ZİLAN SEVGİ KANUNUDUR, EN CİDDİ ANLAYAN VE YAŞAYAN DEĞERDİR
28 Hezîran 2011 Sêşem
PKK'de bu tür eylemler çoktur. İlk günden günümüze kadar bu bir Kürt özelliği değil, bir insanlık özelliği olarak gelişmiştir. Bir Haki Karer militanlığı, kesinlikle bu tarzda bir militanlıktır. Hemen her gün böyle kahramanlıkları olan bir hareketiz.

Abdullah ÖCALAN
Malatya-Elmalı köyü asimilasyonun en yoğun yaşandığı bir alan olmasına rağmen, Zilan kişiliğinin bu çıkışı gerçekleştirmesine büyük bir değer veriyorum. Malatya'da bu geleneğin dirilişte bir anlam ifade ettiğini, diğer alanlarda da buna benzer -özellikle kadınlarda- çıkışların çarpıcı geliştiğini görüyorum. Bu bizi oldukça güçlendiriyor. Malatya, düşmanın ve özel savaşımın üzerinde en çok yoğunlaştığı ve her tür sonucu almak istediği, yabancılaşmanın da en çok yaşandığı, ulusal ve sınıfsal kimliğin ve kişiliğin yitirildiği bir alandır. Buna rağmen böylesine büyük bir çıkışın gerçekleşmesi, bir de bu açıdan üzerinde önemle durmayı gerektiriyor. Bu anlamdaki Malatyalılığa büyük saygı duyuyorum. Bunu yaşama geçirmek benim için hayli heyecan vericidir. Böyle bir Önderlik değerlendirmesine belki layık olmamakla birlikte, öyle olmaya çalışmak istediğimiz kesindir. Böyle bir kadın, böyle bir özgür kadın yaklaşımı haddimizi aşsa da, en azından bunu teşvik etmesi açısından önemlidir. Biz ne kadar böyle olmasak da böyle olmaya çalışacağız; vasiyetin bir gereği olarak da büyük çaba harcayacağız. Burada söz konusu olan ben değilim, söz konusu olan böyle bir kişiliğin böyle bir tanım yapabilmesi ve bu tanımın hepimiz için geçerli olmasıdır. Önderlik bizde, adı ve sanı, aşireti ve kabilesi olan bir kişilik olarak değerlendirilmiyor. Zaten tanım da böyledir. O halde Önderlik konusunda iddialı olan her kişiliğin bir saygısı, duyarlılığı ve ciddiyeti, anlama ve pratikle bütünleştirme gücü varsa, Zilan kişiliğine saygıyla kendisinde buna bir karşılık vererek göstermesi gerekir. Bunu göstermeyene insan demem, hele erkek hiç demem. Benim için bu örnek olduktan sonra, ölçü, anlama ve pratikleştirme kesindir. Neyin esas olduğu neyin olmadığı, neyin her şey olduğu neyin olmadığı, tüm bunlar çok nettir. Dolayısıyla benim için emredici bir anlama sahiptir. Umarım bu temelde benzer iddiası olan tüm kişilikler için bunun böyle anlaşılacağı ve herkesin gücü oranında bunu yaşamsal bir ifadeye, bir pratiğin ta kendisine kavuşturacağıdır. Bunun dışında hiçbir şey bu değerlendirmeye layık olamaz.
Devam ediyorum. Burada bizim emeğimizle ilgili değerlendirmede bulunuyor: “Kürdistan tarihinde sağlanan bu gelişme onun emeği, onun gelişmesidir. Kendisi sevgi kaynağı, birleştirici ve bütünleştiricidir. Kendi şahsında yeni insan tipini, profilini çizmiştir. Bir insanın ne kadar gelişebileceğini kanıtlamıştır. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin bugünkü düzeyi, “Partileşelim, Ordulaşalım, Cepheleşelim, Zaferi Kazanalım” şiarına denk düşen, bütün tali sorunları bir kenara bırakarak bütün Kürt halkıyla düşman gerçeğine doğru yaklaşma temelindedir. Gelinen noktada hemen hemen bütün Kürt halkıyla beraber milyonlarca insanı sıcaklığıyla saran ulusal kurtuluş devrimine ve sosyalizmin hizmetine sokmuş, faşist TC'yi askeri, siyasal, kültürel, ekonomik her konuda geriletmiş ve çözümsüz bırakmıştır.”
Burada emek olgusunun da doğru bir teşhisi vardır. Emekle yaratılan bir kişiliğin bizde özellikle nasıl bir sevgi kaynağı haline geldiğini, nasıl birleştirici ve bütünleştirici olduğunu ortaya koyuyor. Bu temelde yeni bir insan olabileceğimizi yine vurguluyor. En önemli bir cümlesi şudur: “Bir insanın ne kadar gelişebileceğini kanıtlamıştır.” Bunu niye söylüyor? Bizim gibi çok geri, neredeyse zavallı, elinden hiçbir şey gelmeyen, çaresiz insanlar durumuna düşmüş bir toplumun içinde bir insanın ne kadar gelişebileceğini kanıtlamak büyük bir olaydır. Zilan bunu da çok iyi görüyor. Bu, herkesin kolay yakalayabileceği bir değerlendirme de değildir, çok büyük bir değerlendirmedir.
Bu ülkede sevgi katledilmiştir. Birleştiricilik ve bütünleştiricilik adına ortaya çıkan bir kişilik yoktur. Sevgi adı altında bir kemirme, birbirini mutlaka bitirme vardır. Bu, her şeyi dağıtıcı ve bütünleştirmekten uzaklaştıran bir tarzda ele alınıyor. Bunun art niyetle olup olmaması hiç önemli değildir. Kişiliklerin kendileri de bir diken gibidir. Mevcut kişilikler tamamen aşırı bireyci oldukları, birleşme ve bütünleştirmeyi sağlayacak bir yürekte ve amaç yoğunluğunda olmadıkları için ruhsuz kılınmış ve boğuntuya getirilmiştir. Zilan'ın bunu değerlendirmesi önemlidir. Çünkü sevgisiz insan olmaz. Amaçta yoğunlaşmamış, dolayısıyla bütünleştirici ve birleştirici gücü olmayanın bir halka fazla vereceği bir şey olamaz. Bir insanın gerektiğinde sınırsız gelişmeyi bir halkın ihtiyacına göre göstermesi çok önemlidir. Bunu kısmen sağladığımı belirtmeliyim. Bu anlamda adeta tanrılar katına kadar yükselmeyi de arzularım. Önemli olan burada düzeyin yakalanması ve kendi eylemiyle buna biraz katkıda bulunmak istemesidir. Bana göre benim eylemimden daha büyük olan değerlendirme ve eylem de budur.
