15 ŞUBAT ÖZGÜRLÜKÇÜ DURUŞA KARŞI KOMPLODUR

15 Ağustos 2019 Perşembe

Rêber Apo?ya karşı yapılan uluslararası komplonun -eğer boşa çıkarılamazsa- gelecekte hem halkımıza hem de bölgeye çıkaracağı faturanın ağır olacağını bilmek bu bakımdan son derece hayatidir.

 

15 Şubat gününü 16 Şubat?a bağlayan gün Kürtlerin Kara Günü?dür. Kürtlerin miladıdır.

Kendilerini çok akıllı sanan, çokbilmiş ve kendilerine sözümona aydın olma sıfatını takan kimi çevreler bu milatlandırmayı, ?Kürtlerin Kara Gün? şeklinde anlamlandırmalarını abartılı buluyorlar. Kürtler tarihlerindeki böylesine kara günlerin derin bilinciyle gerekli karşı duruşu koymadan yaşamaya kalkışmaları, sadece ve sadece kaybettirir. Ve biz tarihimizden biliyoruz ki; bu kaybettirilişler belli bir zaman süreciyle sınırlı kalmıyor. Çağlara yayılan bir kaybettiriliş ve yitiriliş, bir halka çok ağır fatura olarak geri dönüyor. Bu duruma en iyi örnek MÖ 522-521 yılları gösterilebilir. Medlerin MÖ 550 yıllarındaki Harpagos ihanetiyle yaşadıkları yıkılış ve hâkimiyet altına girmeyle başlayan bir süreç ardından, MÖ 522?521 yıllarına geldiğimizde Medlere -yani Kürtlerin ana ve atalarına- bir soykırım uygulanır. Tarihte bu soykırımın eşi benzeri neredeyse yoktur. Med toplumunun önde gelenleri olan Mag-Maxlara, aydınlarına, büyüklerine, tecrübe sahibi olanlara ve ne kadar toplumda kabul ve tecrübe sahibi insan varsa çoğu katledilir. Bir toplumun hafızası, vicdanı ve yürütme gücü adeta topyekûn silinir. Bir toplumun geçmişiyle, bugünüyle ve geleceğiyle tüm köprüleri uçurulur. Bir toplum belleksizleştirilir, tarihle bağı kesilir. Kürtler, tarihleriyle bağlarının bu denli vahşice koparılışını  yüzyıllarca hatta bin yıllarca onaramazlar. Beyin ile yürek arasındaki bağın koparılışı esasen Kürtleri başkalarının askeri olmaya zorlayan sürecin de kendisidir. Başkasının adamı ya da başkasının iyi askeri olma bu süreçle birlikte ağırlık kazanan bir olgu haline geliyor. Medler Magamoni?yi çözemedikleri için, Magamoni?yi aşan, buna karşı refleks gösterecek bir tavır alamadıkları için Kürtler ya da Medler giderek erimiş ve başkalarının adamları olmuşlardır. Kendileri olamayanların, kendilerini tanımayanların varacağı yer, eninde sonunda başkalarının yanıdır.

