdistan toplumunda büyük bir sevinç, hayranlık ve heyecan uyandırmasına rağmen toplumda ciddi bir kaygının yaşanmasına da yol açmıştır. Kürt toplumu bu atılımı büyük bir hayranlık ve kaygıyla karşılamıştır. Tarih içerisinde yaşadığı derin kırılmaların ve uğradığı büyük zulümlerin hesabı soruluyor, düşmandan intikam alınıyor diye toplum bu adımı sevinçle karşıladı.  Ama bunun başarılı bir sonuca gidip gitmeme ihtimali karşısında da büyük bir tereddüdü yaşıyordu. Özellikle 15 Ağustos Atılımı?nın hemen akabinde baş gösteren sağ savunmacı yaklaşım nedeniyle sürecin uzatılması, toplumsal isyana dönüşen bir sürece doğru evrilmesinde geç kalınması, daha doğru bir deyimle 15 Ağustos Atılım ve saldırı ruhunun etkili sürdürülememesi kitlelerdeki bu kaygıyı daha da artırmıştır. 1985?teki ağır kayıplar, 1986?da Egîd yoldaşın gelişen şehadeti ile birlikte bu kaygılı tutum bir biçimde hareketin içine kadar yansımıştır. Ancak bütün bunlara karşı Önder APO?nun büyük bir kararlılık, sabır ve ısrarla 15 Ağustos Atılım ruhunu yaşatmaya dönük geliştirdiği yoğun çabalar, bunun için nefes nefese yürüttüğü ideolojik ve örgütsel mücadele vardır.  Bu çabalar temelinde gerçekleşen 3. Parti Kongresi müdahalesiyle ARGK?nin kurulması, Egîd yoldaş anısına Mahsum Korkmaz Akademisi?nin kurularak faaliyetlerine başlaması temelinde yeni ve büyük bir hamle sürecine girilmiştir. Gerilla mücadele taktiğinin Kürdistan?da oturtulması açısından çok önemli ve kritik bir süreci ifade eden bu dönemde kahraman şehitlerimiz şahsında gösterilen büyük fedakarlıklar, Önderlik ve şehitler gerçeğine gösterilen bağlılık paha biçilemez değerdedir. Önderlik çabalarının sonuç vermesi ve toplumun beklentilerine karşılık verilmesi anlamında bu dönemde gösterilen büyük fedakarlıklar her türlü takdire şayandır. Ama bununla birlikte bizzat gerilla saflarında gelişen ve Hogırcılık olarak adlandırılan kontra pratiği, Dörtlü Çete olarak bilinen Hogır, Kör Cemal, Şahin Baliç ve Şemdin Sakık adlı unsurlar tarafından yaratılan tahribatlara ve geliştirilen çeteciliğe rağmen gerillanın kahraman şehitlerin büyük emeğiyle yenilmezliğini ortaya koyması, Kürt toplumunun da giderek tutumunu değiştirmesine, kaygılı ve tereddütlü duruşunu aşmasına yol açmıştır. Toplum, sayısı küçük ama kendisi büyük ve yeni bir güç olan gerilla ile tanışıyordu. Gerilla toplum için adeta bir efsane haline gelmişti. Yenilmeyen, vurulmayan, tükenmeyen ve gün geçtikçe sürekli büyüyen bu gerçekliği insanlar gördükçe daha fazla bağlanmaya, giderek kararlaşmaya ve gerillanın kesin kurtuluş gücü olduğuna inanmaya başladı. Kürt toplumunda umudun yeniden yeşermesi, canlanmanın gelişmesi ve dirilişin gerçekleşmesinin hikayesi bu biçimde vuku bulmuştur.

Kürt toplumu ilk defa düşmanın en kapsamlı saldırıları karşısında tutunabilen, yenilmeyen geri adım atmayan ve giderek büyüyen ve direnişini yükselterek sürdürebilen bir mücadele tarzıyla tanışıyordu. Ve bu mücadele tarzını tanıdıkça beraberinde toplumda kendine güven, özgürlüğe inanç ve zafere kilitlenme hissiyatı gelişti. Toplumdaki özgürlük bilinci bu biçimde giderek derinleşti. Bu durum ve canlanma beraberinde Kürt toplumunda baştan başa köklü bir yenilenmeyi getirdi.

Böylece toplumumuz özgürlük bilincini bütün kapsamlılığıyla kavrama sürecine girdi. Kürdistan toplumuna egemen olan köleci, feodal düşünce sistemi diğer benzer toplumlarda olduğu gibi kadını yok sayan bir sistemdir. Ama 15 Ağustos süreciyle başlayan bu direniş döneminde 1985?lerden itibaren Hava (Hanım Yaverkaya), Leyla (Sultan Yavuz), Ruken (Selcan Çiçek) ve Saadet arkadaşlar gibi öncü bir çok kadın militan yoldaşın gerilla saflarında yer alması, mücadele etmesi ve sonrasında şehadete ulaşması toplumda yeni bir anlama düzeyini geliştirerek ufkunu açtı, farklı bir bakış açısı oluşturdu. Çünkü o güne kadar kadın hakikatini egemenlikçi zihniyete kurban ederek görmezden gelen tüm inkarları tersyüz eden APOCU hareketin gerilla şahsındaki pratiği tüm geleneksel geri toplumsal  kalıpları yıkıma uğrattı. Özellikle 15 Ağustos çizgisini ve ruhunu şahsında en çarpıcı bir biçimde pratikleştiren ve Özgür Kürdistan kadınının irade ve gücünü açığa çıkaran Berivan (Bınevş Egal) yoldaşın Cizre?de yarattığı toplumsallaşma ve gösterdiği direniş toplumdaki bütün eski yargıları yerle bir eden bir süreci başlattı. Sonradan kadın özgürlük ideolojisine ve zamanla paradigmaya dönüşecek olan Önder APO?nun bu kadın özgürlükçü çizgisinin ilk nüveleri 15 Ağustos Atılımı sürecinde kadın gerilla yoldaşlar şahsında büyük emek ve fedakarlıklarla pratikleştirilmiştir.

Toplumda bu biçimde giderek gelişen sosyal devrim, bilinçlenme ve yeni yaşam toplumun benliğinde saklı bütün insani ve ulusal özgünlüklerin, yeteneklerin açığa çıkmasıyla her bakımdan adeta fışkırırcasına bir gelişme süreci yaşadı. Siyasette, kültürde, sosyalleşmede ve toplumun kendi kendine sahip çıkacak diğer bütün tutum ve davranışlarının geliştirilmesinde müthiş bir devrimsel süreci beraberinde getirdi.

Kürt toplumu bu temelde kendini yeniden yaratarak, Önder APO?nun düşünce sistemiyle bilinç ve kültür kazanarak kendine sahip çıkan, örgütlenme yeteneğini gösteren, geçmişte parçalılığa yol açan bölgeciliği, lehçeciliği, mezhepçiliği, aşiretçiliği ve parçacılığı tümüyle geride bırakan ulusal demokratik bir bilinçlenmenin gelişmesi temelinde yeni bir ruh kazandı. Yaratılan bu ruh özgürlük hareketiyle toplumsallaşıp yeni bir serhıldanlar sürecine doğru yükselişi yaşayarak Diriliş Devrimi?nin zaferini ilan etmiştir.

Yazının devamı KOMÜNAR 74/PKK PDF?tedir?

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.