Devam ediyorum: “Zaferin öngünlerini yaşadığımız yeni süreçte halkın kurtuluş umutları olan bizlerin, Parti Önderliğimizin yaşamına, düşüncelerine ve mücadelesine yakışır bir biçimde dönemsel bütün görevlerimizi en iyi bir şekilde yerine getirmemiz gerekiyor” diyor. Burada bir militanın kendi görevlerine nasıl yaklaşması gerektiğini vurguluyor. Devam ediyor: “Sıkça tekrarlanan küçük burjuva, köylülük ve feodal anlayışların kişiliklerimizde yer etmişliği, düşmanın şekillendirmesi, özel savaşın etkileri ve buna benzer gerçeklere sığınarak çeşitli özeleştirilerin bizleri ilerletmediği açıklık kazanmıştır. Verilecek en iyi özeleştirinin doğru bir pratikten geçtiğine inanıyorum.”
Bu da çok çarpıcı bir değerlendirmedir. Neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir, özellikle parti bünyemizde bu vardır: Kişilerin birçok sınıfsal özellikleri en geri feodal, köylü ve iflah olmaz küçük burjuva karakterdedir. Onun bir ifadesi olarak sürekli tekrarlıyorlar. Fakat bunu pratikleştirmeye, yaşamı bu temelde dönüştürmeye yönelmiyorlar. Bu konuda büyük bir ikiyüzlülük var ve değerli yoldaşımız Zilan buna isyan ediyor. Aslında buna yeter diyor. “Böyle ucuz özeleştiriler verme” diye emrediyor. Bizzat cümlelerinde bu var: “Verilecek en iyi özeleştirinin doğru bir pratikten geçtiğine inanıyorum” diyor. Bu eylem aynı zamanda en büyük özeleştirisel bir eylemdir. Bu sözlerin ifade ettiği öz, her türlü eksikliğe büyük bir darbedir.
Özellikle partililer bağlılıkları olduğunu söylüyorlarsa ve gerçekten saygıları varsa, bu sözcükleri çokça tekrarlayacaklarına, bu kadar büyük bir eylemle buna büyük cevabı veren kişiliğe en azından kendi yaşamlarında benzer bir cevap olabilmeliler. Burada kimse intihar eylemliliği gerçekleştirin demiyor. Çünkü bu semboldür, en büyüğüdür. Yapılması gereken şey, bu özellikleri yaşamında ve savaşımında an be an savaşımın her sahasına ve her sorununa başarıyla uygulamaktır. Zaten sembol ve emredici olmasını böyle değerlendiriyoruz; Zilan’ın gerçek bir komuta, bir tanrıça kişiliğine doğru açılımını böyle değerlendiriyoruz. Aksi halde hiç kimse kendini ikiyüzlü olmaktan kurtaramaz. Bunun mutlaka doğru anlaşılmasıyla ancak partilileşeceğini benim de bir uyarı olarak belirtmem yerindedir.
Devam ediyor: “Düşman, topyekün üzerimize geliyor. Bizim de olanca gücümüzle düşmana yüklenmemiz, özgürlüğün bedelini en kararlıca ödeyeceğimizi düşmana hissettirmemiz gerekiyor” diyor. Bu değerlendirme çok çarpıcıdır. Düşman gerçekten olanca gücüyle üzerimize geliyor ve yok etmek istiyor. Bunu hissedelim. Özgürlüğümüzden tutalım neyimiz varsa her şey elden gidiyor. Bunu önlemek için en kararlıca bir şeyler yapmamız gerekiyor. Zilan yoldaşın yaptığı büyük bir eylemdir. Düşmana “Yeter, bu kadar üzerimize gelme! Tamam, güçlüsün, arkanda belli güçler var; ama bizim de büyük insanlığımız vardır. Gerekirse ben bir kadın kişiliğinde bile bu büyük insanlığı sende böyle patlatacağım, bunu sana hissettireceğim” diyor ve hissettiriyor. Onun eyleminin büyük sarsıcı eylemlerden birisi olduğu kesindir. İnsanlık da bunu böyle hissediyor ve bunu daha da hissettirmek bize düşüyor. Gerçekten ben bağlıyım, benim yoldaşça bir bağlılığım var diyenin hiç eveleyip gevelemeden, bunu bir karakter özelliği haline getirerek karşılık vermesi emredicidir. Bunun dayatmayla bir ilgisi yoktur. Bu eylem sembol değerindedir. Zilan kişiliği tanrıça kişiliğidir. Bu eyleme saygıyla ve kutsalca yaklaşılır, insan adeta yalvarırcasına ve hatta kendisini affettirircesine niyaz eder, buna göre kendi moral değerini ve kişiliğini uygun hale getirir ve kendisini böylece de affettirmiş olur. Çıkarılması gereken en önemli sonuç bu oluyor.
Devam ediyor: “Mücadele tarihine baktığımızda, PKK, akıl sınırlarının anlamakta zorluk çektiği büyük kahramanlık, direniş, emek, kararlılık ve inançla yaratılmıştır. Direniş, PKK'nin temel karakteri olmuştur” diyor. Burada PKK'nin yine bir tanımını yapıyor. “İnsanlık tarihinin veya akıl sınırlarının anlamakta zorluk çektiği kahramanlık” diyor. Direniş, emek, kararlılık, inanç: Bunlarla burada PKK'nin karakteristik özelliklerini sıralıyor. Bu değerlendirme doğrudur. PKK'nin gerçek militanlığıyla birleştirdiğinde, her militanın nasıl bir PKKliliği yakalaması gerektiğini ortaya koyuyor. Sorumlu bir anlayışla partileştiğini veya partili olduğunu söyleyen birisi varsa, partileşmenin ancak bu cümlelerle izah edildiği gibi yaşamsallaştırılacağını bilmelidir. Zilan yoldaş da bunu çok çarpıcı bir biçimde kanıtlıyor. Bu anlayışınızı ve ruhunuzu zorlasa da, onun ağzından gerçekleri sıralamayı bir görev biliyorum.