Benzer bir süreci Kürtler 1800?li yıllarda yaşayacaklardır. Mirliklerin tasfiye edilişleri, Nakşîliğin türetilmesi, ağalığın Kürt toplumunun içerisinde suni türetilmiş parazitler olarak İngiliz ve Osmanlıların eliyle mirliklerin yerine geçirilmesiyle başlayan eritme politikalarıyla ve giderek 1900?lere doğru mir ve aşiret reislerinin çocuklarının aşiret mekteplerine ve Babıâli okullarına alınarak mangurtlaştırmaları bilince çıkarılmadığı için, katliamın daha vahşi bir hali olan beyaz katliamla Kürtler içten fethedilir. Kale içten düşürülür. Truva örneğinde görüldüğü gibi, toplumun tüm refleksleri öldürülerek, etkisizleştirilerek bu yapılır. Mangurtlaşmaya karşı bir duruş olmadığı için Kürtlerin ihanetçileri, işbirlikçileri rahat nefes alarak kendilerini çok pahalıya işgalcilere ve de gariban Kürt halkına bile sunabilmişlerdir. Yukarıda dile getirilenler sadece iki örnektir. Bir, Medlerin beyinleri dağıtılıyor, tarihsiz bırakılıyor. İki, içten fethederek Kürtler kendilerine karşı ihanete alıştırılıyor. Buna karşı duruş sergilenemediği için her iki durum kanıksanarak Kürtler teslim alınıyorlar. Buna mecbur bırakılıyorlar. Başka bir deyimle alıştırılıyorlar. Çaresiz bırakılıyorlar. Kötülerin içerisinde iyi olana yamalanıyorlar. Bu ise bir trajedidir, bir kapandır. 15 Şubat?ı yukarıda dile gelenler temelinde ele alacak olursak, bu Kara Günü yerli yerinde değerlendirmeden, buna karşı gerekli duruşu sergilemeden, Kürtlerin tümden teslim alınmalarına ve tasfiye edilmek istenmelerine dönük bir milat olarak ele almadan, yapılacak her türden değerlendirme isabetsiz olacaktır. Kürtlerin gafil avlanmaları ve savunmasız bırakılmaları gibi, tarihe yapılacak en büyük hakaret olmanın ötesine de geçemeyecektir. Bu, Kürtleri yüz yıllara varacak bir teslimiyete peşkeş çekmek olacaktır. Kürtler yeni yeni kendi ayakları üzerine durmaya çalışmışken, kendileri olmak istemişken ve bunu önemli oranda başarmışken, Kürtlerin yeniden prangalanmasını görmemek, doğru okumamak en hafif deyimle saflık ve politik öngörüden uzak demek olacaktır. Bireylerin; duruşu, görüşleri, bakışları -ne olursa olsun- 15 Şubat gününü Kürtlerin Kara Günü olarak ele alarak buna karşı duruşu sergilemek, onuru olan her insanın duruşu olması gerektiği açıktır.

Aksi tavır içine girmek, davranış bozukluğu göstermek, ya Harpagosvari bir ihanet olacaktır ya da devşirilmiş mangurtlaştırma olacaktır. Harpagosun ihanet suçuna ve mangurtların kendi kendilerine ihanetine ya da bunun ortaklığına düşmek istenmiyorsa Rêber Apo?ya karşı yapılan uluslararası komploya Kara Güne karşı onurlu tavır sahibi olmak en doğru tutum ve duruş olacağı ise kesindir.

Rêber Apo?ya karşı yapılan uluslararası komplonun -eğer boşa çıkarılamazsa- gelecekte hem halkımıza hem de bölgeye çıkaracağı faturanın ağır olacağını bilmek bu bakımdan son derece hayatidir.