Devam ediyor: “Bizlerin bu tarihi mirasa sahip çıkmamız ve sürecin gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor. Süreç intihar eylemlerini gerekli kılıyor. Bu hem bir taktiksel çıkış olacak, hem de bizim açımızdan büyük moral etkileri olan bir eylemlilik olacaktır. Düşmanın Önderliğimize suikast girişiminde bulunarak sonuç almaya çalıştığı bu süreçte, düşmana verilecek en iyi cevap böyle bir eylem olacaktır. Bu tür bir eylemlilik, moralmen bozguna uğrayan düşmanı çıldırtmak, düşmanı bulunduğu her alanda çepeçevre kuşatmak, ülkeyi ona zindan etmek anlamına geliyor. Bizim açımızdan ise başta halkımıza, bütün savaş güçlerimize moral vermek, cesareti ve direnişi güçlendirmek, dost düşman herkese davamızda ne kadar kararlı olduğumuzu ve bu uğurda özgürlüğün bedelini bombaları kendimizde patlatarak gerçekleştireceğimiz mesajını bir kez daha vermek, halkımızın özgürlük istemini bütün dünyaya duyurmak ve ileri ki süreçte halkımızın bu yönlü direnişleri geliştirmesinin öncülüğünü yapmak, savaşa her yerinde ivme kazandırmak anlamına gelmektedir.”
Burada görev anlayışını ortaya koyuyor. Bir kez daha imha edici tarzda üzerimize gelen düşmana ‘dur’ demenin bir kişilikte nasıl eyleme dönüşmesi gerektiğini vurguluyor. Her ne kadar buna intihar eylemi diyorsa da, bu büyük bir direniş, diriliş eylemi oluyor. Dünyanın tüm güçleriyle insanın üzerine geldiğinde, bir halkın namuslu bir bireyinin kendisinde nasıl bir eylem gerçekleştirebileceğini ortaya koyuyor. PKK'de bu tür eylemler çoktur. İlk günden günümüze kadar bu bir Kürt özelliği değil, bir insanlık özelliği olarak gelişmiştir. Bir Haki Karer militanlığı, kesinlikle bu tarzda bir militanlıktır. Hemen her gün böyle kahramanlıkları olan bir hareketiz. Bu kahramanlıklar içinde en parlak yıldızlardan birisi de Zilan'dır. O hepsinin hem büyük moral değeri, hem de onun çok aydınlatan bilinci oluyor. Burada büyük etkilenmemek mümkün değildir. Şüphesiz insanlığı etkiliyor, düşmanı da kesin etkilemiştir. Eylemin sonuçlarını düşman da, insanlık ve halkımız da anlayacaktır. Çağrı yapıyor, en zor süreçlerde bile olsa bir militan kişiliğin neye kadir olabileceğini çok mütevazı bir biçimde ortaya koyuyor. Büyük saygı duyulması gereken bir kişilik, kendisini bir kez daha bize böyle dayatmaktadır.
Burada yine bize hitap ediyor: “Başkanım, kendimi intihar eylemini gerçekleştirmek için aday görüyorum. Bizler sizin bitmez tükenmez emek ve çabalarınıza karşı canımızı bile versek yeterli değildir. Keşke canımızdan başka verecek bir şeylerimiz de olsaydı! Siz yaşamınızla bir halkı yeniden yarattınız, bizler sizin eseriniziz. Tüm Kürdistan halkının ve dünya insanlığının geleceğinin teminatısınız; yaşamınız bize sevgi, cesaret, inanç ve onur veriyor. Tüm Kürdistan halkı ve milyonlarca insan size ölümüne bağlıdır. Sizin bu çekiciliğiniz bizi de oldukça etkilemektedir. En zorlandığımız anlarda sizin bizlere olan sevginizi düşünüyor ve manevi güç alıyoruz. Şehide en çok bağlı olan sizsiniz. Bu temelde gözümüz kesinlikle arkada kalmayacaktır. Bu eylemi gerçekleştirmem gereken bir görev olarak görüyor ve kendimi sorumlu hissediyorum. Mevcut geriliklerimi aşmanın, özgürleşmenin ve kendimi gerçekleştirmenin yolunun savaştan geçtiğini ve bu savaşın da gereğinin yerine getirilmesinin gereğine inanıyorum. Mazlum, Hayri, Kemal, Ferhat, Besê, Beritan, Berivan ve Ronahi yoldaşların direnişlerine sahip çıkmak ve onların takipçisi olmak istiyorum. Halkımın özgürlük isteminin ifadesi olmak istiyorum. Emperyalizmin kadını köleleştiren politikalarına karşılık bombayı kendimde patlatarak hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadının dirilişinin sembolü olmak istiyorum.”
Burada her bir cümlesi, hatta her kelimesi bile bir tez düzeyinde ele alınıp işlenebilecek son derece önemli bir değerlendirmeyle karşı karşıyayız. Şüphesiz biz de kendimizi insanlığa, halkımıza ve yoldaşlara biraz feda ettik, ama bu gerçekten şu cümledeki kadar değildir: “Keşke canımızdan başka verecek bir şeylerimiz olsaydı!” Bu, kendini sınırsız feda etmektir ve benden daha üstün olduğu kesindir. Biz bu kadarına cesaret edemeyiz. Bu, en çok sarsıcı bulduğum, halen sürekli düşüncemde ve yüreğimde tuttuğum bir yaklaşımdır. Ben bir şeyler yapıyorum, ama ben yaptıklarımı bu kadar soylu görmüyorum ve bir militanın yapması gereken işler olarak sayıyorum. Ama bir insanın canından daha fazla verecek bir şeyi olabileceğini düşünmesi, elindeki tek can varlığını böylesine çok zor ve çok az insanın deneyebileceği biçimde vermesi değerlendirme gücümüzün üstündedir.
Keşke bizim buna biraz daha saygılı olabilecek, anlam verebilecek, güç verebilecek başka bir çalışma tarzımız olsaydı veya keşke benim devrimciliğimin biraz daha yaratıcılığı olabilseydi de böyle bir kişiliği yüceltebilseydim, yaşamsallaştırabilseydim! Bunun endişesi ve çabası içinde oluyorum; sözümü her zaman olduğu gibi bir kez daha veriyorum. Yaşamımızla bir halkı yaratmaya çalışıyoruz. Yine Zilan “sizin eseriniz” dese de, ben o kadar olduğumu söyleyemem, ama etkilediğim açıktır. Beni burada bağlayan şey hem bu halkın yeniden şekillenmesi, hem de birey olarak özellikle kadının bu şekillenmeyi yaşamasıdır. Böyle güçlü bir eylem yapmasını istemezdim, ama yaptı. Bunun sorumlusu benim, dolayısıyla istediğim gibi gerekeni yapamadıysam da, şüphesiz bundan sonra daha fazla yapmaya çalışacağım.