Rêber Apo?ya karşı -ortaya çıktığı ilk günden bugüne kadar- düzenli olarak sürekli bir saldırı sürdürülmüştür. Ve bu saldırılar sadece terörist TC devleti tarafından yürütülmemiştir. Uluslararası güçlerden tutalım da feodal işbirlikçi güçlere, kendilerine sol isimlendirmeyi takan şoven güçlerden tutalım da Kürtçü diyen dar-ilkel milliyetçilere kadar, bölgenin statükocu ve işgalci güçlerinden tutalım da sözde aydınlara, bir dönem PKK içerisinde yer alıp da kopanlardan tutalım da Kürdistan?ın diğer parçalarında yer alan güçlerinin birçoğuna kadar? Başka bir deyişle; Kürdistan?da, Türkiye?de, bölgede ve uluslararası alanda güç olmak isteyenlerin neredeyse cümle cemaati Rêber Apo?yu kendilerine engel  görerek yönelmişlerdir. Rêber Apo?ya bu kadar insafsızca saldırmalarının nedenine anlam vermek de zor değildir. Rêber Apo?ya bu denli saldırılmasını çok geniş ideolojik-felsefik bakışla da izah etmek gayet mümkündür. Ve yine aynı nedenlerle dünyanın neredeyse en hümanisti olan birisine yapıştırılan ?terörist? yaftasına da anlam vermek zor olmayacaktır. Rêber Apo?yu tanımak için bir yönüyle Başkan?la kalmış olmak gerekir. Onun gösterdiği inceliği anlamadan bazı gerçekleri anlamak zor olmaktadır. ?Bizim felsefemiz? der Rêber Apo, ?Bir atın gözlerindeki anlamı sezmekten tutalım, bir kuşun sesindeki anlamı çözmeye kadar yaşamı bir bütün olarak algılar. Yaşlı bilgeye büyük saygıdan başlayıp bir ceylan kadar ürkek genç kızın gözlerindeki arayışa yanıt olmaya kadar anlam yüklüdür.? İşte bu inceliği görmeden inanmak ya da görmeden anlamlandırmak zor oluyor. Belki Rêber Apo?yu okuyup da o düzeyde tanıma ve anlama gücü gösteren insanlar da vardır. Bunu yadsımamak gerekir. Kapasite, incelik ve ilgili olmayla alakalı bir durumdur bu. Engin entelektüel birikim, derin tarihi anlayış ve kavrayış varsa belki bu yöntem de anlamlı olabilmektedir. ?Rêber Apo bunu nasıl yapıyor, insanların içerisinde bunu nasıl başarıyor?? diye insan hep kendisine soruyor. Ama her ne hikmetse, o sırrın ne demek olduğunu çözen insan sayısı da az oluyor. Çünkü bizlerin insanlarla olan ilişkilerinde pürüzler çok. Hâlbuki insan ister ki karşısındakinin kalbine derinden nüfuz etsin. İnsan ister ki derin izler bıraksın. Hâlbuki Rêber Apo ile bir kez ilişkilenmişseniz, o sizde artık bir anıdır. O artık sizde bir milattır. Evet, Rêber Apo insanı çalışmasının merkezine koyuyor. İnsana değer biçiyor. Saygı vererek onure ediyor. İnsanda insan olmanın erdemini yaşatıyor. Şüphe yok ki, insanı insandan çalma üzerine kurulu olan bir sistemin, Rêber Apo?nun bu insan yaklaşımlarından rahatsız olmaması mümkün değildir. Çünkü bu sistem insanı sağma üzerine kuruludur. İnsanı bu sistemden çalacak her adımı bu sistem lanetleyecektir. Kaf dağlarına çivileyecektir.  İsa gibi çarmıha gerecektir. Bu sistemin ayakta kalabilmesi için insanı öne verecek, insanı insan yapacak, insanın insan olma şerefine erişmesi için mücadele edenlerin yaşamaması gerekecek. Tarihte ne zaman bu yalana dayalı sisteme karşı onurlu insan başkaldırısı olmuşsa, orada topyekûn sistem koruyucuları birleşerek bu insan sevdalısı insanlara yönelmişlerdir. Hem de dünyanın gözünün içine baka baka yalanlarla, dolanlarla bunu yapmışlardır. Rêber Apo?da aleniyet ilkeseldir. Rêber Apo neyse odur. İçi ayrı dışı ayrı değildir. O, olduğu gibidir. O?nunla yaşayanlar bilirler ki, ?bu insana sonuna kadar güvenebilirsin.? Alevilerin o meşhur ?eline, beline, diline hakim ol,? ya da ?ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol? tarzında yaşayan biridir Rêber Apo. Rêber Apo?nun, kocaman yalana dayalı bir sistem için bir tehlike oluşturduğunu herkes görebilir. Kocaman yalan üzerine kurulu bir sisteme Rêber Apo aleniyet ilkesiyle karşılık vererek çözmeye kalkarken, tüm yalan üzerine kurulu sistem bekçileri Rêber Apo?ya karşı neredeyse ilk çıkışından başlayarak onu kendilerine hedef seçmişlerdir.