Bu son bir yıl içinde, böyle bir yoldaşa nasıl bir cevap vermem gerektiğini düşündüm. Dile getirdiklerinin gerçek olabilmesi için yine çok çaba harcadım. Halkın ve insanlığın teminatı olabilmek şüphesiz değerlidir. Yalnız halkımız için değil, temel insani değerler dediğimiz tüm insanlığı ilgilendiren konularda çok duyarlıyım. Bundan da taviz vermem asla mümkün olmayacaktır. Mevcut insanlığı hiç yaşamasam da, insanlık denilen değerleri tek başına yaşasam da, bu konuda kararlılığım kesindir. Onur, sevgi, cesaret ve inanç olabilmek, onunla etrafı etkileyebilmek şüphesiz değerlidir. Ben de bunu istiyorum. Bu kişiliklerde de bunu buluyorum. Sınırlı böyle olabiliyorum, daha fazla böyle olmak istiyorum; tutkum ve bir anlamda aşkım da budur. Yani insanların sevebileceği bir kaynak olabilmek, cesarete yol açabilmek, inancın derinliğini ve insanlığı ortaya koyabilmek biraz gerçekleştirildi. Tabii ki insan keşke daha da genç ve güçlü olabilse de bu kavramlara hakkını verebilse diyorum.
Bize bahşettiği bu özellikleri daha da yaşamsal kılmak için şüphesiz yapılanlar çok azdır. Güç veya yaşam yetebilse de, bunları daha amansız yapabilsek! Şüphesiz şehitlere bağlılığı asla elden bırakmayacağız. Bu hareket şehitler hareketidir. Şehitlere anlam vermeyen, benim için yaşayamaz. Herkes burada şunu anlayabilmelidir: Şehitlerin yaşamının bir anlamı vardır. Ben bunu görüyor ve değerlendiriyorum. Hatta kendi yaşamımı mevcut yaşayanlara göre bir ölü gibi tutuyorum, ama şehitlerin anlamını da en yaşamsal olarak değerlendiriyorum. Benim için değerli olan budur. Benim şöyle böyle bir yaşamın sahibi olup olmamam hiç önemli değildir. Ama şehitlerin vasiyeti olabilecek anlayış ve kavramlarla sürekli olabilmek, kim beni nasıl değerlendirirse değerlendirsin, çok daha değerlidir. Asla bundan vazgeçmeyeceğimi ve gereklerini daha da çarpıcı yerine getireceğimi herkes bilmelidir. Bize yaklaşacaklarsa, şehitlerin emir erleri olarak yaklaşmaları tek çıkış yoludur. Doğrulukla ve başarıyla bunu yaratmak da bu bağlılığın açık bir göstergesi, bir ifadesidir.
Zilan yoldaş, “Mevcut geriliklerimi aşmanın, özgürleşmenin ve kendini gerçekleştirmenin savaştan geçtiğini ve savaşın da gereğinin yerine getirilmesinin gereğine inanıyorum” diyor. Böyle hazır olmadığı bir savaşı kendi kişiliğinde yaşamasını istemezdim. Ama çok sorumlu bir kişilik ve vicdanı çok güçlü olduğu için, mutlaka bu savaşı verme dürüstlüğünü gösteriyor. Bu kadar büyük bir anlayışla büyük bir savaşçılığı birleştirmek, ancak tarihi kahramanlıklara özgü olabilir. Burada PKK'nin kahraman şehitlerinin anısını devam ettirilmesi gerektiğini söylüyor. Bence Zilan en büyük devam ettirmeyi kendi kişiliğinde gerçekleştirmiş, bütün şahadetlerin kraliçesi olabilmiştir. Burada emperyalizmin halkımızı ve kadını hiçe sayan, onu biçimsizleştiren etkilerine karşı, “Hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum” diyor. Bunlar da anlamlı değerlendirmelerdir ve sanırım etkilemiştir de.
Devam ediyor: “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Başkan APO önderliğinde yürütülen Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz çok yakında zafere ulaşacak ve mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini bulacaktır” diyor. Böylesine sonucu kesin belli olan, hücrelerine kadar kendini parçalayabilen bir eylemi, ölüm olarak değerlendirmiyor; tam tersine, “Yaşam iddiam çok büyük” diyerek eylemi gerçekleştiriyor. “Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyor. Eylem yalnız bu sergilediği olay değildir. Onun eylemden kastettiği bellidir: Hem yaşamın anlamı derin olacak, hem de günlük olarak yaşamı bir eylem olacaktır. Bu da büyük bir savaşçılıkla mümkündür. Bu eylem bunun sembolü oluyor. Ama burada “böyle bir eylemle bittim, işte bu kadarım” demek istemiyor; tam tersine, esas almak istediği, “böyle bir yaşamın üzerine gidiyorum, böyle bir yaşamın sahibi olmak istiyorum”dur. Burada ölüm yoktur. Toplumumuza dayatılan, çok cüceleştirilen ve aslında yaşamdan başka her şey denilebilen gerçek ölüme karşı büyük bir yaşam söz konusudur. Anlaşılması gereken en temel nokta budur.
Ancak bu kadar yaşamsallaşmış bir kişilik böyle büyük bir eylemin sahibi olabilir ve olmuştur da. Bunun edebi bir dille tek başına romanlaştırılacak değerde bir iddia, bir tez olduğunu rahatlıkla söylemem gerekiyor. Bu kadar düşmüş kişilikler, onların her tür inanılmaz düşkünlükleri göz önüne getirildiğinde, böylesine iddiası büyük, kendisi büyük bir yaşam yürüyüşünü kutsal varlıklar derecesinde ele almak, mümkünse her gün adeta ruhuna nakşederek onunla yaşamak bana göre tek doğru yaşam yoludur. Nasıl ki tanrıya ve onun peygamberlerine kutsallıkla, mümince bağlı kalınarak yaşanıyorsa, ulusal anlamda da sonuna kadar böyle bir kişiliği, bu eylemi, bu savaşı ve yaşam tarzını yaşarsak, ancak o zaman doğru bir yaşamın sahibi oluruz.
“Mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alacaktır” diyor. Bize düşen, bu kutsal değer karşısında görevlerini yerine getirmek, yaşamdan başka her şeye benzeyen, onursuzluk, sevgisizlik ve şerefsizlik yüklü, hiçbir maddi ve manevi zenginliği olmayan bu yaşamı yırtmak, anlamlı ve eylemli bir yaşam sahibi olabilmektir. Zilan bunu sembolize etmiştir ve bu kutsaldır. Tanrımıza, peygamberimize, yüce bellediğimiz değerlere ne kadar bağlı oluyorsak, ulusal anlamda da böyle kutsal olan, sürekli bağlı kalınması gereken bir yaşamın ve onun eyleminin sahibiyle karşı karşıyayız. Mütevazı olmalıyız; bağlılığımızı günlük yaşam tarzımızla, onun savaş ve başarı tarzıyla mutlaka gösterebilmeliyiz.
Son cümlelerini okumaya devam ediyorum:“Bu temelde Başkan APO’ya, tüm Kürdistan şehitlerine, tüm savaş ve cephe güçlerimize, zindandaki yoldaşlarımıza, Kürdistan halkına ve insanlığa bağlılığımı bir kez daha ifade ediyor ve onlara layık olmaya çalışacağıma dair söz veriyorum” diyor. Bu büyük bir söz vermedir. Bir insanın yaşamını en çarpıcı bağlayacak sözdür. Son zamanlarda söze göre yaşamaktan sıkça bahsediyorum. İnsanların büyük sözlerinin olması, bu büyük sözlere göre yaşamayı bilmeleri ve onun gücünü göstermeleri gerekir.
Zilan tam bu noktada sonuçlandırıyor: “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” diyor. Bu eylem, yaşamı ve insanları çok sevmeyle bağlantılıdır. Kuşkusuz burada ölüm sözcüğüne yine yer yoktur. Halk gerçekliğimizde öldürülen bir insanlık var; öldürülen, katledilen bir sevgi var. Hiçbir biçimde tahammül edilemez, mezardaki sessizlikten daha kötü bir sessizlik var. İşte bu kişilik bunun üzerine yürüyor. Bunun başka yolu var mı? Dürüst bir insanın bunun dışında başka bir yol bulamayacağı kesindir.
Burada anmayı bir ağlayıp sızlama biçiminde asla düşünmedim; anmayı çok çılgınca bir yaşam gösterisine çevirmek istedim. Son bir yılımı nasıl karşıladım? Kendisi özgür kadın olmaya büyük değer vermesi itibariyle, bu yönlü gelişmeyi çok çarpıcı kılmaya çalıştım. Bu konuda son derece yaratıcı olmaktan çekinmedim. Erkekler genel olarak bir kadın veya birkaç kadın için yaşamaya ve bunları çok kara sevdaca bir tarzda yapmaya bayılırlar. Çok aşık olduğunu söyleyenler açısından tarihe baktığımızda, hepsinin dağarcığında birkaç kadın bulunduğunu görüyoruz. En sosyalistim diyen Lenin'in bile birlikte yaşadığı bir Nadejda Krupskaya vardır. Belki ilgisini çeken birkaç kadın daha vardır. Bizim kadına böyle yaklaşamayacağımız ortaya çıkıyor. Halkımızın yaşadığı gerçeklikte, kadın en alt düzeyde yaşanmışlığı ve bitmişliği ifade ediyor. Kürtçe'de kadın kelimesi ‘jin’ yani yaşam anlamına da gelir. Toplumumuzda ‘jin’, aslında ‘en kötü ölüm’ demek oluyor. Bu yoldaşımız bunun da derin bilincinde, kadının yaşamsallaştırılması gerektiğinin farkındadır. Fakat bir kör kuyu gibi etrafındaki aile ilişkileriyle toplumun bütün moral ve değer yargılarıyla bütün tuzaklar, bütün komplolar, kıskançlıklar ve bireycilikler kadın etrafında gelişiyor. Ben bunu kapsamlıca ele aldım.
Bu büyük eylemin diğer bir önemi de, en çok katliamı yaşayan bir alan olan Dersim’i seçmesidir. Düşman o yıl Dersim’e çok yüklendi, her şeyi yok etmek istedi. Oraya ‘Tunceli’ dedi; yani bizi ‘tunç eli’yle vurmak istedi. Orada bir kadın bu eli kırmak istedi ve haklıydı; çünkü bu el her şeyi -oradaki tarihi, güzelim coğrafyayı, bütün insanları vuruyor. Bu büyük eylemi düzenlemeye hakkı vardır.
Başta Kürdistan gerçeğinde olmak üzere, kadın yaşamın tersi bir duruma getirilmiştir. Bu vesileyle şuna izah getirmek istiyorum: Bazıları benim yürüyüşümü ve yaşamımı belki değerlendirmek istiyor, benim kadınla veya kadınlarla nasıl yürümek ve yaşamak istediğimi soruyorlar, hatta bazıları kitap yazıyorlar. Kadınlarla olağanüstü ilgili olmak zorunluluğu duyuyorum. Uzun süre kadına bakılmasının bile günah olup olmadığını sorgulayan bir kişiydim. Eğer törelere göre, hatta dini yargılara göre doğru değilse, yıllarca bir kadının yüzüne bile bakmanın benim için sakıncalı olduğunu vurgulamak istiyorum. Ama şimdi tam tersi bir durumu ortaya çıkarmış bulunuyorum. Hiçbir erkeğin cesaret edemeyeceği kadar kadın gerçeğine yönelmek, kadınla yaşamın nasıl gelişebileceğini hem düşüncede hem de ruhta yaşayabilmek, hatta fiziki olarak da yaşamla ne ilişkisi var gibi soruları kendime sormak giderek beni etkiliyor ve bunlara cevap vermeye çalışıyorum.
Zilan kişiliği burada bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor. Kadın etrafındaki o büyük haksızlığı, küçük düşürülmüşlüğü ve yaşamın dışına bırakılmışlığı çok kahredici bir eylemle cevaplandırıyor. Bunu herkes anlamak zorundadır. Kadın etrafında kurulan her türlü baskıyı, sömürüyü, tuzağı ve erkek ağırlıklı toplumsal yaklaşımları bu eylemle yok etmeye çalışmıştır. En az dış cephe kadar, Dersim’de kendini sınırsız kuvvet sahibi gösterenlerde bu bombayı patlatıyor. “Kadını böyle ele alamazsınız, kadınla böyle yaşayamazsınız” veya “Kadın sizinle böyle yaşayamaz” diyor. Bana göre cesaretin en önemli bir kaynağı da buradadır. Kadının içine düşürülmüş olduğu yaşam demeyeceğim, yaşam dışı gerçeklik onu korkunç bir kine, öfkeye doğru götürüyor. Sadece Kürt kadınında değil, genelde kadının emperyalizm karşısındaki düşürüldüğü duruma karşı, kadının böyle olmadığını, böyle olamayacağını, bambaşka bir olay olduğunu, büyük bir yiğitlik ve büyük bir yaşam değeri olabileceğini anlatmak istiyor. Bana göre bu çok değerlidir ve kadın bu temelde tanımlanabilir. Kadın olmak büyük bir eylem, büyük bir yaşam, büyük bir cesaret, büyük bir direniş, büyük bir savaş olayıdır.