Bilinir, ?güneş balçıkla sıvanmaz? derler. Rêber Apo bir yerde varsa, orada çamur atma tutmaz. Çünkü çamurun tutunacağı zemini aleniyetiyle Rêber Apo bırakmaz. Rêber Apo her şeyi alenen gözler önüne serer ve bunu yaptığı için de insanları yanına çeker. Rêber Apo Kürtleri bunun için yanına çekti. Gençleri, kadınları, çocukları, anaları derken bir toplumun tümünü yanına çekti. Kimisi buna ilk günden başlayarak ?akıllarını, beyinlerini? çalıyor dediler. Evet, Rêber Apo tüm gençleri, kadınları, anaları, çocukları ?çalıyor.? ?Beyinlerini yıkıyor.? Ama Rêber Apo, bunları kendilerinden çalmıyor. Sistemden çalarak kendileri olmak için benlik kazandırıyor. Kişilik kazandırıyor. Ve bu yalan, manipüle, sahte, yönlendirme üzerine kurulu bir sistem için çok büyük bir tehlikedir. Rêber Apo herkesle, ama herkesle olup biten neyse hiçbir siyasal kaygı duymadan dile getirebilmesinden dolayı insanlarda güven uyandırıyor. Rêber Apo?da doğru olma siyasal bir gerçeklikten ziyade ahlaki bir duruştur. Onun siyasal ahlakı budur. İnsanlar biliyor ki mesele ne olursa olsun Rêber Apo her zaman doğruyu söyler. Bu büyüklüğü gösteren bireye karşı insanlar sadece ve sadece saygı duyarlar. Ve bu saygılarını Rêber Apo?ya karşı duruşlarıyla yansıtırlar. Rêber Apo gibi her şart altında doğruları söylemek insanlarda güven duygusu yaratacağı gibi saygı da uyandırır. Önemli olan bireyin kendisine güvenmesidir. Kendisiyle barışık olmasıdır. Rêber Apo?da bilinçaltıyla bilinç üstü birleşmiştir. Ayrı bir bilinçaltı ve ayrı bir bilinç üstü yoktur. Bu bağlamda, Rêber Apo?da saklı gizli yoktur. Neyse odur. İşte bu da insanların Rêber Apo?ya bağlanmasına yol açıyor. Bir yandan insanlar Rêber Apo?nun bu karakterinden dolayı etkileniyor, diğer yandan ise yalana dayalı düzen, bilinçaltıyla bilinç üstü bir olan birini yönlendiremedikleri, kendi çıkarları temelinde kullanamadıkları için O?na bu kadar kin besleyerek yüklenmişlerdir. Rêber Apo hiçbir zaman verili olanı kabul etmedi. Verili olan, kan üzerine kurulmuş bir sistemin yaratımıdır. Milyonlarca insanın köleleştirilerek, emeklerinin çalınarak bugüne taşınmasıdır. Bunun için verili olanı kabul etmek öncelikle kendine yabancılaşmak olur. Rêber Apo, inadına var olanın dışına çıkarak iyiye, güzele, doğruya ulaşmak istedi. Bunun için sıradışılığı seçti. Martı Jonathan olmayı seçti. Verili olan; mal, yaşama güdüsü ve üreme üstüne kuruludur. Bunu daha iyi olarak; beslenme, korunma ve çoğalma olarak ifade ediyorlar. Ama unutulmamalıdır ki bunlara instinkt-güdü diyorlar. Ve güdüler tüm canlılarda mevcuttur.