Bu eylemin kendisi tanrısal bir eylemdir. Nereden bakılırsa bakılsın, bu biçimiyle gerçekleşen eylemler yok denecek kadar azdır. Ama temelleriyle ortaya koymak istersek, kadınla yaşamın yolunu açmıştır. Kendimi örnek olarak gösterirsem, zayıf kadın benden bir şeyler alıp götürür, bu zayıflığıyla beni boğmak ister derim. Bu kompleks halen bende vardır. Çünkü zayıf kadın, bütün o kadınlık numaralarıyla karşısındakini zayıflatmak ister. Sömürücü, zalim ve kadını hiçleştiren erkeğin arkasında böyle bir kadın vardır. Dikkat ederseniz, bu tür kadınların hepsi uysaldır ve erkeğin yardakçısıdır. Kadın, pohpohlamaktan öteye gitmiyor. Bu sömürü toplumunu, emperyalizmi, kölelikten günümüze kadar olan baskıcı sistemleri ortaya çıkarmıştır. Zilan yoldaş, bu tip kadına da ölümcül darbeyi indiriyor. Burası çok çarpıcıdır. Böyle bir kadın olmak şurada kalsın, böyle kadınlıkla da müthiş bir hesaplaşma içerisindedir ve kuru bir intikam kişiliği değildir.
“Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyor. Bütün bu tarihsel kirlenmeleri bu bombayla yakıp yıktıktan sonra, özgür kadın için bir imkân ortaya çıkıyor. Şimdi bunu daha iyi hissediyorum. İnsan böyle bilinçli ve cesaretli kadınla çok çarpıcı konuşabilir, sözleşebilir. Onunla en büyük aşkı da yaşayabilir. Şunu rahatlıkla söylemek gerekiyor ki, bizim için eğer yaşam kadınla olacaksa, bu yaşam Zilan tarzında olmalıdır. Nişanlı, sözlü ve evli olmaktan çok korktum. Ama Zilan tarzıyla tanışmayı yaşadıktan sonra bir sözleşme yapıyorum. Şüphesiz bunu kendi basit güdülerimi tatmin etmek için söylemiyorum. Yalnız bizim ulusal düzeydeki kadınlıkla değil, mümkünse bütün insanlık özlemi içindeki kadınlarla yeni bir sözleşmeden bahsediyorum. Bana göre Zilan kişiliği bunu hak eden bir kişiliktir. Yeni sözleşmeler kadınla bu temelde olursa, bu en güzel bir tarzda olacaktır. Hiçbir ayıbı ve utancı olmayan, son derece yakıcı, çok derin, çok aydınlatıcı bir bilinçle ve yine çok sıkı kavrayan bir ruhla bu sözleşme gelişeceğe benziyor.
Zilan Yaşam Manifestomuzdur
Kürd’ün şimdiye kadar sevgiden fazla anlamadığı, bir aşkı yaşamadığı biliniyor. Ehmedê Xane'nin Mem û Zîn'inde bile aşkın kenarından geçilmemiştir. Aşk yerine söylenen bir söylem vardır. Onun da sonu, dili bile olmayan ve ayağa bile kalkamayan bir Zîn'le, yine iki adım bile yol alamayan bir Mem'dir. Yani herhangi bir gücü filan yoktur. O büyük aşk klasiğinde, destanında bile aşkın kenarından geçilmiyor. Daha sonraki üç yüz yılı göz önüne getirdiğimizde, aşkın artık sözü bile edilmez olur. Bir tek sözcükle, güzel bir sevgi üzerine hiç kimse bir şey yazamaz olur. Şimdi bizim burada aşkı ne kadar yaratıp yaratmadığımız o kadar önemli değildir. Ama bir iddiamız, bir eylemliliğimiz var. Bunu kadınla yapmaya çalışıyoruz. Buna kim ne ad takarsa taksın önemli değildir. Ben kendimi ortaya koydum; yoldaşlarımız, etkilendiğimiz ve etkilediğimiz kadınlarımız ortadadır. Şüphesiz bunlar belki benden daha fazlasını bekliyorlar, ama bizde gerçekleşen bu kadardır. İsteyebildikleri gibi bir insan olmayı, hatta bir erkek olmayı da bu vesileyle dile getirmek istedim.
Bu yıl benim sıkça kullandığım bir söz de ‘erkeği öldürmek’ti. Erkeği öldürmek demek, kadın karşısında bir zalimden, bir despottan, bir tüketiciden, her bakımdan çirkin konumdan öteye bir durumda olmayan erkeği öldürmek demektir. Bunu her erkek, özellikle içimizdeki erkekler bilmek zorundadır. Kadın karşısındaki böyle erkeklerin konumlarını ne yapacağım? Bu erkeklik zaten elinden de bir şey gelmeyen bir erkekliktir. Doğru dürüst bir savaşı veremiyor, doğru dürüst bir taktiği bile hayata geçiremiyor. Bu erkeğin bilinci uyanan Kürt kızında, Kürt kadınında bir anlam ifade etmeyeceği açıktır. Zilan gibi bir büyüklük karşısında, klasik erkekliğin beş para bile etmeyeceği açıktır.
Kaba cinsel güdülerle bir kadına yüklenme devrinin artık geçtiğini herkesin bilmesi gerekiyor. Kadın denilen olayın yaşamsal ve eylemsel olduğu artık bilinmelidir. Dolayısıyla biraz daha açık sözlü olmak kadar, kendini eşitliğe ve özgürlüğe yakın bir konuma taşırmak önemlidir. Kadınla başka türlü buluşmak ve söyleşmek mümkün değildir. Saygı, büyüklük ve tutarlılık varsa, erkeklerimiz bunun gereklerini yerine getirirse, bir kadın bulabilirler. Kadınlar neden bu kadar bize bağlılar? Erkeklerimiz genellikle kıskançtır. Bu kadar büyük bağlılıklar bile benim için hiç sorun değildir. Başlık parasıyla -ki, toplumda bu böyledir-, bizde ise yetkiye sığınarak ve gücünü böyle göstererek bir kadını kazanamazsınız. Bir kadını kazanmanın yolu, Zilan'ın kendini değerlendirdiği biçimde olur.