İnsan kendisini tüm canlılardan düşünme yetisi ile ayırıyor. İnsan, mukayese edebiliyor, yaratabiliyor, geçmişinden dersler çıkararak bugünü, bugünden yola çıkarak gelecek yarınları değerlendirebiliyor. Belki yarınları çizemiyor, ama yarınların daha selametle geçmesi için tedbir alabiliyor. Ve bu insan olmanın farkı oluyor. Ancak insanın tabiatta yaşayan diğer canlılardan başka bir farkı daha vardır o da düşüncesini başkalarını baskılamak için de kullanabiliyor. Özelde üç kurnaz erkek diye bilinenler; birincisi, avcı erkek; ikincisi dini rahip ya da şaman ve üçüncüsü, tecrübe sahibi ihtiyar erkek. Her birinin kendisine göre yetenekleri vardır. Birisi avcılıkta öğrendiği kurnazlıklarla gücün neye muktedir olduğunu biliyor. Diğeri toplumun gözünü sihirlerle, büyülerle boyayabiliyor. Bir diğeri ise edindiği tüm yaşam tecrübeleriyle gençleri kandırarak yönlendirebiliyor. Bu üç farklı güç bir araya gelerek cennette yaşayan insanlığı cehenneme çeviriyor. Zamanla eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve paylaşımcılık içinde yaşayan bir toplumu baskılayarak, gözlerini boyalayarak, kandırarak, güç gösterisiyle korkutarak sindirebiliyor, yönlendirebiliyorlar. Ve böylece yıllar sonra yeni bir toplum inşa ediliyor. Baskı altına alınan toplum, iradesi çalınan toplumdur. Sürü gibi güdülen, köleleştirilen toplumdur. Karılaştırılan toplumdur. Kendisine yabancılaştırılan toplumdur. Bu ise, verili toplum demektir. Başkan Apo bu verili topluma baştan beri isyan etmiştir. Red etmiştir. Bu toplumdan kaçmıştır. Bu toplumdan kaçmak yetmiyor. Bu toplumdan kaçan çok insan olmuştur. Çok sosyalist olmuştur. Çok direnişçi olmuştur. Ve tarihi incelediğimizde bize örnek olmuş böylesine-isimlerini bildiğimiz ve bilemediğimiz-binlercesini görürüz. Ama bir kaçmak vardır ki, toplumdan kaçmak sayılmaz. O da bir toplumu değiştirmek için, o toplumun verili olanlarını aşmak için, o topluma başkaldırmakla olur. Kaçmak, ancak dönüştürmek ve değiştirmek için kaçmak. Ve bu başkaldırış esasta 5 bin yıldır hükmeden baskılayıcı, tahakkümcü, hiyerarşik, kan emeci, insanı kendisinden uzaklaştırıcı sisteme karşı olandır. Ve esasta bu sisteme karşı kafa tutarak; adaletli, ortakçı, paylaşımcı, dayanışmacı toplumu yaratmanın kaçışıdır, başkaldırısıdır. Bu başkaldırışı küresel sistem güçleri iyi görmüşlerdir. Cümle cemaat kapitalistler iyi görmüşlerdir. Tahakkümcü devletçi sistem sahipleri iyi görmüşlerdir. Ve bunun içindir ki Rêber Apo?ya sert yönelmişlerdir. İlk önce kendilerince ele geçirmeye çalışmışlardır. Kendileri için kullanmayı denemişlerdir. Yönlendirerek kendi sistemlerinin bir parçası haline getirmeyi düşünmüşlerdir. Bu olmayınca yönelerek, bastırarak yanlarına almayı hedeflemişlerdir. Aracılar devreye koyarak yaşam çizgisi olan bağımsızlıkçılıktan vazgeçirmeyi denemişlerdir. Vaatlerde bulunmuşlardır. Önünü açarak kendilerine yamalamayı da denemişlerdir.  Ancak Rêber Apo ahlaki ve politik dediği toplum ilkelerinden vazgeçmemiştir. Politika esnek yürütülecek, ancak ilkelerden asla ama asla vazgeçilmeyecektir. ?Sadece eskiyi eleştirmekle, suçlamakla yetinmiyoruz; yeniyi veya yaratmamız gerekenin ne olduğunu, kavrayışta ve uygulamada nasıl yönelmemiz gerektiğini ortaya çıkarıyoruz. Unutmamak gerekir ki, doğru bir karar verebilmek, doğru bir tutuma ulaşabilmek için, bağımsız kişilikler gereklidir. Bütün yönleriyle bağımlı kişiliklerin, duyguda, düşüncede, davranışta böyle olanların, özgür kararlara ve bundan kaynaklanacak yaşantı biçimlerine ulaşmaları zordur veya oldukça çarpıktır? diyerek bağımsız olan kişiliğinden ısrar edecektir. İşte bu sistem sahipleri için ciddi bir tehlikeyi ifade eder. Burada yeşeren sadece bir ulusal kurtuluşçu savaşçılık değildir. Burada yeşeren sadece bir devrimcilik ya da sosyalistlik de değildir. Burada yeşeren bir sistem karşıtlığıdır. Burada gelişen antikapitalist bir yaşam modelidir. Burada şaha kalkan bin yıllardır ayaklar altına alınan insan onurunun ta kendisidir. Burada direnişe geçen bin yılların insanlığıdır. Anayanlı toplumun baskılanmış tüm zinde dinamik güçleridir. Bunlara elbette kapitalist sistem izin vermeyecektir. Elbette yukarıda da dile getirdiğimiz gibi kapitalist sistem Kayseri tüccarları gibi en iyi olanı elde etmek için her türlü girişimde bulunacaktır. Ama unutulmamalıdır ki burada olup biten, var olana ne kadar değer biçileceği değildir, burada olup biten tümden mal olmaya karşı bir duruştur. Tüm malları ortadan kaldıran, karları red eden, bireyci bencil getirim üzerine kurulu olanı ortadan kaldırmadır. Yani Kayserili tüccarın kara dayalı ticaretini de ortadan kaldırmadır. İşte bu tehlike demektir. Hele hele birde bu hedeften şaşmamak varsa, geri adım atmamak varsa, orada potansiyel bir tehlikeden söz etmek gerekir. Orada bir sistem dağıtıcısını, sistem bozucusunu görmek gerekir. Ve sistem bunu iyi görmüştür.