Dikkat ederseniz bu kadın yoldaşımızla benim herhangi bir tanışmışlığım yoktur, ama en büyük bağlılığını ortaya koyabiliyor. Bu nokta çok önemlidir. Bir erkeğin bir kadın için nasıl olması gerektiğini ortaya koymaya çalışıyor. Eğer biraz böyle olabilirseniz, bir kadının nasıl bağlanabileceği ve sadece bağlanmakla da kalmayıp nasıl kahraman olabileceği ortadadır. Bunu anlamazsanız, kesinlikle kendinize erkek diyemeyeceksiniz. Belki başka yerde, dışımızda bunu diyebilirsiniz; ama kendi gerçekliğimizde -umarım bunu bütün halkımız içinde de gerçekleştireceğiz- bu kişiliğe başka türlü saygımızın olabilmesi de mümkün değildir.
Ayrıca bu da yetmiyor. Yani yeni insan tipinin bir kadın için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Vicdanınız ve biraz gücünüz varsa, yalnız benim emirlerime ve dayatmalarıma göre kadın değil, kadına göre ben nasıl olmalıyım diye kendinize sormalısınız. Şimdi bu soru daha yakıcı olmalıdır. Kadın neden her yönüyle sana göre olsun? Hele iflas etmişliğin, fazla yaratıcı olmadığın ve çirkin olduğun ortadayken, bir kadın neden sadece sana göre olsun? Biraz paran, malın ve mülkün olduğu için mi? Biraz kaba gücün olduğu için mi? Bunlarla herhangi bir sevginin, bir aşkın yakalanmayacağı açıktır. Bu tip kişilikler baskıyla kadını yüzyıllarca kendilerine bağlamak isterler. İşte buna karşı büyük bir başkaldırı var. Ben buna saygılıyım ve bunun önderliğini yapmaktan da gurur duyuyorum. Böyle kadınların önderi olmaktan da büyük bir haz duyuyorum. Onlarla böyle yaşamanın hiçbir ayıbı yoktur. Böyle bir kadın ordulaşmasının en büyük destekçisi olmaktan da gurur duyuyorum. Neden ucuz sözlerle bu değerlendiriliyor ki, böylesine yiğit kadınlar ordusunun bir yardımcısı olmak neden dedikoduya götürsün ki? Bu kadınlar ki, her birisi büyük bir kahraman durumuna gelebiliyor. Karılarınız olamadığı için kıskanıyorsanız, o ayrı bir sorundur. Siz de yiğitlik yapın, siz de kadınların istediği bir kişiliği sergileyin ki, bu kadınlar sizin yoldaşlarınız ve sözlüleriniz olsun. Ama bu gücü gösteremiyorsanız, tabii ki bu ülkede sizin için kadın olmayacaktır.
Gücümü bu temelde daha fazla kullanacağım. Ben bir intikamcıyım. Siz ülkenize hiç sahip çıkamayacaksınız, özgürlük için hiçbir şey yapmayacaksınız, sözle pratik arasında hiçbir bağlantıyı kurmayacaksınız, ondan sonra da bana “Canım kadın istiyor, yaşam istiyor” diyeceksiniz: Bu kabul edilemez. Zilan kişiliğinde bu yerle bir edilmiştir. Özellikle parti saflarımızda herkes bilmelidir ki, bu sözler boşuna söylenmemiştir. Gerekirse bütün kadınların bağlı olabileceği bir erkek olmayı da gerçekleştireceğim. Onların manen güç olacakları ve hiçbir erkeğe bağlı olmayı hissetmeyecekleri kadar çarpıcı olacağım ve de oluyorum. Kadınlar bunu büyük bir coşkuyla karşılıyorlar. Ama bu yalnız başına yetmez. Gönül ister ki, bütün erkeklerimiz az çok bu temelde kadın yoldaşlarının duygularını ve düşüncelerini kendi kişiliklerinde doğru temsil etsinler.
En önemlisi de, ülkesiz, özgürlüksüz, savaşsız ve başarısız yaşam olmaz; dolayısıyla kadın da olmaz. Bunu anlamadıkça Zilan'ı, dolayısıyla özgür militan kadını da anlayamazsınız. Bütün erkeklerimize veya parti içindeki yoldaşlara kadınla yaşamak isteyenler var mı diye soruyorum. Keşke bir kadını sevebilseniz, keşke biraz bu anlamda yüreğiniz ve vicdanınız olabilse de kişiliğiniz biraz can bulabilse! Ben bunun yolunu açmak istiyorum. Ucuz laflarla ileri geri konuşulacağına, hakkımızda şöyle böyle değerlendirmeler yapılacağına, bunun yolunun açılmak istendiği anlaşılmalıdır.
Kadın şerefli ve kutsal bir biçimde büyük değerlerle birlikte yaşanılması gereken bir varlıktır. Bunun anlamını vermek istiyorum. Yaşama bundan daha değerli katkı olabilir mi? Bir yiğitliğiniz, bir erkekliğiniz varsa, bu konuda kendinizi göstermekten daha değerli bir çaba olabilir mi? Son bir yılda bu tip duygu ve düşünceleri çok yönlü geliştirmek istedim. Savaşla, dış cephede şu kadar başarı kazandık demekle övünmüyoruz. Aslında bunlardan büyük üzüntü de duyuyoruz. Biz savaşı hiçbir zaman sadistçe ele almadık. Asker, hain vuruyoruz deyip bundan zevk duymuyoruz. Bunlar yaşamın önünde bir engel olarak dikildikleri için, bizi an be an imha etmek istedikleri için savaşıyoruz. Yoksa bu dünyada en zor savaşabilecek olan biri varsa o da benim. Ancak yaşamın başka yolu yoktur. Her gün bu konuda çağrı yapıyorum; insani bir yöntemle, yani vurmadan, kırıp dökmeden, öldürmeden, bu halkın varolan bazı sorunlarını tartışarak halledelim diyorum. Ama bunların yüreği yoktur, büyük vicdansızlar. Bir halkın haklarının ne olduğunu, baskı altındaki insanların özleminin ne olduğunu anlamak bile istemezler. ‘Ulusal birlik ve bütünlük’ adı altında “Bir halk yok olsun, bütün insanlar yaşam dışı bırakılsın” anlayışına sahipler. Bu, kendileri için sözüm ona şereftir. Biz bu ‘şerefi’ çok iyi tanıyoruz; tarihte bunun örnekleri çoktur.
Biz çok haksız, çok körce, yıkmaktan ve imha etmekten başka amacı olmayan bu tip zalim güçlerden kendimizi korumak için bu savaşı veriyoruz. Ama asıl savaşımımız yaşamımızın bitirilmişliğine bir anlam verebilmek içindir. Bu cephe en az savaş cephesi kadar önemlidir. Biz, kabul edilebilir, sevip sayılabilir bir yaşamın kadın-erkek ilişkilerindeki tutturulması gereken düzeyle birlikte olabileceğine inanıyoruz. Kadını bizzat karar verebilecek, tartışabilecek, Zilan kişiliğinde görüldüğü gibi anlam ve duygu derinliğini yakalayabilecek bir biçimde geliştirmeyi düşünüyorum. Bu konuda gerekeni yapmaya çalışıyorum. Bu en doğrusudur, özellikle bizim toplumumuz için yerine getirilmesi gereken en kutsal görevlerden birisidir.
Başta saygıdeğer halkımıza ve dostlarımıza olmak üzere, partimiz içindeki yaşam konusunda belli bir derinliği yakalamak isteyenlere de şunu belirtebilirim: Zor da olsa, hatta savaştan bile zor olsa, birçok geleneklere, bağlı olduğumuz dinsel veya ahlâki ve moral değerlerimize ters de gelse, yeni yaşamın yolunu böyle açmak zorundayım. “Din, ahlâk ve gelenekler şöyle diyor” denilebilir; bunlar benim için önemli değildir, çünkü bunlar ülkemizi, yaşamı, kadını ve erkeği kaybettirdi. Ben kolay ve ucuz yaşamı sürdürmek niyetinde değilim. Tıpkı burada vurgulandığı gibi, “İddia ve yaşam büyük olacak” ilkesine bağlıyım. Bu ilke için ne gerekiyorsa o yapılacaktır. Bu kadar büyük bir savaşı hiçbir dinin mensupları gösteremez. Ama PKK'de özgürlük militanı gencecik bir kız bu gücü gösterebilmiştir. Bu sevgiyi ve vicdanı başka hiçbir gelenekte ve ahlâkta görmek mümkün değildir. İşte bu, özgürlük ahlâkında ve özgürlük amaçlarında gösterilmiştir.
Bütün halkımız, dostlarımız ve partimiz içindeki tüm kadın ve erkek militanlarımız!
Önderlikte yaşam konusunda bir ilerlemenin farkında olmak gerekiyor. Kadınla doğru yaşayabilmek ve daha anlayışlı olabilmek savaşa da çok güç verir. Bu, öyle sanıldığı gibi benciliğe götürmez. Kim bencilliğe götüreceğini söylüyorsa yanılıyor. Kadınla olabilmek bir savaş gerekçesidir. Herkes anlayabilmeli ki, son yıllarda kadınla ne kadar olabildiysem, o kadar amansız savaşçı olmayı bildim. Eski erkek bir kadınla oldu mu, kendini verse bir çırpıda kazanılacak bir savaşa ihanet eder. Bu erkek, benim için en namussuz erkektir. Bu kişilik kadın da olabilir. Ama benim yanımdaki hiçbir kadının beni savaş dışı bıraktığını hiçbir zaman düşünmüyorum. Zaten Zilan'ın kendisi ortadadır; Zilan'la olabilmek en büyük savaş eylemiyle olabilmektir. Kadınla olabilmek mi istiyorsunuz, o zaman en büyük savaşçı olacaksınız. Büyük yurtseverlikle, büyük özgürlükle birlikte olacaksınız. Yine kadın mı erkekle olmak istiyor; benim şahsımda yetişen yeni insanla olacak, yani Zilan yoldaş gibi olacaktır. Bunun başka izahı yoktur. “Anlamadık, güç yetiremiyoruz” dememelisiniz. Kutsal dediğimiz, yüreğimizde ve beynimizde sonuna kadar bağlandığımız sözleşme dediğim olay budur.
Ben buna yaşamın manifestosu dedim. Bundan sonra bu ülkede, bu halk içinde kadın-erkek arasındaki yaşam bu manifestoya göre olacaktır. Daha değerli kadın militanlar ortaya çıkararak, bunu biraz daha kanıtlamak istiyorum. Erkeklerin gözüne yiğit kadınları sokarak, gerektiğinde onlardan daha fazla savaşçı kılarak ve mümkünse onları biraz vicdana ve savaşa kaldırarak bunu biraz göstermek istedim. Yine yaşama büyük bir tutkuyla bağlanmaları için, kadının anlam ve önemini ortaya koymak istedim. Gelişmeler sınırlıdır, ama bana göre çarpıcıdır. Birçoğunun sandığı gibi, bilinç derinliği ve büyük bir ruh olmadan bu yaşam yaratılmamıştır. PKK'nin kadın şehitleri bu manifestoya göre gelişmektedir ve yine yiğit erkekler de bu manifestoya göre ortaya çıkmaktadır. İsterdim ki bunların tam zaferini sağlayabileyim. Gücümün buna yeterli olması için her şeyi çılgınca yerine getirmeye de çalışıyorum. Ancak bu yetmeyebilir. Şehitlere bağlılık sözü veren herkes, günlük yaşamını mümkünse büyük iddialı ve eylemli kılsın. Bana göre sıradan birisi bile büyük iddialı ve eylemli olursa, hem yaşamın temsilcisi, hem de onun gerektirdiği kadar savaşçısı olabilir; zaferi de kesinleştirebilir. Şahadetinin büyük diriliş eyleminin birinci yıldönümü vesilesiyle bunları vurguluyorum.
Zilan yoldaşımız sözlerinde sonuna kadar haklıdır. İddiası ve yaşam tutkusu son derece soyludur. Biz, biraz buna yol açtığımız için mutlu olmakla birlikte, tam zaferini sağlayamadığımız için de halen eziklik ve endişe içindeyiz. Ama bunu aşmak için de amansız çabalarımızı kesinlikle sürdüreceğiz. Kendisinin de vurguladığı gibi bu, mutlaka zafere götürecektir. Bu anlamda sadece savaşımın zafer çizgisi değil, yaşamın da zafer kişiliği Zilan Manifestosunda kesinlikle anlam bulmuştur. Bundan sonra yaşam, bu manifesto ve yemin altında anlam bulacaktır. Biz bütün kusurlarımıza, eksikliklerimize ve yanlışlarımıza rağmen, bunun gereklerini biraz yerine getirmeye çalıştık. İnanıyorum ki, bundan sonra daha cesur, doğrulara daha yakın, daha bilinçli, hem de çok duyarlı ve duygulu insanlar olarak yaşamın da gereklerini yerine getireceğiz ve savaş kadar yaşamın da zaferini kesinleştireceğiz.
30.06.1997
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