İyi tahlil etmiştir. Kendince yapması gereken tüm yönlendirmeleri, satın almaları denemiştir. Ve hiç birisi para etmediği için ondan günah gitmiştir. O sistem olarak yapacağını yapmış, ancak başkaldıran buna yanaşmamıştır. Ve sistem açısından yapılması gereken bu tehlikeyi bertaraf etmektir. Ve nitekim sistem adeta ilk günden başlayarak Rêber Apo?ya sert yönelmiştir. Daha 1979 yılında Tahran?da Amerika büyükelçiliğinde PKK ve Rêber Apo?ya ilişkin çıkan yazılı bilgiler nasıl değerlendirilecek? Henüz PKK yeni kurulmuş, ne olduğu belli değilken dahi, ABD ?gelecek açısında bağımsızlıkçı ve tehlikeli? ibaresini boşuna kullanmamıştır. Ve bu sözleri kâğıda dökerken ne yazdığını da iyi bilerek bunu yapmışlardır. İşte 15 Şubatı anlamak istiyorsak, 15 Şubatı değerlendirmek istiyorsak birde bu pencereden bakmak gerekir. Birde hiç şüphe yok ki, 15 Şubat komplosu anlaşılmak isteniyorsa, henüz 1990?ların ortalarında Rêber Apo?ya ilişkin, ABD dergilerinde çıkan, ?İkinci Selahaddin? benzetmesinin bilinmesi gerektiğidir. Bilindiği gibi, Birinci Selahaddin tüm Ortadoğu?yu ele geçirmek üzere olan Haçlı Seferlerine karşı yıllarca tüm Ortadoğu adına savaşarak durdurmasını bilmişti. Haçlı Seferlerini sadece durdurmamış, aynı zamanda 2 Ekim 1187 yılında Kudüs?ü de Haçlılardan almıştı. Selahaddin Eyyubi?nin hakkını tam verebilmek için, Batılıların Haçlı Seferleriyle ne yapmak istediklerini unutulmaması gerekiyor. Devasa bir emperyalizm saldırısının olduğunu daha birkaç yıl önce Bush?un Irak?a dönük başlattığı ?Haçlı Seferinde? görebiliriz. Bush?un 21. yy?da yaptıklarını, Selahaddin 1000 yıl önce engellemiştir. Boşuna Kutsal Roma İmparatoru Friedrich Barbarosa?nın söylediği; ?Kudüs?e yaklaşma, yoksa gelip oraları yerle bir ederiz? mealindeki sözlere, Selahaddin gibi genelde sakin ve makul bir kişilik, şu satırları en sert tonda boşuna yazmamıştır; ?Savaş istiyorsanız sizi bekliyoruz. Kıyamet gününün şafağına kadar sizi yenmeye devam edeceğiz. Böyle bir şey olursa, bu sefer burada savaşmakla kalmayıp denizleri de aşacağız. O toprakları almamız Allah?ı memnun edecektir. Zaten bizimle savaşacak savaşçınız da kalmadı. Buradaki tüm savaşçılarınız şimdi kumun altında gömülü.? Belirtildiği gibi Selahaddin Kudüs?ü 2 Ekim 1187 yılında almıştı. Ancak biz de biliyoruz ki; 9 Aralık 1917 tarihinde Kudüs?e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Henry Hynman Allenby daha sonra Selahaddin Eyyubi?nin mezarına vururken, ?Kalk Selahaddin biz yine geldik? derken bile Friedrich Barbarosa?nın neredeyse bin yıl önce bir mektupla Selahaddin?e yazdıklarını mezarını tekmeleyerek dile getirmesi yabana atılacak sözler değildir. Birinci Selahaddin?in Haçlı Seferlerini durdurduğunu, hatta gerilettiğini biliyoruz. İkinci Selahaddin?de benzer bir rol oynayabileceğinin hesabı yapılarak Rêber Apo?ya karşı uluslararası birçok gücün yanına Kürt ihanetçileri de eklenerek, akıl almaz komplo birde bunun için geliştirilmiştir. İşte bunun için diyoruz ki, Rêber Apo?ya karşı yapılan uluslararası komployu anlamak istiyorsak, birde kapitalist sisteme ve onun yaptıklarına bakarak sonuçlar çıkarmak önemlidir. Sistem karşıtlığı, bağımsız kişiliği, antikapitalist duruşu tüm tahakkümcülerin birleşerek Rêber Apo?ya karşı saldırıya geçmelerinin temel nedenleridir.

Yazının devamı KOMÜNAR 74/PKK PDF?tedir?

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.